Küreselleşmenin de etkisiyle, bireylerin önüne ‘zengin olmak’ hedef ulaşması gereken bir hedef olarak konulmuş durumdadır. Bireyler bu hedefe doağru koşarken sahip oldukları makam, mevki ve görevlerinden gelen durumsal avantajlarını kendi kişisel çıkarları doğrultusunda suiistimal etmeye meyledebilmektedir. Yolsuzluğun da temel çıkış noktası budur.
Yolsuzluk, ceza hukuku anlamında rüşvet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırmak, görevi suiistimal gibi fiillerle kendini göstermektedir. Sadece yerel bir problem olarak kalmayan yolsuzluk, çok uluslu şirketlerin yerel düzeydeki faaliyetlerini en hızlı ve sorunsuz bir şekilde yürütmek ve yerel makamları bu yönde ikna etmek için zaman zaman başvurdukları bir yöntemdir. Daha çok, gelişmiş ülkelerin milyar Dolarlık şirketlerinin, gelişmekte olan ülkelerde başvurdukları bir hukuksuzluk aracı olarak karşımıza yolsuzluk çıkmaktadır.
Yolsuzluk en kesif halini Latin Amerika ve Afrika’daki totaliter idarelerde bulmaktayken günümüzde, gelişmiş Batı ülkelerinin de bu sorundan bağışık olmadığını görmekteyiz.
AB Parlamentosu da bu riski görerek AB içinde yolsuzlukla mücadele amacıyla sağlıklı ve güçlü bir izleme mekanizmasının kurulmasını ve bu amaçla üye ülkelerin böylesi bir mekanizmaya destek olmalarını istemektedir. Bu kararın diğer bir anlamı, AB içinde alın teriyle üreten ve vergisi veren kesimlerin, AB fonlarının ve bu fonları oluşturan ulusal katkıların yolsuzluk yoluyla birilerinin cebine indirilmesine sessiz kalmayacağıdır.
2009 yılında AB vatandaşlarının yolsuzluğa karşı tavrını ölçen bir ankete göre, halkın yüzde 78’i yolsuzluğun kendi ülkelerinde en önemli problemlerden birisi olduğunu belirtmiştir. Avrupalıların çoğu, yerel idarelerden ulusal ve AB kurumlarına kadar kamu idaresinin her seviyesinde yolsuzluğun bir problem olduğu fikrindedir.
Üye ülkelerden yolsuzlukla ilgili en fazla evet cevabı, yüzde 95 ile Yunanistan’dan gelmiştir.
[1] Bu rakam Yunanistan’ın bugününe baktığımızda pek de şaşırtıcı değildir. Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün 2009 yolsuzluk sıralaması da bu tespiti doğrulamaktadır. Yunanistan, Yolsuzluk İndeksinde, diğer AB ülkeleri Romanya ve Bulgaristan’la birlikte 71. sırayı paylaşmaktadır. Bu üç ülke AB ülkeleri açısından listenin sonunda yer almaktadır.
[2]
Birlik, Bulgaristan ve Romanya için izleme mekanizmasını kullanmakta ve bu ülkeleri yolsuzluk ve organize suçlarla daha etkin mücadele etmeye adeta zorlamaktadır. Bu ülkelerin AB’den alacakları yardım payları dahi bu uğurda kesintiye uğrayabilmektedir.
İlerleyen günlerde Yunanistan için de buna benzer bir izleme mekanizmasının kurulabileceği akla gelmektedir. Bakıldığında, Yunanistan’da patlak veren ve ülkeyi sosyo-ekonomik ve siyasi bir krizin eşiğine getiren ekonomik depremin asıl failinin ülkede yaygın olarak görülen yolsuzluktan başkasının olmadığı görülecektir.
AB’nin, Yunanistan’ı, içinde bulunduğu borç batağından çıkarmak için vermeyi taahhüt ettiği 110 milyar Avro’nun doğru bir şekilde harcanmasını sağlamak için gerekli mali denetim ve kontrolleri de ihmal edeceğini düşünmek mümkün değildir. AB kısaca, vereceği paranın boşa gitmemesi için Yunanistan’dan garanti istemektedir. AB Parlamentosu Bütçe Kontrol Komitesi’nin Yunanistan’a geçen günlerde yaptığı ziyaret de bu isteğin bir yansımasıdır.
AB Parlamentosu’nun Yolsuzlukla Mücadele Deklarasyonunu da, halen AB’yi sarsmaya devam eden bu krizin altındaki temel soruna çözüm bulmaya yönelik önemli bir çaba olarak okumak gerekir.
(Ömer Ersoy, SDE Asistan)
[1] http://ec.europa.eu/public_opinion/archives/ebs/ebs_325_sum_en.pdf