Rusya-AB Yakınlaşması
Soğuk savaş yıllarından sonra her ne kadar Rusya bir dünya gücü olarak düşünülse de, ekonomik olarak derin sıkıntılar içerisinde olduğu kesindir. Rus ekonomisinin halen büyük ölçüde enerjiye dayandığı ve bu açıdan da Rusya’nın İran ya da Suudi Arabistan’dan bir farkı olmadığı ortadadır. Yine de Rusya’nın silah sanayine yaptığı yatırım, bu silahların pazarlanması, nükleer dünyanın inşasında Rusya’nın öncü rolü düşünüldüğünde Rusya belirgin güç olarak karşımızda durmaktadır. Bununla birlikte Rusya bir dünya gücü kalması gerektiğini düşündüğünde kendini konumlandıracağı yer konusunda da tam olarak emin değildir bugün. Soğuk savaş yıllarının iki kutuplu dünyasında SSCB ile ABD arasındaki yarışta her ne kadar SSCB zayıf olsa da, ABD karşıtları kendilerini Rusya’nın yanında bulurlardı. Bugün gelinen noktada Rusya bir anti-Amerikan olarak anılmak konusunda da şüphelidir. Rusya’nın ekonomik açmazları bizlere ikinci dünya savaşı peşine ekonomik buhran yaşayan Almanya’nın halini hatırlatır gibidir. Rusya’da Sovyetler Birliği döneminden itibaren başlayan doğum oranlarındaki düşüş ileriki günlerde işgücü konusunda da Rusya’yı sarsacaktır. Erkeklerin ölüm yaşlarının erken sayılabilecek yaşlara düşmesi Rus ekonomisinin ileriki günlerde daha da etkileneceğini söylememiz için bir işaret olabilir.
Rusya(ileride yaşayacağı sıkıntıları bugünden görebilen bir devlet olarak düşünüldüğünde) ileriki günlerde AB’nin Rus enerji kaynaklarına olan ihtiyacını kullanarak AB ile yeni bir yakınlaşma içerisine girebilir. Bu yakınlaşma hem Ortadoğu’da yeni bir strateji geliştirmeye çalışan AB için hem de ekonomik buhranı yaşamaktan korkan Rusya için faydalı bir yakınlaşma olarak düşünülebilir.
Rusya ekonomik denklemler içerisinde AB Euro alanının ticari getirilerinden yararlanmak istemektedir. Her ne kadar Rus yetkililer Rusya AB üyesi olacak mı sorusuna biz Türkiye gibi sürekli aday (eternal candidate) konumuna düşmek istemeyiz yanıtını verseler de, Rusya’nın Euro bölgesinin (her ne kadar tüm dünya Euro’nun geleceğinden şüphe ediyor olsa da) ticari ve siyasi getirilerinden faydalanmak istediği aşikârdır. Medvedev’in Suriye ziyareti de bir anlamda Rusya – AB ilişkilerinin derinleşmeye başladığı bu günlere rastlaması açısından manidardır.
AB uzun yıllardır Ortadoğu siyasetini İsrail üzerinden yürütmektedir. İsrail AB için tek güvenilir dost ve modern dünyanın Ortadoğu’daki temsilidir. İsrail devletinin kuruluş yıllarında da Avrupa devletleri bu devletin inşasında büyük görevler üstlenmişler ve Filistin – İsrail çatışmasında devlet siyasetleri İsrail’den taraf seyretmiştir hep. 1980’lerde İsrail Lübnan ve Suriye’yle savaştığında AB ülkeleri Lübnan’daki Hıristiyan Falanjistlere(Irkçı Hıristiyanlar) silah ve teçhizat yardımında bulunarak İsrail işgaline yardımcı olmuşlardır. AB’nin Ortadoğu siyaseti 2003 yılında ABD’nin Irak işgal ettiğine kadar tam da bu minvalde ilerleyip gitmiştir. Ancak 2003 yılında Irak işgali konusunda AB ülkeleri ile AB’nin bir parçası olan(ancak hiçbir zaman AB’ye entegre olmayı kabul etmeyen) İngiltere arasında siyasal bir ayrılık ortaya çıkınca, AB Ortadoğu siyasetini yeniden düşünmek zorunda olduğunu anlamıştır.
İngiltere ABD’nin gölgesinde bir yer bularak Ortadoğu’da bir rol üstlenmeyi denerken AB ABD’nin gölgesinde yer almayı reddetmişlerdir. Ancak AB bu süreçte aslında ABD’nin siyasetine karşı ellerinde bir başka siyasetin olmadığını ve Ortadoğu’da AB’nin hiçbir meşruluğunun olmadığını görmüşlerdir. Tüm bu olaylar AB’ye Ortadoğu’da bir imaj tazelemenin kaçınılmaz olduğunu anlatmıştır. Yine de sonrasında bir diğer gerçek daha anlaşılmıştır: AB aşırı genişlemenin getirisiyle karar alma konusunda çok hantallaşmış ve yeteneksizleşmiştir. Tüm bunların anlaşılmasıyla İsrail’in 2008 yılında Gazze’ye saldırması akabinde AB’den yine proaktif bir cevap gelmeyince Fransa müstakil bir tavır üstlenerek İsrail’i kınamıştır.
AB geçen senelerde ortak bir Ortadoğu siyaseti üretmek için çabalarken, ABD gölgesinde yer almak ve ABD’den bağımsız hareket etmek şeklinde iki seçeneğe sahipti. Bu süreçte AB, ABD’den bağımsız hareket edebilmek için Rusya’yı büyük bir güç ve aynı zamanda AB’ye muhtaç bir güç olarak yeni müttefik olarak düşünebileceğini belli etti. Fransa’nın Rusya’ya savaş gemisi satması, AB ile Rusya arasında tartışılan Tree Sea Alliance projesi bu örneklemelerden bir kaçıdır. AB Küresel Güç olma iddiasını devam ettirmek için Rusya’nın dünyadaki imajından ve enerji alanındaki belirgin gücünden faydalanmak istemektedir. Rusya’ya da ekonomik savaşta daha fazla kar ve dünya arenasında daha belirgin bir yer vaat etmektedir.
Tüm bu tespitlerle birlikte, Medvedev’in Suriye ziyareti AB’nin memnun olduğu ve ümitvar olduğu olaylardan biridir. AB Kıbrıs Adasının iki yakasında bulunan ülkeleri uzun yıllardır kendi etki alanı olarak düşünmektedir. Bu ülkelerin başında da Suriye gelmektedir. Suriye Akdeniz Havzasındaki hem güvenlik hem de enerji ağının kilit ülkelerinden birisi. Akdeniz Birliği Projesi ve Üç Deniz Projesi gibi AB’nin etki alanını genişletmeye yönelik projelerde Suriye’nin Akdeniz’deki konumu AB için önem arz etmektedir.
Akdeniz Havzasındaki enerji kaynakları AB’nin enerji gereksinimini karşılamak açısından da önemlidir. Rusya’nın Suriye’nin AB’ye göre “radikal İslamcı guruplara” verdiği desteği kesmesi, İran konusunda Suriye’nin göstereceği yapıcı tavırlar gelecekte dünyanın en büyük enerji üreticilerinden biri olan İran’ın AB için istenilen konuma gelmesini sağlayacaktır. Akdeniz Havzası’nın korunması Kıbrıs’ın stratejik konumunun birleşik bir Kıbrıs’la desteklenmesi, İsrail’in garantiye alınması için de önem arz etmektedir. Eğer İsrail bir devlet olarak kalacaksa bunun için Suriye’nin ehlileştirilmesi gerekmektedir. Peres’in geçtiğimiz günlerdeki Rusya ziyaretinden sonra Medvedev’in Suriye’yi ziyaret etmesi de bu savları doğrulamaktadır. Rusya’nın Euro bölgesine ekonomik krizler sırasında ekonomik destekte bulunma isteği de AB – Rusya stratejik ilişkilerinin sanılandan daha derin olabileceğini de insanlara göstermektedir.
Medvedev’in Rusya’nın İran Nükleer Problemi konusundaki tavrında değişim sinyalleri verdiği şu günlerde yaptığı Suriye ziyaretinde AB’nin desteklediği yeni Suriye projesini Beşar Esad’la tartıştıktan sonra, bu projenin bölgedeki garantörü olarak düşünülen Türkiye’ye ziyaretini bu perspektiften de okumak gerekir. Türkiye hem enerji hatları için bir garantör ve hem de AB değerlerinin Ortadoğu’ya empoze edilişi için bir örnek ülke olarak düşünülmektedir. Türkiye – Rusya yakınlaşması bu perspektifte bir AB – Rusya yakınlaşması olarak düşünülebilir.
Türkiye bu aşamada ekonomik yapısı ve siyasal ortamıyla AB için hazırlanmaktadır, Rusya AB çatısı altına girmeyi dilememektedir. Rusya’nın hedefi AB ile eşit şartlarda bir müttefiklik yapmak ve dünyaya yeniden bir süper güç olduğunu ispat etmektir. Bu aşamada AB’nin çıkarlarına uygun olarak Ortadoğu siyasetini yeniden düzenlemektedir. Suriye – İsrail uzlaşısını sağlamak AB için öncelikli hedeftir. AB Filistin – İsrail savaşının bitmesiyle Ortadoğu’da tüm sorunların çözüleceği konusundaki inancını halen yitirmediğinden Suriye’nin ehlileştirilmesi İsrail – Filistin sorununu çözecektir savını da geliştirmiştir bir anlamda. Yine de AB halen İsrail kendi ülke içi siyasetinin ne kadar çağ dışı ve ne kadar asimetrik olduğunu görmekten imtina etmektedir. Suriye – İsrail ile şartlı barış sürecini başlatsa dahi, İsrail, Filistin adında bir devletin kurulmasına asla izin vermeyecektir. İşte tüm şeyler de hesaba katıldığında Ortadoğu’yu AB’den daha iyi bilen ve coğrafyada daha fazla kabul gören Rusya’nın bölge ülkelerini uzlaştırmada ne kadar başarılı olacağı da büyük bir soru işareti olarak karşımızdadır. Rusya İsrail – Suriye arasında şu an arabulucu konumundadır. Türkiye bu görevi her ne kadar üstlenmiş ve başarısız olmuş gibi görünse de aslında Türkiye bu konuda daha fazla ileri gitmek istememiştir. Bu yüzden AB arabulucu olarak Rusya’ya güvenmektedir bugün. Rusya bir arabulucu olarak iki ülkeyi uzlaştırırken, AB’ye göre Türkiye’de AB değerlerini Suriye’ye taşıyacaktır. AB – Türkiye – Rusya hattının bu süreçteki uzlaşmasının ne kadar süreceğiyse halen muğlâk bir konu.
İç Sorunları Dışarıda Çözmek
Rusya’da geçtiğimiz aylarda yaşanan metro patlamalarını Çeçen direniş guruplarından birinin üstlenmesinin ardından Rusya Kuzey Kafkasya hakkındaki planlarını hızlandırmaya karar verdi. Bu bağlamda Rusya, Kuzey Kafkasya’da yeni bir federal bölge oluşturulması ve tek bir valiyle bu bölgeyi yönetilmesi planlamaktadır. Kafkasya Uzmanı Mehmet Fatih Öztarsu’ya göre Kuzey Kafkasya’daki istikrarın sağlanması Rusya için hayati önem arz etmektedir. Öncelikle bu bölge enerji hatları üzerinde bulunduğundan Rusya’nın ekonomik damarlarından biri durumundadır.(1) İkincil olarak Rusya’nın Ortadoğu’daki varlığı bir anlamda da Kafkasya’daki Müslüman halkların varlığıyla ilintilidir. Rusya – Arap Ligiyle kurduğu ilişkilerden yüklü bir ekonomik gelir elde etmektedir, bunu kaybetmek istememektedir. Diğer taraftan Kafkasya kozunu iyi kullanarak Müslüman halkların silahlanmasını sağlayarak gerçekleştirdiği silah ticaret hacminin de gerisine düşmek istememektedir. Bu anlamda Rusya son dönemde Kuzey Kafkasya’da kültürel merkezler, cami vs… gibi İslam ile ilgili kurumların açılmasına yardımcı olmaktadır. Yine de Rusya’nın Vahabilik konusundaki çekinceleri halen devam etmektedir. Bu yüzden Rusya İKÖ üzerinden Vahabilik dışındaki İslam akımlarının ülkedeki varlığını artırma konusunda da çalışmalar yapmaktadır. Bir İslam Uleması Birliği’nin kurulması ve bu şekilde Rusya’nın İslam âleminde Afganistan işgaliyle birlikte yara alan imajını yeniden düzenlemek istemektedir. Medvedev’in Suriye ziyareti Kuzey Kafkasya ve özellikle de Çeçen sorunu bağlamında da okunabilir. Bu perspektifte bakıldığı zaman Rusya’nın bu konuda İKÖ çatısı altındaki diğer ülkelerde yaptığı temaslar gibi Suriye’de de Kuzey Kafkasya federal yapılanması hakkında destek almayı denemiştir.
Genelde Kafkasya ve şu günlerde de Kuzey Kafkasya hattı AB – Rusya ilişkilerinin derinleşmesi ve Avrupa’ya güvenli enerji taşımacılığı açısından büyük önem arz etmektedir. AB ile Rusya’nın ilişkilerinin derinleşmesi ve Rusya’nın dünyada yeniden saygınlığını kazanması için ülke içerisindeki problemlerin çözüme kavuşturulması gerektiğine inanmaktadır. İslam ülkelerinden Çeçen direnişine gelen desteğin kesilmesi ve özellikle Türkiye, Dubai ve Suriye’nin direnişçilere sığınma kolaylığı sağlamasının önlenmesi Rusya için hayati önem taşımaktadır. Rusya Uzmanı Ferit Temur’un “Rusya’daki Bombalı Eylemler ve Putinizm’in Geleceği” başlıklı yazısında da Çeçenler konusunda stratejik bilgiler verilmiştir. (2)
Medvedev’in Kadirov ve Minnihanov’la birlikte Suriye ve Türkiye’yi ziyaret etmesi, bu liderlerin uluslar arası alanda da meşruluğun sağlanmasını gerçekleştirmek açısından da önemlidir. Özellikle, Müslüman ülkeler içerisinde katil ve zorba bir lider olarak tanınan Kadirov’un iki büyük Müslüman ülke Suriye ve Türkiye’ye Medvedev’le birlikte gelmesi Medvedev’in Kadirov’a büyük ağabeylerinin ellerini öptürdüğü izlenimini de vermektedir.
İleriki günlerde Rusya AB’den de aldığı destekle Kuzey Kafkasya federal yapısıyla ilgili projeyi uygulamaya koyacaktır. Bu süreçte Kadirov gibi Müslüman kitlelerin liderlerinin de İKÖ ülkeleri tarafından tanınmasını isteyecektir. Müslüman ülkeler Rusya’nın istikrar arayışlarını bu süreç içerisinde İsrail konusunda Müslümanlardan taraf olması şartıyla destekleyebilirler. Yine de Rusya bölgedeki etkin konumunu ve bir Müslüman güç olduğu gerçeğini sık sık dile getirmekten kaçınmayacaktır.
İran'ı ABD’ye Teslim Etmek Ya da…
Medvedev’in Suriye ziyaretinde İran nükleer meselesinde Rusya’nın takındığı tavrın ne kadar devam edebileceği ve Suriye ile Türkiye’nin Katarla İran nükleer meselesinde takındıkları ortak tavrın hangi koşullarda devam edeceği konusunun da masaya yatırıldığı kesindir. Rusya bu süreçte AB ile yakınlaşmayı sürdürmek için AB stratejilerinin üreticisi konumunda olacaktır. İran nükleer meselesinde sürekli diplomasiden bahsetse de son dönemde yaptırımlar konusunda hevesli gözüken Rusya, Suriye ve Türkiye’yi de bu konuya ikna etmeyi deneyebilir. Bu adımın Rusya’ya faydaları olsa da aynı zamanda AB’nin (eğer gerçekten istiyorsa) ABD gölgesinde kalmak istemeyen yeni siyasetineyse bir eksi olacaktır. AB İran doğalgazı konusunda da heveslidir. Öte taraftan İran’ın Körfez’de konumlandığı stratejik nokta İran’ı AB’nin küresel güç olma hülyaları içerisinde değerli bir yere koymaktadır.
Rusya İran nükleer meselesinde yaptırımlar konusunda her ne kadar sessiz olsa da, İran’a herhangi bir yaptırım uygulamayı da uygun bulmayacaktır. Rusya Ortadoğu’dan elde ettiği ekonomik gelirlerin birçoğunu silah satışından kazanmaktadır. Bu süreçte açıktan asla herhangi bir Müslüman ülke üzerinde yaptırımı kabul etmeyecektir. Kendi içerisindeki ayrılıkçı Müslüman gurupların ehlileştirilmesi dışarıdaki Müslüman ülkelere bağlıdır. İran nükleer probleminde Rusya’nın diplomasiden yana tavrı bu açıdan manidardır. Öte taraftan G20’nin iki büyük üyesi Brezilya ve Türkiye’nin İran’a yaptırım konusundaki kati tavırları ve Katar, Irak gibi körfez ülkelerinin de yaptırımlara karşı çıkması Rusya’ya tavrını sağlamlaştırmak açısından hareket alanı vermektedir. İran’ın arabulucu olarak Brezilya’yı seçmesi de Rusya için rahat hareket alanı yaratmıştır. İran bölge ülkeleri üzerindeki arabuluculuk yükünü Amerika kıtasına yöneltmiştir.
Türkiye arabulucu olmadan konuya direkt müdahil olarak daha fazla rahatlamıştır. Diğer taraftan İran’ın Brezilya hamlesi, nükleer problem konusunda tek destekçisinin Ortadoğu ülkeleri değil aksine uluslararası arenada başka destekçilerinin olduğunu göstermesi açısından da bir hedef şaşırtma işlemidir. Türkiye ve Rusya, “tek tavır koyan biz değiliz, Çin ve Brezilya da var” diyerek bu konudaki tavırlarını sürmek için zaman kazanmışlardır.
Rusya ve Türkiye İran’ı ileriki günlerde görüleceği üzere 5+1 ülkeleriyle müzakere konusunda ikna etmişlerdir. Bu AB hattının İran konusunda ABD’den daha çabuk siyaset üretmek için attığı ilk adım olarak yorumlanabilir. Rusya herkesin İran’ı gözden çıkaracağını beklediği anda İran’ın yeni bir stratejisiyle nefes almıştır. Bunun yanında AB de bunu istemiştir tam olarak. Her ne kadar AB İran konusunda sert tavırlar gösteriyor olsa da, ABD ya da İsrail gibi savaşa hevesli olmadığı kesindir. Rusya’nın Türkiye ile yakınlaşarak Ortadoğu’da varlığını sağlamlaştırması ve İran konusunda diplomatik çözüm için bir denge unsuru yaratması önemli bir meseledir. Ortadoğu’da çıkacak bir savaşta AB bulunamayacaktır. Hem AB ekonomisi bu konuda yetersizdir hem de AB devlet meclisleri NATO gücüne asker göndermek konusunda isteksizdirler. AB olası savaşlarda bulunamazsa o durumda Ortadoğu’da asla var olamayacaktır. Bu yüzden İran ile savaşmak değil, diplomatik bir soğuk savaş yürütmeyi tercih etmektedir. AB Rusya’nın İran üzerindeki etkisini kullanarak Ortadoğu’daki güç dengelerinde yerini almayı ve İran’ın AB lehine tavırlar geliştirmesini sağlamayı öngörmektedir.
Sonuç
ABD’nin soğuk savaş yıllarının bitiminden itibaren dünyada tek süper güç olarak belirmesi, bugün küresel güç olma iddiasında olan iki birlik Rusya Federasyonu ve Avrupa Birliği’ni endişelendirmektedir. ABD’nin dünyada her şeyi elinde tutmaya çalışan katı kapitalist imparatorluğuna karşı AB ve RF özellikle bugünün enerji cenneti olan Ortadoğu’da ortak stratejiler peşindeler. Rusya Ortadoğu’da bugüne kadar elde ettiği gücü AB lehine kullanırken, AB’den de ekonomik ve teknolojik alanda faydalanmayı dilemektedir.
11 Eylül’den sonra Batı’da oluşan Müslüman algısına karşılık Rusya Batı devletlerinin kendi ülkelerinde uygulamaya geçiremedikleri bir Müslüman tanımını bugün denemektedir. Bununla birlikte AB de Rusya’nın Müslüman devletlerle kurduğu bu ilişkilerden ve Rusya’nın İKÖ’deki statüsünden faydalanarak Ortadoğu’da yeni yer belirlemek istemektedir. Rusya ABD ile arasında bir güç asimetrisi olduğunu görmektedir. AB de aynı asimetrinin ABD lehine olduğunun farkındadır. Bu yüzden AB ve Rusya ortak stratejiler etrafında atılacak adımların hem iki tarafa da faydasının olacağını hem de çok kutuplu bir dünyanın oluşturulmasına katkıda bulunacağını düşünmektedirler. Söz konusu “Rusya – AB” ortaklığı ileriki günlerde şu gelişmeleri beraberinde getirebilir Ortadoğu’da:
1- Akdeniz Havzası’ndaki ülkeler arasında barış görüşmelerinin yeniden başlaması.
2- Birleşik bir Kıbrıs için çözümün üretilmesi için yeniden gündem oluşturulması.
3- İran’ın 5+1 gurubuyla müzakerelere başlaması.
4- İsrail – Filistin konusunda BM kararlarına vurgu yapılarak yeniden görüşmelere başlaması ve Hamas gibi dışarıda bırakılan gurupların da müzakerelere dâhil edilmesi.
5- Rusya-İran-Katar arasında OPEC – Gaz anlaşmasının imzalanması ve gazın AB’ye taşınması.
6- Kuzey Kafkasya federal bölgesinin işlevsellik kazanması.
7- Ukrayna’nın NATO üyeliği.
(Hüseyin Beheştî, SDE Asistan)