Özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası küresel terör tanımlamaları ivme kazanmış, terörle mücadele ve silahsızlanma ülke politikalarında ve ülkelerin geliştirdikleri ikili işbirliklerin de geniş yer bulmuştur. Etki alanı dar olan terör eylemleri daha geniş bir etki alanına kavuşmuştur.
Terörizm siyasi bir amaca ulaşmak için kullanılan ve psikolojik yanı ağır basan bir savaş biçimi, siyasal süreci etkileyen şiddet eylemleri olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde terör eylemlerinin en önemli amacı, kamuoyunun dikkatini çekmek, seslerini topluma duyurarak toplum üzerinde baskı ve gerginliğin artırılmasını sağlamak ve var olduklarını hatırlatmaktır. Terör örgütleri medya kuruluşları aracılığıyla hedeflerine kolaylıkla ulaşabilmektedir. Medya kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlarken aynı zamanda terörist grupların da amaçlarına hizmet veriri konuma gelmiştir. Teröristler eylemleri yaparken ilk olarak saldırdığı egemenliği küçültmek, yermek, halkın üstünde devletine karşı olan güvenin, inancın sarsılmasını sağlamak ve bu oluşan kaos ortamı sonrası kendi moralini yükseltmek amacı taşımaktadır. Bu amaçlarını gerçekleştirmede kitle iletişim araçları onların amaçlarına hizmet edecek en uygun araç olarak görülmektedir. Bu sebeplerle rehin alma, uçak kaçırma, soygun gibi eylemlerde teröristler mesajlarının kamuoyuna duyurulmasını eylemin sonlandırılması için bir ön koşul olarak öne sürmektedir. Ortaya konulan eylem ya da öldürülen insanlar değil bu eylemlerin oluşturacağı etki daha büyük bir nitelik taşımaktadır. Eylemler ne kadar fazla habere veya programa konu olursa, haber ne kadar fazla kişiye ulaşırsa o kadar fazla korkuya, toplumsal endişeye, tepkilere neden olacak, toplumsal huzursuzluk o kadar artacaktır. Bu sebeple medya ve basın teröristlerin amaçlarına ulaşmada kullandıkları en önemli araçlardan biri haline gelmiştir.
Medyanın haber alma ve kamuoyunu bilgilendirme görevinin olduğu muhakkaktır. Ancak terör eylemlerinin haber yapılmasının olumludan çok olumsuz yanları bulunmaktadır. Medya ve basının bu haberleri vermemesinin beklenemeyeceği gibi siyasal organların medyadan bunu istemesi de demokratik ilkelerle bağdaşmaz. Aynı zamanda medyanın sansür edilmesi özgürlüklerin kısıtlanması, siyasal iktidarın denetimi de kabul edilemez. Bu anlamda basın ve medya grupları da bir çıkmazın içine girmektedir. Olayların olduğundan fazla gösterilmesi korku ve endişeye neden olurken, az haber yapılması da haber alma özgürlüğünü kısıtlamakta ve kamuoyunu aydınlatma işlevini ihmal etmiş olmaktadır. Bu nedenlerle soruna yönelik çözümün basın ve medyanın yine kendi olduğunu düşünmekteyim. Basın ve medyanın reyting ve tirajdan çok toplumsal bilinç, mesleki sorumluluk ve meslek ahlakı ön plana çıkaran yayınlar yapmaları sorunun çözümünde en önemli çözüm yolu olarak görülmektedir.
Bir diğer önemli nokta ise medyanın terör gibi toplumsal huzur ve barışı tehdit edecek, vatandaşların ülkesine, hükümetine ve ordusuna duyduğu güveni sarsacak haberleri yayınlarken çok daha hassas olmalarıdır. Kullanılan üsluba ve terör örgütlerine hizmet edecek her türlü haberden kaçınılması gerekmektedir. Reyting ve haberi ilk yayınlama telaşı içerisinde haberler terör örgütü eylemlerinin olduğundan çok daha büyük gösterilmesine, hatalı verilerin kullanılmasına, hatalı bilgilerin halka aktarılmasına neden olunmaktadır. Bu hususlarda dikkat edilmesi gereken bir diğer unsuru oluşturmaktadır.
Terör ve terörist eylemler dünya üzerin de başka hiçbir basında bu kadar sansasyonel bu kadar kontrolsüz bir biçimde verilmemektedir. Türkiye gibi yıllardır kesintisiz bir şekilde terörle mücadele eden bir ülkenin halen terörizmle ilgili yayınlar konusunda ilkelerini benimsememiş olması büyük bir üzüntü kaynağıdır. Kanlı sahnelerin bilinçsizce ve defalarca yinelenmesi dünyanın başka hiçbir yerinde uygulanmamaktadır. 2000 yılında İngiliz ve Türk holiganların arasında yaşanan arbede sonrası iki İngiliz öldürülmüştür. Olay sonrası katıldığı bir tartışma programında İngiliz gazeteci: “Ülkenizde işlenen cinayette iki İngiliz’in cesedinin kanlı görüntülerini Türk televizyonları olarak günlerce ekranlarınıza taşımanıza biz İngiliz medyası olarak hayret ettik, İngiltere’de İngiliz halkına izlettirdiğimiz görüntülerin tamamını sizin görüntülerinizden aldık. Bakın, eğer İngiltere’de aynı şekilde İngilizler tarafından Türkler öldürülmüş olsaydı, hiçbir İngiliz televizyonu ya da gazetesi bu şekilde bir yayın yapmazdı. Öldürülen insanların kanlarının görüntülerini ne kendi ne de dünya kamuoyuna izlettirmezdi. Bu ülkenizin imajı açısından da hiç hoş bir durum değil…” sözleriyle durumu özetlemektedir.
Haberlerin doğru yansıtılması konusunda siyasilere ve kamu kurum ve kuruluşlarına da önemli görevler düşmektedir. Siyasi partiler ve siyasi iktidar haber kaynaklarına düzenli bilgi akışının sağlanması konusunda basın mensupları ile sıkı bir işbirliği içerisinde olmalı ve bu konuda çalışmalar yapmalıdır. Çünkü eğer siyasi iktidar düzenli ve doğru bilgi akışını sağlamazsa, medyadaki bilgi açığı illegal örgütlerce veya terör örgütlerince kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde ve yanlış verilerle sağlanacaktır. Bu da toplumsal kaosu artırarak tepkilerin artmasına neden olacak, böylece terörist gruplar hedeflerine daha kolay ulaşacaktır. Aynı zamanda özel kanalların, yayınların ve haber ajanslarının sayılarının artması sonucu RTÜK’ün yayın kontrolleri zorlaşmıştır. Bu sebeple kanallarda kontrolün yeteri kadar sağlanmaması yayınların niteliğini düşürmüş, programlar reyting uğruna acılı ailelerin acılarına saygı duyulmayan, masum gözyaşlarının kazanç için kullanıldığı ticarethanelere dönüşmüştür. 3984 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayınlar Hakkında Kanunun ‘Yayın İlkeleri’ başlıklı 4’üncü maddesinin (a), (c) ve (g) bentlerinde de bu konuya yer verilmiştir. Radyo ve Televizyonların Türkiye Cumhuriyetinin varlık ve bağımsızlığı Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, toplumu şiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk eden duyguları oluşturacak yayınlara imkân verilmesi ilkesine aykırı yayın yapamayacaklarını hükme bağlamıştır. Bu anlamda kontrollerin ve uygulanan yaptırımların caydırıcılığının artırılması da kontrol mekanizmasını güçlendirecektir.
Terör olayları gerek dünya kamuoyu, basın, medya, siyasiler, kamu kurum ve kuruluşları kendi üzerine düşen görevlerin bilincinde olmalıdırlar. Birbirimize daha çok kenetlenerek, toplumsal bilincimizin ve görev sorumluluklarımızın farkında olarak, etnik ve kültürel anlamda her türlü ayrımdan vazgeçerek barışçıl ve huzurlu bir ortam oluşturmak sorunun çözümü için en doğru yol olacaktır.
(Didem Aydınoğlu, SDE Asistanı)