ENGLISH
08.02.2012
Ana Sayfa » AvrupaGeri Dön «

Demokrasilerde Gereğini Yapmak

14.05.2010 16:55:02

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İngiltere’de yapılan genel seçimlerde 14 (ondört) yıl aradan sonra muhafazakar parti birinci parti olarak çıkmasına rağmen mecliste tek başına hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadığından dolayı iktidar koltuğuna tek olarak oturamadı. İngiltere siyasetinde uzun bir aradan sonra bir koalisyon hükümeti kuruldu. Türkiye ile iyi ilişkiler içinde olan İşçi Partisi’nden sonra iktidara gelen Muhafazakar-Liberal Demokratlar ile de iyi ilişkiler içinde olunacağından şüphe duyulmamaktadır.

İngiltere’de yapılan bu seçimler ile birlikte aynı zaman da İşçi Partisi de seçimlerde başarısız olarak hükümeti kaybetti. Bu seçimlerin sonucunda belirgin rol oynayan bir kaç konu öne çıkmaktaydı. Özellikle 2008-9 yıllarında yaşanan likidite krizi ve Northern Rock Bankası’nın ipotek (mortgage) konusunda yaşadığı sorunlar ve bankaya devletin el koyması daha sonraki dönemlerde diğer bankalarında devlet kontrolüne geçmesi veya bu bankalara hazineden destek sağlanması halk tarafından pek memnuniyetle karşılanmamıştı.

Brown’un derdi ise likidite krizini en az hasar ile atlatmaktı fakat bunda pek başarılı olamayınca Brown’un popülaritesinde düşüş yaşanmaya başladı. Aslında çok iyi bir maliyeci olan Brown partinin ağır toplarından ve Blair döneminin en başarılı bakanlarından birisi idi. Blair başbakanlıktan ayrılınca da onun yerine geçmiş ve kendi kabinesini kurmuştu. Ama başbakanlık Brown’a yaramamıştı, İngiltere’nin önemli gazetelerinden olan ve aynı zamanda muhafazakarlara yakınlığı ile bilinen “Daily Telegraph” gazetesinin kabinede görevli bakanlar ile mecliste bulunan milletvekillerine (işçi ve muhafazakar partili) ait olan harcamaları yayınlaması ile kabinedeki bir çok bakan istifa etmek zorunda kalmış ve harcanan bu paraların geri iade edileceği bildirilmesine rağmen halk artık siyasi partilere ve özellikle işçi partisine güvenmemeye başlamıştı. Artık bu sosyal demokraside “üçüncü yolun” sonuydu.

Brown’un seçimleri kaybetmesinde bu olaylarla birlikte başka nedenler de bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi halk ile iletişimde başarılı olamaması ve en son olarak bir İngiliz vatandaşı ile yaptığı konuşmadan sonra yakasında açık kalan mikrofona söylediği sözler idi. Bütün bunlara rağmen Brown seçimlerde umulandan daha iyi bir oy oranı alarak çıktı, ne var ki bu onun istifa etmesini etkilemeyecekti. Evet Gordon Brown “Downing Street” deki 10 Numaralı binayı artık yeni başbakan Cameron’a bırakmak zorundaydı. Sadece başbakanlığı bırakmadı Gordon Brown aynı zamanda partideki tüm görevlerini bıraktı ve artık İşçi Partisinin yeni bir lidere ihtiyacı olduğunu belirterek istifa ettiğini açıkladı. 

Buraya kadar herşey batılı demokrasilerde işlemesi gerektiği gibi işledi. Peki ya bizde bulunan parti liderliği sevdasına ne demeli? 2002 yılından bu yana Türkiye iki genel ve iki yerel seçim yaşadı ve gelecek yıl ise üçüncüsü yapılacak. Bizdeki parti liderlerine baktığımız zaman iktidarı veya seçimi kaybetseler dahi istifa etmiyorlar hatta partiyi kendi malları olarak görüyorlar. En son olarak yaşanan Deniz Baykal’ın uygunsuz kaset olayından sonra istifa etmesi birçok kesim tarafından dikkatle izlendi ve konu hakkında birçok yorum yapıldı. Bu değerlendirmelerden birisi Deniz Baykal’ın istifa etmeyeceği veya istifa etse de 1999 yılında olduğu gibi “bakın partinin bana ihtiyacı var” diyerek geri döneceği yolunda idi. Birçok kişiye bu istifa olayı gerçekçi gelmiyordu. Oysa Deniz Baykal’ın ayrılmasından sonra yapılan birçok anketten çıkan sonuç, Deniz Baykal’ın artık parti liderliğini bırakması yönünde idi.
 
Bir tarafta demokrasinin kurallarının pürüzsüz bir şekilde işlediği batılı bir devlet olan İngiltere ve bu ülkenin başbakanı olan Brown seçimi kaybedince bütün görevlerini bırakıyor, bundan önce Schroder, Blair ve diğerleri gibi, sadece milletvekili olarak kalıyor. Muhtemelen bir dahaki seçimlerde milletvekilliğine de aday olmayacak. Oysa ki sosyal demokrat olduğunu her seferinde vurgulayan Baykal ise bir kaset olayı çıkmasa parti başkanlığında kalmaya devam edecek. Parti başkanlığını bırakmak için illaki uygunsuz bir şeylerin mi olması gerekiyor, Türkiye’deki parti liderlerinin görevlerini daha genç ve başarılı kişilere bırakması için! “Niçin Türkiye’deki parti liderleri siyasi hayatlarını pürüzsüz bir şekilde bırakmıyorlar, illa ki uygunsuz bir şeylerin olup oradan zoraki uzaklaşmaları gerekiyor” diye kendimize de sormamız gerekmez mi? Eğer parti liderleri kendiliğinden ayrılmaz veya normal bir şekilde seçilemeyerek ayrılmazsa orada bir demokrasiden bahsedilebilir mi? Bunun içinde ülkemizdeki siyasi partilerin iç tüzüklerine bakmamız gerekiyor.
 
Bizdeki siyasi parti tüzükleri genel başkanlara partide bir otorite sağlıyor ve bu şekilde parti başkanları istedikleri kadar görevde kalıp istedikleri kişileri, tabana rağmen, milletvekili adayı gösterebiliyorlar, yani parti üzerindeki her türlü tasarrufa sahip oluyorlar. Bu da gösteriyor ki bizdeki partilerde demokrasi zaten yok orada bir diktatörlük var desek yanlış söylemiş olmayız. 18 yıl genel başkanlık yapmak dışında bir başarısı olmayan Baykal eğer ki hakkında bu tür bir suçlama çıkmasaydı parti liderliğini bırakabilir miydi? Eğer bizde olgun, yerleşmiş bir demokrasi olsa idi bu tür olaylara maruz kalınmadan da istifa edilebilir ve partinin önü açılabilirdi.
 
Yapılan yorumlara bakacak olursak, halen Deniz Baykal’ın partinin başına geri dönmesinden söz ediliyor. Öte yandan sosyal demokrat Schoroder, Blair ve Brown herşeylerini toplayarak gidiyorlar ve geri gelmeyi de düşünmüyorlar. Üstelik bu kişiler başbakanlığı bırakarak gidiyorlar parti başkanlığını değil.
 
Sonuç olarak batı ülkelerinde yaşananlar hem normal demokrasinin hem de parti içi demokrasinin işleyişinin normal bir seyri olurken, Türkiye’de ise bunun tam tersi olup parti liderleri bir diktatör kimliğine bürünüyor, tabiki haklarında uygunsuz bir şey ortaya çıkmaz ise oradan ayrılmayı hiç düşünmedikleri gibi o partinin sahibi olduklarını düşünüyorlar. Anlaşılacağı gibi batı demokrasilerinde yapılması gerekenler yapılıyor, bizde ise yapılması gerekenler genelde zoraki yapılıyor.
 
(Akif Karabaş, SDE Asistanı)



AVRUPA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 11 Şubat 2012 Cumartesi günü saat 13.00'da "Emerging Powers and World Order: Turkish and Chinese Perspectives" başlıklı bir konferans gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 18:43:24

SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya