Mısır İngiliz mandasında bulunduğu 1914’den beri olağanüstü hal yasalarıyla yönetilmektedir. Bu olağanüstü hal uygulamalarına kısa süreli aralar verilmiş olsa da ilerleyen dönemlerde yaşanan gelişmeler sonucu olağanüstü hal uygulanmaya devam etmiştir. 1967 yılında İsrail-Mısır savaşının patlak vermesiyle olağanüstü hal uygulamaları yaygınlaşmıştır. Yaşanan önemli gelişmelerden bir diğeri ise 22 Ekim 1973 tarihinde Camp David antlaşması sonrası Siyonist İsrail’i tanıdığı gerekçesiyle Enver Sedat 1981 yılında Halid İstanbuli tarafından öldürülmüş olmasıdır. Bu suikast sonrasında 1980–1981 yılları arasındaki 1 yıllık süreçte olağanüstü hal uygulamasına ara verilmiştir. Suikast düzenlendiği sırada Başbakan yardımcısı olarak Enver Sedat’ın yanında oturan Hüsnü Mübarek de saldırıdan kıl payı kurtulmuştur. Bu tarihten sonrada Mısır yönetiminde tek iktidar gücünü temsil etmiştir. 1981 yılında hüsnü Mübarek’in olağanüstü hale tekrar işlevsellik kazandırmasıyla kesintisiz olarak uygulanmaya başlamıştır. Uygulanan olağanüstü hal yasalarıyla insanlar pek çok demokratik haklarından mahrum bırakılmış ve kitlesel eylemleri engellenmiştir. Bu nedenle Mısır halkı sindirilmiş ve susturulmuş durumdadır. Bölgedeki İslami oluşumlarda büyük bir baskı altında oluşumunu sürdürmektedir.
Uygulanan Mısır yönetimine bakıldığında ise göstermelik bir demokrasinin varlığı gözlemlenmektedir. Ülkede çok partili sistem varmış gibi lanse edilse de ülke başkanlıkla idare edilmektedir. Ülkede tek parti ve tek adamın hükmünden söz edilmektedir.1981 yılında yapılan seçimlerde 11 parti olmasına karşı Mübarek meclis aritmetiğinde hiçbir zaman yüzde 80’lerin altına düşmemiş, 1995 seçimlerinde meclis sandalyesinin yüzde 95’ini işgal etmiştir. Bunun yanında Ulusal Parti yüzde 97’lik ezici çoğunlukla yerel belediye meclisinde tek hâkim güç konumundadır.
Siyasi arenada 19 siyasi parti olmasına rağmen siyasal engellerden dolayı hiçbir faaliyet gösterememekte ve siyasi aksesuar olarak varlık sürdürmektedirler. Halk tabanında yalnızca bir partiye destek sağlanması da bu partilerin siyasal arenada faaliyet yürütmesine engel olmaktadır. Partiler anlamında vurgulanması gereken diğer önemli bir konu ise bölgede pek çok partinin demokrasinin var olduğunu kanıtlamak amacıyla göstermelik olarak rejim tarafından kurulmuş olmasıdır. Kurum Müslüman Kardeşler gibi geniş halk tabanına sahip güçleri de yasadışı faaliyet sayarak, hükümet karşıtı oluşabilecek her türlü muhalefeti engellemeye çalışmaktadır. Bu da gerçek anlamda bir muhalefet partisinin oluşması ve demokratik bir ortamın sağlanması için en büyük engel olarak görülmektedir.
Mısır’da sağlanacak gerçek bir demokratik ortam için yalnızca olağanüstü halin kaldırılmasının yeterli olmayacaktır. Çünkü sosyalist temellerle hazırlanmış Mısır Anayasasının kapitalizmin hüküm sürdüğü Mısır’da işlevinden söz edilemez. Bu anlamda Anayasa’da temel düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Ülkede çok partili bir sistem öngörülürken tek partinin hüküm sürmesi anayasanın askıya alındığının ve ülkede anayasanın hiçe sayıldığının en önemli göstergelerinden biridir.
Mısır’da demokrasinin gereği olan siyasal hakların sınırlandırılmasının yanı sıra en temel insan hakları ve ifade özgürlüklerinde dahi insanlık suçu sayılacak gelişmeler yaşanmaktadır. Mübarek’in iktidara gelişiyle beraber Mısırlılar üzerinde baskıyı artırması, temel hak ve özgürlükleri yok sayması sonucu İslamcı on binlerce düşünce suçlusu zindanlara atılmış, işkencelere maruz kalmıştır. 2004 yılında yayınlanan haberlerde 9 tutuklunun işkence tezgâhlarında can verdiği bildirilmiştir.
Mübarek 28 Eylül 2003 tarihinde yaptığı açıklamada bu tarihten geçerli olmak kaydıyla olağanüstü hain kaldırıldığını, normal hayata geçildiğini açıklamıştır. “Genel güvenlik ve disiplin açısından zorunlu olanlar hariç, olağanüstü hal yasasının uygulandığı dönemde Askeri Yargıcın çıkarmış olduğu tüm askeri emirleri iptal ettim” demiştir Mübarek’in bu açıklamaları muğlâktır. Kararların bazılarının dışarıda bırakıldığını açıklamış ancak hangi kararlar olduğu konusunda bilgi verilmemiştir. Mübarek aynı zamanda siyasi partiler yasasının değiştirilmesini, modernleştirilmesini partilerin önünde duran engellerin kaldırılmasını, siyasal hayatın canlandırılmasını, ayrıca meslek sendika kanununun da değiştirilmesini ve geliştirilmesini istediğini vurgulamıştır. Mübarek’in isteklerinde ne kadar samimi olduğu ise tartışılması gereken bir konudur. Özellikle ABD’nin İslam coğrafyasında uyguladığı saldırgan, baskıcı ve şantajcı siyaseti, İsrail ve Irakta izlediği politikalar, dünya siyasi gündeminde “demokrasi ve insan hakları” söylemlerinin yaygınlık kazanması Mübarek üzerinde de iktidarını kaybetme korkusu uyandırarak bir nebze olsun demokratik bir ortamın sağlanması için yeni düzenlemeler yapması konusunda zorlayıcı etkiye neden olmuştur. Bu sebeple iktidar ve halk arasında ki barış vurgulanmaktadır. Halkın yönetime katılarak değil, var olan sistemin konjonktürün getirdiği kurallara uygun hale getirilerek kabul görür hale gelmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.
Mısırda demokrasi adına verilen bir başka sınav ise 2005 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası parlamento seçiminde verildi. Seçimlere Vefd, Tecemmu ve Nasirist partileri ‘Değişim için Birleşik Ulusal Cephe’ adıyla birleşerek girerken Gad ve İhvan-ı Müslimin partileri ise tek başlarına girmişlerdir. Ancak ilk turda İhvan-ı Müslim’in oy patlamasıyla sindirme politikaları yapılmış, insanlar tutuklanmış, cadde ve sokaklarda saldırıya uğramışlardır. Bölgede hatırı sayılır Hıristiyan nüfusun varlığı Müslüman bir partinin güç kazanmasına tepki duyulmasına neden olmuştur ve bu sebeplerle partiye yasak konularak partiyi destekleyen halkın iradesi yok sayılmıştır.
Mısır rejiminin bir parçası haline gelen olağanüstü hal uygulamaları bölgede ve uluslararası arenada oluşan tüm tepkilere ve protestolara rağmen devam etmektedir. Ancak Mısır hükümeti olağanüstü hali muhalefeti bastırmak, sivil suçluların ve düşünce suçlularının askeri ve devlet mahkemelerince yargılanmasında ve suçlulara yapılan işkenceleri meşrulaştırmak için bir alet olarak kullanmaktadır. Yine kamu ve milli güvenlik mazeret gösterilerek ifade özgürlüklerine ve insan haklarına ciddi bir tezatlık oluşturmakta ve demokrasiye ciddi darbeler indirmektedir.
Son dönemde ise gerek batılı ülkelerce gerekse bölge halkınca gerçek bir reform ve değişim talep ediliyor. Özellikle muhalefet cephesi yasama, yürütme ve yargı alanlarında yenilikler yapılmasını istiyor. G–8 zirvesinde de ‘Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri İlerleme ve Gelecek için Ortaklık’ raporunda reformun dış baskılarla değil iç dinamiklerle yapılması öngörülmüştür. Abdullah Gül de konuya yönelik düşüncelerini ‘Biz kendi evimizi düzenlemezsek, başkaları düzenler’ sözleriyle özetlemiştir. ABD’nin Irakta yaşadı çıkmaz bölgedeki demokrasinin iç dinamiklerle sağlanmasını geliştirilen bir B Planı olarak görülmektedir. Bu anlamda bölgede kendi çıkarına hizmet edecek ciddi değişimlerin yapılması isteniyor.
Bütün gelişmelere rağmen 12 Mayıs 2010 tarihinde Mısırın olağanüstü hal uygulamalarını iki yıl daha uzattığını açıklaması bölge halkı ve uluslararası arenada tepkiyle karşılanmaktadır. Kararın parlamentoda oylandığı sırada halktan pek çok sivil sokaklarda kararı protesto etmekteydi. Uzatma kararının açıklanmasının ardından ABD hükümetinin “Mısır hükümetini daha önce vermiş oldukları sözleri tutmaya davet ediyoruz. Mısır dünyaya uluslararası prensiplerine uyduğunu gösterme fırsatını kaçırmıştır” açıklamaları gösteriyor ki bölgede tansiyon her geçen gün artmakta ve yeni çatışmalar için uygun ortam sağlanmaktadır.
(Didem Aydınoğlu, SDE Asistanı)