Öncelikle Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet’in ‘IMF ye ihtiyaç yok deyip daha sonra IMF’nin yardımını memnuniyetle karşılaması’
[1] da birçok konuda olduğu gibi bu konuda da AB içinde de anlaşmazlıkların olduğunu gösteriyor. Aslında burada gözüken Almanya ve Fransa arasındaki ‘savaş’ın meydana çıkmasıdır.
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in uluslararsı basına yansıyan demeçlerinde dile getirdiği “krizin diğer ülkelere yayılmasını önlemek ve zor durumda bırakmamak için Yunanistan’a yapılması planlanan yardımın sadece zaman almaktan başka bir şey ifade etmeyeceğini”
[2] bildirmesi işin ne kadar bir çıkmazda olduğunu göstermektedir. Özellikle, Alman kamuoyunun bu yardıma sıcak bakmaması ise işi daha da zorlaştırıyordu. Geçen hafta sonu onaylanan 750 milyar avroluk yardım paketinin hazırlanmasına rağmen piyasaya müdahalede geç kalınması ülkelerin mali görünümü üzerinde olumsuz bir etki bırakmıştı. Avrupa Merkez Bankası’nın son gelişmeler doğrultusunda İspanya ve Portekiz devlet bonosu almaya zorlanması da bankanın özerkliğine müdahale olarak algılandı. Bu olay The Economist’te ‘işin henüz yarısının bile tamamlanmadığını, bu planın sadece zaman satın aldığını fakat ilk başta bu karışıklıklar içinde avro bölgesinde önderlik yapan mali ve yapısal noksanlıkları düzeltemediği’
[3] şeklinde eleştiriliyordu.
Bununla beraber eğer 750 milyar avroluk paket kabul edilmeseydi büyük bir zincir halinde bunun önce İspanya sonra Portekiz ve sırasıyla İrlanda ve İtalya’yı kapsamasından korkuluyordu. İşte tam bu noktada Alman kamuoyunu rahatsız eden şey de bu domino etkisi idi, yani Yunanistan’a yapılacak bir yardım diğer zayıf ülkelere örnek teşkil edecek ve onlara da mali yardımda bulunulması gerekecekti. Bu rahatsızlık Almanya ile Avro Bölgesi’ndeki diğer ülkelerle arasındaki sorunları da gün yüzüne çıkardı.
14 Mayıs’ta İngiliz Guardian gazetesi, Sarkozy’nin Merkel’i, “tek kur için AB’nin 750 milyar avroluk sigorta paketine düşmanlığı bırakmazsa avroyu terk etmekle tehdit ettiğini”
[4] yazmıştı. Burada ki olaya bir de ikili ilişkiler açısından parantez açarak bakarsak, uzun zamandır sorunsuz yürüyen Fransız-Alman ilişkilerinin de kırılgan bir zemine doğru gittiğini görüyoruz. Evet, Almanya diğer avro bölgesi ülkelerine ekonomik yardımda çekingen davranabilir ve bu, o ülkelerin ekonomilerine güvenmediği anlamına da gelebilir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta, avro bölgesindeki Güney Avrupa ülkelerinin ihracat rakamlarının düşüklüğü, Almanya’nın ise avro bölgesi olan ülkelere ihracının yoğunluğudur. Bu döngüden çıkmanın yollarından birisi sözkonusu ülkeler açısından ihracatı artırmak ve rekabeti sağlayıcı önlemler almak, sıkı, disiplinli bir mali politika izlemektir.
Sarkozy’nin Merkel’i, Avro’dan ayrılma ile tehdit etmesi ise önemli bir detay olarak gündemdeki yerini aldı. Peki neydi bu tartışmanın ve tehdit’in arkasında yatan sebep diye soracak olursak yine Merkel’in Avrupa basınına yansıyan demecine bakmakta fayda var. Merkel demecinde; ‘Avronun başarısızlığı Avrupa ve Avrupa’nın bütünlüğünün, Avrupa birliği fikrinin başarısızlığı’ olacağını söylemişti.
Ekonomide bunlar olurken Avrupa’nın başkenti Brüksel’de uzun bir zamandır daha önemli gelişmeler yaşanıyor. Evet ekonomide Yunanistan, siyasi bütünlükte ise Belçika’nın durumu pimi çekilmiş bombayı anımsatıyor. Federal bir ülke olma amacı ile yola çıkılan AB, şu anda Belçika’nın bölünme riski ile karşı karşıya kalmış durumda. İki hatta üç bölgeden oluşan Belçikayı tehdit eden ise aşırı milliyetçi akımlar. Kuzeydeki Flamanlar ile güneydeki Valonlar arasındaki anlaşazlık işi çıkmaza sokuyor. Büyük bir ihtimalle bu iki bölge bölünecek fakat bu bölünme bir başka sorunu da yanında getiriyor; hem Belçika’nın hem de AB’nin başkenti Brüksel, “iki arada bir derede” kalacak.
Sonuç olarak Avrupa Birliği ekonomik sorunların üstesinden bir şekilde birbirlerine karşı verdikleri tavizler ile gelebilirken, milliyetçi ve şovenist duygulara dayalı sorunların üstesinden gelmekte zorlanıyor. Belki de Belçika’nın fiziksel olarak bölünmesi AB’de birçok şeyi değiştirebilir. Evet ekonomide Yunanistan’a hem Avrupa Merkez Bankası hem de IMF ile destek çıkarak ve Portekiz ile İspanya’ya da bütçe açıklarını kapatmaları doğrultusunda telkinlerini kabul ettirerek bir nevi çözüm sağladılar. Bunun sonuçlarının olumlu veya olumsuz olarak piyasalara yansımasını göreceğiz fakat şunu belirtmekte fayda var; ne zaman Almanya kendisi için değil de tek Avrupa için hareket ederse o zaman Avro tekrar güç kazanabilir. Kısaca Avrupa Birliği’nde bazı taşlar halen tam olarak oturmuş durumda değil. Bir de Avrupa Merkez Bankasının başkanlığı gelecek dönem Almanya’ya geçiyor. Başkanlığın Almanya’ya geçmesi ile birlikte Avrupa Merkez Bankası sıkı bir disipline de kavuşabilir. Bu da dikkate alınması gereken bir konu olarak öne çıkıyor.
(Akif Karabaş, SDE Asistanı)
[4] http://www.guardian.co.uk/world/2010/may/14/nicolas-sarkozy-threat-greece-row-angela-merkel