NPT
NPT’nin ana hedefleri, nükleer silahların ve nükleer teknolojinin yayılmasının önlenmesi; nükleer enerjinin barışçı amaçlarla kullanılabilmesi için işbirliğini geliştirmek ve uzun vadeli hedef olarak, nükleer silahsızlanmayı, nihayetinde genel ve tamamen nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya yaratmak olarak özetlenebilir.
40 yıl önce yürürlüğe giren anlaşmayı bugüne dek 188 ülke imzaladı. İmzalamayan devletler ise İsrail, Kuzey Kore, Hindistan ve Pakistan’dır. 1960’lı yılların sonlarına kadar nükleer silah geliştiren ve deneyen beş ülke ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa ve Çin’in isteği, diğer ülkelerin nükleer silah geliştirmesine engel olmaktı. Nükleer silah sahibi olmayan ülkelere göre, bu beş devlet bugüne dek taahhütlerini yerine getirmedi. 1960 yıllarda Cenevre’deki müzakerelere katılan Mısır Büyükelçisi Muhammed Şakir, kısa bir süre önce ABD ve Rusya arasında imzalanan START Anlaşması da dâhil olmak üzere silahlanmanın denetlenmesi ve silahsızlanma anlaşmalarının da yetersiz olduğunu savunuyor.
Beş nükleer gücün yanı sıra Hindistan, İsrail ve Pakistan da kullanılmaya elverişli nükleer silahlara sahiptir ve NPT’ye taraf değildir. Öte yandan Kuzey Kore ise yedi yıl önce anlaşmadan ayrıldı. İran 1970 yılında anlaşmaya katıldı ancak henüz kesin kanıt bulunmasa da nükleer silah geliştirdiği yönünde şüpheler var.
İran Haklı mı?
Konferanstaki konuşmasında İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın ilk nükleer silahın Amerika tarafından kullanıldığını hatırlatması üzerine ipler gerildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşmasını yaptığı sırada, İngiliz, Fransız ve Amerikalı delegeler toplantıyı terk etti.
Ahmedinejad'ın "Atom bombasını yapıp kullanan ABD, İran da dahil başka ülkelere karşı nükleer silah kullanma tehdidine devam ediyor" demesi üzerine tansiyonlar yükselirken gözler ABD’ye çevrildi. Akıllarda acaba ABD gerçekten uluslar arası barışçıl amaçlarla mı hareket ediyor sorusu merak uyandırdı.
Ayrıca İran Cumhurbaşkanı, ‘II. Dünya Savaşı’nı bitiren atom bombasının tüm devletleri cesaretlendirdiğini’ söyleyerek, ‘şimdi de Siyonist ülkelerin silahlandığına’ dikkat çekti. Konuşmasında ‘İran’ın sürdürdüğü nükleer programın tamamen barışçıl amaçlı olduğunu’ yineledi.
İsrail’i Kim Görmezden Geliyor
İsrail’in nükleer silahları ise bölgenin güven ve istikrarını tehdit ediyor. İsrail’in hâlihazırda 200 kadar nükleer başlığı bulunmaktadır. İsrail’in NPT’yi imzalamayı reddetmesi, özellikle başta İran olmak üzere, birçok ülke için tehlike kaynağı oluşturmakta ve bölgenin güvenliği için riskler oluşturmaktadır.
Obama Yönetimi’nin İsrail’in nükleer arsenali ile nasıl başa çıkacağı ve nükleer silahtan arındırılmış bir Ortadoğu hayali için ne tür adımlar atacağı 2010 NPT Konferansı sonrasında Amerika’nın nükleer alandaki başarısını ya da yenilgisini belirleyecektir.
Ayrıca İran’a, her ne kadar barışçıl amaçlarla olup olmadığı bilinmese de, nükleer faaliyetleri dolayısıyla yaptırım uygulama konusu tartışılırken, BM üst yetkililerince İsrail’in görmezden gelinmesi de dikkat çekicidir.
Amerika’nın Tutumu
ABD, 2010 yılı içerisinde, her ne kadar gerçek amaçlara hizmet etmese de, nükleer caydırıcılığı artırmak ve nükleer güvenliği sağlamak üzere bir dizi girişimlerde bulundu. Rusya ile Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşmasını imzalandı ve nükleer materyallerinin % 30 oranında azaltılmasına karar verildi.
Ardından ABD, dünyada nükleer güvenliğin sağlanmasına vurgu yapan 2010 nükleer stratejisini ‘Nükleer Duruş Değerlendirmesi’ raporu ile tüm dünyaya duyurdu ve 12 – 13 Nisan tarihlerinde 47 ülkenin katılımı ile Washington’da bir nükleer zirve düzenledi. Zirveye katılan ülkeler, nükleer güvenliğin sağlanması amacına yönelik somut katkılarda bulundu. En son olarak, NPT Gözden Geçirme Konferansı’nda İran Cumhurbaşkanı da dahil birçok ülke katılımcısı biraraya geldi ve NPT’nin geçerliliği hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.
Günümüzde ABD ve Rusya, Soğuk Savaş döneminden biriken nükleer materyalleri de katarsak küresel nükleer silahların yaklaşık yüzde 90’ına sahiptir. Tüm bu girişimler de düşünüldüğünde, ABD’nin hem en çok nükleer silaha sahip olması ve bunu ilk olarak kendisinin kullanmış olması hem de nükleer güvenliğin sağlanması için bu denli uluslararası girişimlerde bulunması “neden” sorusunu sorma ihtiyacı uyandırıyor. ABD, nükleer güvenliği sağlamak için neden bu kadar çaba sarf ediyor, neden İran’a bu kadar yaptırım uygulanmasını istersen İsrail’i görmezden geliyor?
Tüm bu gelişmeler ve sorular ışığında, şu değerlendirmelerde bulunmak mümkündür:
- ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması ile resmen nükleer güç olarak tanınma ayrıcalığını garanti altına almıştır. İsrail ve İran da bu yolda ilerlemektedir.
- Gelecek 20 yıl içinde, nükleer silahların daha fazla yayılmayacağına inanmak güçtür. Diğer ülkeler, nükleer silahların cazibesinin eninde sonunda farkına varacak ve nükleer güç olma peşinde koşmak isteyecektir.
- ABD, nükleer silahların yayılmasını durdurmakta kararlı davranmaktadır; ancak bunu uluslararası topluma hizmet edecek şekilde barışçıl amaçlarla kullanacağı şüphelidir. İran, son Gözden Geçirme Konferansı’nda, haklı bir şekilde, Amerika’ya yüklenmiştir ve ABD’nin tutarlılığının sorgulanmasını sağlamıştır.
- Washington Yönetimi kendi öncelikleri peşinde koşarak, NPT’yi güçlendirmek istemekte ve nükleer terörizme karşı çabaları artırmak istemektedir. İran ve Kuzey Kore’nin cezalandırılmasına yönelik her türlü girişimi de başlatmıştır.
- Obama Yönetimi, Amerika’ya ve dünyaya nükleer silahların azaltılması için gayret içerisinde olduğu ve yeni savaşlar çıkması tehlikesinin azaltıldığı izlenimini verirken İsrail’in nükleer başlıklarını görmezden gelmektedir. Ancak, gerçekçi bir yaklaşımla görülmesi gereken olgu, tüm bu yapılanların mevcut savaşların genişlemesine, küresel düzeydeki askeri harcamaların artmasına ve bugüne kadar nükleer silahlardan uzak durmasını bilmiş olan ülkelere bu silahları tanıtarak, onlara sahip olma duygusu yaratmaya yol açan sözde nükleer bir silahsızlanma anlayışının ortaya çıktığı gerçeğidir.
(Özlem Pınar ORAN, SDE Asistanı)