Ülkede 1984 yılından beri süren iç savaş 2005 yılında imzalanan Kapsamlı Barış Süreci Antlaşması ile sona ermişti. 2010 Nisan seçimleri, Kapsamlı Barış Süreci’nin önemli koşullarından biriydi. Yine aynı antlaşmaya göre 2011 yılının başında Güney bölgesinin Sudan’dan ayrılması konusunda bir referandum da öngörülmekte. Diğer yandan 2003 yılından beri gündemde olan Darfur krizi ve bu krizin yarattığı bir diğer gelişme olan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Ömer El Beşir hakkında yakalama emri çıkarması ayrı bir sorun olarak durmaktadır.
Avrupa Birliği ve Carter Komisyonu gibi, seçimleri takip eden uluslar arası gözlem heyetleri seçim sürecinin uluslararası standartlarını altında kaldığını belirtmekle birlikte seçim sonuçlarının geçerli olacağını açıkladılar.
Beşir’in iki önemli rakibi olan Sudan Halk Kurtuluş Hareketi’nin adayı Yasir Arman ve Ümmet Partisi’nin adayı El Sadık El Mehdi’nin yarıştan çekilmesi ile birlikte seçimlere gölge düşmüş, ayrıca muhalefetin, ülke genelinde, hile yapıldığı yönündeki iddialar üzerine seçimlerin güvenirliliği sorgulanmıştı.
Gözlemciler, seçim sonuçlarını El Beşir tarafından, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararına karşı halkın kendisine olan desteği olarak algılanabileceğini ifade etseler de, bazı bağımsız insan hakları örgütleri bu konuda farklı düşünmekte. İnsan Hakları İzleme Örgütü yaptığı açıklamada, Ömer El Beşir’in seçimlerde galip gelmesi ona Uluslararası Ceza Mahkemesi karşısında yeni bir dokunulmazlık sağlayamayacağını açıkladı. Dolayısıyla, Batılı devletler ve sivil toplum örgütlerinin Ömer El Beşir’e yönelik bakış açısı pek değişmeyecek gibi görünüyor.
Avrupa Birliği ise bu konuda yaptığı açıklamada, seçimlerin barışçı ortamda yapılmasından memnuniyet duyduklarını bildirmekle beraber, seçim sürecinde yaşanan bazı teknik sorunların da endişelere de neden olduğunu belirtti.
Ömer El Beşir ise sonuçlarının açıklanmasından sonra yaptığı televizyon konuşmasında, seçim sonuçlarının bütün Sudanlıların başarısı olduğunu belirttikten sonra, 2011’de yapılması planlanan referandumun öngörülen tarihte gerçekleşeceği konusunda güvence verdi. Buna karşın uluslararası kamuoyunun temel korkusu, Kuzeyle Güney arasında çatışma ortamının yeniden başlaması ve referandumun barışçı bir biçimde zamanında yapılamaması ihtimali.
Salva Kiir ise yaptığı açıklamada, Ulusal Kongre Partisi’nin politikalarını eleştirerek, “Bizi ayrılma yönünde karar vermeye zorluyorlar” dedi. Kiir, birliğin korunmasından yana olduklarını belirtmekle birlikte, amaçlarının savaşa yol açan eski yapının değiştirilerek, eşitlik temelinde yeni bir düzenin kurulması olduğunu belirtti. Seçimlerin ardından oluşan manzaradan ve liderlerin açıklamalarından şu sonuçlar veya olasılıklar çıkartabiliriz.
- Referandum planlanan tarihte gerçekleşecek
- Olası bir referandumda evet oylarının yüksek çıkması büyük bir ihtimal
Fakat Güney’in ayrılması bazı dezavantajları da beraberinde getirecektir. Her şeyden önce Güney bölgesi Kuzey’e göre ekonomik açıdan geri kalmış durumda. Olası bir ayrılma durumunda da ekonominin toparlanması, dış yardım ve desteği zorunlu kılmakta. Sudan’ın 2000’li yıllarda gösterdiği ekonomik gelişme dikkate alınırsa, Sudan’da geniş özerkliğe sahip federatif bir yapı içersinde kalmak daha avantajlı görünüyor. Ayrıca Güney’de ayrışma sonrası oluşacak aşiretler arası çatışmalar bir başka problem oluşturabilecek potansiyele sahip. Bu nedenle Sudan’da siyasi reformların yapılması ve genel anlamda yaşanacak demokratikleşme Güney halkı için Sudan içersinde kalmayı daha cazip kılacaktır. Bu bağlamda, son seçimleri önemli bir demokratik adım olarak görmek gerekir.
Sonuçlardan komşu Mısır da endişe etmekte. Güney’in ayrılması ile birlikte Nil sularının kullanımına ilişkin antlaşmalarla ilgili karmaşa ve suyun yeni bir ülke tarafından da paylaşılacak olması nedeniyle Mısır’ın durumdan pek de memnun olmadığı açık. 2011 referandumu sonunda Güney’in bağımsızlık elde etmesi durumunda, Mısır başta olmak üzere bölgenin önemli aktörleri ile baştan itibaren sorunlu bir ilişki yaşayacağını tahmin etmek güç değil. Özellikle geçtiğimiz günlerde 4 Doğu Afrika ülkesinin Mısır ve Sudan’dan ayrı olarak kendi aralarında Nil Nehri’nin sularının kullanımı konusunda anlaşmaya varmaları Güney’in ayrılmasını bu bağlamda daha karmaşık bir mesele hale getirmekte. 2011 yılında yapılacak Mısır devlet başkanlığı seçimleri ile Sudan’daki referandumun aynı yıl içersinde gerçekleşecek olması, 2011’i Doğu Afrika için kritik bir yıl haline getiriyor.
Diğer yandan Güney’in petrol zenginliklerinin büyük bir bölümünü elinde bulundurması ve bugün bu kaynakları Kuzey ile paylaşması, olası bir ayrılma durumunda zenginliklerin bölüşülmesi konusunu da ayrı bir sorun olarak ortaya çıkacağını göstermekte. Ayrıca Darfur bölgesindeki isyancılar da sonuçtan pek de memnun değiller.
ABD yönetimi de bu konuda referanduma odaklanmış durumda. Seçim öncesinde ve sonrasında muhaliflerce dile getirilen usulsüzlük iddialarına karşın ABD yönetimi seçimlerin ertelenmesi konusunda bir çağrı yapmadı.
2010 oylamasının birkaç farklı seçimi birarada barındırması nedeniyle oy vermenin karmaşık özelliği dikkate alındığında, kimi teknik sorunların yaşanması zaten kaçınılmazdı. Ancak, 24 yıl sonra çok partili seçimlerin yapılabilmesi, seçimlerin sonuçlarının uluslararası gözlemciler ve kamuoyu tarafından da onaylanması ve Ömer El Beşir’in 2005 Antlaşması’na bağlı kalacağını açıklaması ülkede demokratikleşme konusunda bazı umutlar vermekte. Buna karşın geçtiğimiz hafta sonu Darfur bölgesinde yaşanan çatışmalar ve Hükümet güçlerinin çok sayıda militanı öldürmesi Darfur meselesinin de bir süre daha gündemde olacağını göstermekte.
(Onur Öztürk, SDE Asistanı)