Herşeyden önce vurgulanması gereken nokta İspanya tarihi çokkültürlülük ve geniş ufukluluktan hergeçen gün kendisi sınırlama ve içine kapanmaya doğru bir eğilim göstermektedir. 1492’de Granada’nın düşmesiyle beraber Müslüman ve Yahudi izlerinin İberya yarım adasında silinmesi çalışmalarının sona ermesi süreci olarak adlandırılan reconqueista ve sonrasında yaşananlar çokkültürlülük açısından İspanya’nın gerilemesini ifade eder. Sömürgecilikle dünyaya açılmış olan fakat 20 yy’da Franço diktatörlüğüyle beraber gelen daha da içine kapanma süreci bugün ispanya toplumunda hala derin izler taşımaktadır. 1975’te Franco’nun ölümü sonrasında başlayan demokratikleşme süreci beraberinde AB üyeliği göreceli olarak İspanya’yı tekrardan uluslararası alana çıkarmıştır. İspanya bugün reconquista - sömürgecilik - Franço diktatörlüğü’nun derin izler bıraktığı tarihi mirasın 21. yy da nasıl yorumlanacağı ile ilgili derin bir entellektüel ve toplumsal kriz yaşamaktadır. Yaşanan başörtüsü tartışması hem bu derin krizi göstermesi açısından hem de İspanyadaki gelecek eğilimleri açısında son derece önemli bir rol oynamaktadır.
Başörtüsü sorunu İspanya için bir ilk değil. Daha önce 2002 ve 2007 yıllarında benzer sorunlar yaşanmış ve bir avukatın başörtülü olarak mahkemeye girmesine izin verilmemişti. Fakat Najwa olayı Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşanan burka tartışmalarıyla aynı döneme geldiği için tonu biraz farklı olmuştur. Tartışmaları özetle destekleyenler ve karşı çıkanlar olarak iki başlık altında toplamak mümkün, fakat her iki bakış açısı da gerek argümanları gerekse yaklaşım tarzı açısından olayın özüne inmek yerine gizli bir oryantalist söylemin iki farklı boyutunu temsil etmektedir.
Najwa başörtüsü ile okula gitme sorununu kolej değiştirerek şimdilik çözdü, fakat bu süreçteki toplumsal tepkiler ve tartışmalara değinmekte yarar var. İşin en ilginç tarafı tartışmalar başladığı zaman Najwa’nin gitme ihtimali yüksek olan başka bir kolejin de aceleyle iç düzenlemesini değiştirerek Najwa’nin bu okula gitmesini engellemesiydi. İktidardaki sosyalist partisi PSOE’nin Eğitim Bakanı Ángel Gabilondo, Najwa’nin başörtüsüyle okula gitmesini eğitim herşeyden önemlidir diyerek desteklemesine rağmen, Madrid eyalet başkanı ve sağcı muhalefet partisi PP üyesi Esperanza Aguirre okulun kararını desteklemiş ve başörtüsüne karşı çıkmıştır. Yazılı ve görüntülü başındaki tartışmalar da genel olarak bu iki eğilimi temsil etmektedir, fakat tartışmaların içeriği ve argümanları olayın farklı boyutlarını göstermektedir.
Karşı çıkanların temel tezi ispanyaya gelen göçmenlerin geldikleri ülkenin kurallarına uyması gerektiği ve bu konuda taviz verilmemesi gerektiği yönünde. Fakat tartışma sadece bununla sınırlı değil. Karşı çıkanların birçoğu Najwa olayı üzerinden İslam dünyasını, İslami reformu ve bununla bağlantılı olarak İslam’da kadın konusunu tartışmaya açmıştır. Hiçbir Müslüman devlette demokrasi olmadığı ve İslam dini yüzünden olmayacağı, kadının her zaman ikinci sınıf vatandaş olacağı ve eve mahkum edileceği tartışmaların ana çerçevesini temsil etmiştir. Ayrıca sık sık Müslüman bir ülke olan Türkiye’de bile başörtüsünün yasak olduğu hatırlatılarak İspanyada izin verilmesinin anlamsız olacağı vurgusu, yanı Müslümanları kendi silahlarıyla vurmaları, yapılan tartışmalarda çok sık yeralmıştır. İslam’a hakarete varan ve klasik islamofobik eğilimler gösteren bu grubun temel amacı aslında Najwa olayı üzerinden İslami yeniden tanımlama ve negatif imajla önün topluma sunmaktan başka birşey değildir.
Najwa’nin okula başörtülü olarak girmesine izin verilmesini destekleyenlerin temel argümanı ise eğer Najwa okula gitmezse evde oturacağı ve kendi bağımsızlığını kazanıp kendi kararını veremeyeceği yönündeydi. Aslında bu şekilde düşünenlerin temel yaklaşımı Najwa’nin okula devam etmesi opsiyonu onun için kötünün en iyisidir. İlk bakışta pozitif gibi görünen bu yaklaşım tarzı aslında derin bir oryantalist söylemin yumuşatılmış halinden ibarettir.
Tartışmaların sürdüğü süreçte en ilginç olan taraf ne tartışmaya taraf olan İslami kesimin temsilcilerine çok söz hakkı verilmesi ne de bizatihi mağdur olan genç kızın gerçekten ne düşündüğünün merak edilmesiydi. Her ne kadar Najwa’nın ailesi ve avukatı olayı kimlik, kişisel tercih ve özgürlük bağlamına çeken açıklamalar yapmışsalar da bu durum ne hakettiği ilgiyi görmüş ne de tartışılmaya değer bulunmuştur. Bu yöndeki açıklamalar başında ancak klasik savunma ifadeleri olarak sunulmuş ve tartışmanın özüne bir türlü inilememiştir.
Diğer Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında İspanya’ya gelen göçmenler göreceli olarak yenidir. Daha çok Fas ve Latin Amerikalı olan göçmenlerin en yoğun geldiği dönem doksanlı yıllardır. Bundan dolayı ispanyada yeni yeni ikinci nesil göçmenler kendisini göstermeye başlamıştır. Fransa ve Almanya üçüncü nesil göçmenleri tartışırken İspanyanın daha yeni ikinci nesil ve entegrasyon sorunlarını tartışmaya başlamıştır. Bu durum ispanyanın başörtüsü, entegrasyon ve asimilasyon gibi tartışmaları geç yapmasına ve doğal olarak diğer örnekleri takip etmesiyle sonuçlanmıştır. Belki bu sebeple belki de uzunca süredir ispanyanın yaşadığı içe kapanma sürecinin getirdiği tarihi-psikolojik etkenler sonucu İspanyanın tarihi Endülüs tecrübesinden yola çıkarak kendine özgün bir çokkültürlülük ve tolerans tartışması yapması son derece zor gözükmektedir. Hans Morgenthau’nun yıllar önce yaptığı ‘Avrupa Prenelerde biter’ tesbiti bugün hala geçerliğini korumaktadır ve ispanya’nın diğer merkezi Avrupa ülkeleriyle entellektüel ve sosyal düzeyle göreceli olarak zayıftır. BBVA Vakfı’nın yaptığı son araştırmanın Avrupa’da en ez seyahat eden ve etkileşime giren ülkenin ispanya olduğu tesbitini de bunun tipik bir yansıması olarak almak gerekir.
Sonuçta başörtüsü tartışması ispanyada şimdilik gündemden düşse de hem ispanyanın derin sorunlarıyla bağlantısı hem de göçmenlerle ilgili tartışmaların yeni yeni başlaması dolayısıyla bu konu tekrar tekrar gündeme gelecektir.
(Mehmet Özkan,Sevilla Üniversitesi)