Ortadoğu'da Türkiye Dönemi mi Yaşanıyor?
Türkiye'nin, son aylarda Ortadoğu bölgesinde yeni bir stratejik işbirliği ağı oluşturmak için çaba gösterdiği gözlemlenmektedir. Türkiye, önce İsrail ve Suriye arasındaki krizin giderilmesi için iki taraf arasında arabuluculuk girişiminde bulundu. Ardından 19 Ağustos'ta başkent Bağdat'ta meydana gelen patlamaların ardından Suriye ve Irak arasında yaşanan gerilimin azalması için iki ülke arasında bir tür arabuluculuğa soyundu.
Türkiye'nin bu arada, sözkonusu arabuluculuk girişimleri ile Ortadoğu bölgesinde barış ve istikrarı tesis etme çabasının yanısıra, bu adımı daha ileriye taşımak için bölgede bir entegrasyon oluşturma yoluna gitmekte olduğu ve Irak-Suriye arasında yaşanan gerilimin ardından yeni vizyon oluşturarak komşularla ve bölgeyle 'Entegrasyon Politikası'ndan bahsetmeye başladığı gözlemlenmektedir. Ancak bölgedeki aktörlerin (İran, Suudi Arabistan ve Mısır) ne denli Türkiye ile birlikte hareket etmeye ve Türkiye'nin liderlik konumunu kabullenmeye rıza göstereceği merak konusudur.
17 Eylül'de Türkiye-Irak Stratejik İşbirliği Konseyi'nin bakanlar düzeyindeki ilk toplantısı İstanbul'da yapıldı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu yaptığı konuşmada, Irak ile Türkiye arasındaki stratejik işbirliği tecrübesinin bölgeye yayılmasını, bu işbirliği sayesinde bölgedeki krizlerin, sorunların, çatışmaların giderilmesi ve bölgede ortaklığın yeni bir model haline gelmesini hedeflediklerini ifade etti. Ayrıca, Türkiye'nin Irak’la işbirliğinin ortak çıkarlara hizmet edeceği, ortak diyalog ve karşılıklı güven ortamı yaratacağını dile getirmiştir. (Tıkla-1) Davutoğlu'nun Şam, Bağdat, Kahire, Amman ve Tahran ziyaretlerinin hız kazanması ve bu ülkelerle üst düzey işbirliğine gidilmesini önermesinin teoride olumlu bir yaklaşım olarak görülmesi mümkündür. Ancak gerek bölgedeki aktörlerin tutumu ve davranışları, gerek bölgenin coğrafi yapısı açısından Türkiye'nin bu tür girişimlerinin pratikte sonuç vermesi pek de gerçekçi görünmemektedir. 15 Ekim'de Başbakan Recep Tayyıp Erdoğan'ın Bağdat ziyareti ile iki ülke arasında "Üst Düzey Stratejik Konseyi" anlaşmasının imzalanması beklenmektedir. (Tıkla-2) Sözkonusu anlaşma, iki ülke arasında somut bir adım olarak görünse de, iki taraf arasındaki kilit sorunların halen çözüme kavuştuğu söylenemez. Türkiye'nin bölgede uygulamaya çalıştığı bu tür yaklaşımların, komşuları ile yaşadığı sorunları bir ölçüde dondurmasına yardımcı olacağı düşünülebilir. Ortadoğu bölgesinin konjoktürel olarak hiçbir zaman ülkeler arasında herhangi bir uzun vadeli işbirliği veya entegrasyona müsaade ettiği görülmemiştir. Örneğin,1959-1961 yıllarında Mısır ile Suriye arasında "Birleşik Arap Cumhuriyeti" kurulmuş, ancak iki ülkenin Arap olmasına rağmen bu birlik kısa sürede dağılmıştır.
Türkiye'nin Irak'la ilişkileri hangi düzeyde olursa olsun, iki ülke arasında PKK terörü ve su sorununun ya da Kerkük'ün statüsü gibi birçok konunun gözardı edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Türkiye'nin son dönemde Ortadoğu'ya odaklanan dış politikasının başarı kazanması için bölge ülkeleri ile temel sorunların giderilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan Bağdat'ta meydana gelen 19 Ağustos patlamaların ardından Bağdat yönetimi ile kriz yaşayan Suriye lideri Beşar Esad'ın Türkiye'yi ziyaret etmesi, Ankara'nın "Demokratik Açılımı"na destek vermesi ve Türkiye-Suriye arasında vizenin kaldırılmasının önemli bir adım olarak yorumlanması, Türkiye'nin Ortadoğu'daki entegrasyon girişimlerinin ilk adımı olarak değerlendirilebilir. Ancak Şam yönetiminin Türkiye'ye bu kadar yakınlaşmasının temel nedenlerinden birinin bu ülkenin bölge ülkelerinin çoğu ile sorunlar yaşaması, bir diğerinin de ABD ile ilişkileri yumuşatmaya dönük olduğu hususu da gözden uzak tutulmamalıdır.
Türkiye'nin Bölgedeki Girişimleri Sonuç Verebilecek mi?
Irak ve Türkiye arasında oluşturulan yüksek düzeyli anlaşmaların birçok alanda genişlemesi ve Bağdat yönetiminin Ankara'nın en yakın ortağı konumuna gelmesi elbette iki ülke ilişkileri bağlamında önemli bir gelişme olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin entegrasyon politikasını önce komşu ülkelere ardından da tüm Ortadoğu'ya yayma tasarımı ve iyi niyetini gösterme çabaları olumlu bir girişim olarak karşılanabilir. Ancak Türkiye'nin bir anda hızlı bir şekilde ortaklık anlaşmaları imzalamaya kalkışmasının bölgenin diğer aktör konumundaki Arap ülkeleri tarafından endişeyle karşılanması ve bu girişimlerin İran, Suudi Arabistan ve Mısır gibi birçok bölge ülkesi tarafından ilerde engellenmeye çalışılması olasılıkları da gözden uzak tutulmamalıdır. Türkiye, son günlerde bölge ülkeleri tarafından parlayan bir yıldız gibi görünse de, pratikte durumun bir güç mücadelesine dönüşmesi beklenebilir. Bütün bu nedenlerle Türkiye'nin, bu aşamada Ortadoğu için yeni vizyon geliştirme çabalarının gerçekleşmesinin, bölge ülkelerinin birbirine karşı olan güvensizliği nedeniyle bir hayli zor olduğu değerlendirilmektedir.
(Ali SEMİN, Ortadoğu-Afrika Masası, Kıdemli Asistan, 03.10.2009)