Orhan Miroğlu
Tarihdaşlık ve 1514
03.02.2015

Ne zamandır SDE’nin 1514’ü konu edinen çalıştayından söz etmek istiyordum, kısmet bugüneymiş. Siyaset erbabından akademisyenine, yazarına, çizerine  varıncaya kadar SDE birçok kişiyi davet etti ve 1514’ü günümüzün bazı gerçekleri ışığında tartıştı. Kürtler ve Türkler hep bir aradaydı...

2014 yılı I. Dünya Savaşı’nın da yüzüncü yıldönümüydü, epey konuşuldu, yazıldı ve çizildi... Ama aynı ilginin 1514’ün beş yüzüncü yıldönümüne gösterildiğini söylemek maalesef çok zor.

SDE, Toplumsal Tarih ve Hafıza Araştırmaları Koordinatörlüğünün düzenlediği çalıştay bu bakımdan önemli oldu.

Tarihle başı belada bir ülkeyiz vesselam. AK Parti Balıkesir milletvekili Tülay Babuşçu, cumhuriyet dönemi için 90 yıllık reklam arası ifadesini kullanınca kıyamet koptu. Çünkü kıyameti koparanlar için varsa yoksa doksan yıl var. Geride başka bir şey yok... Uyuduk, uyandık ve kendimizi bu doksan yılın içinde bulduk. Tarihsel süreklilik ve geçmiş yoktu sanki…

Oysa ‘1514’ün 500. Yıldönümünde Türk-Kürt Siyasi İlişkileri ve Yeni Yüzyıl’ı Konuşmak’ bile tarihimizin uçsuz bucaksız zengin tecrübelerini hatırlamaya yeter…

Başbakan Davutoğlu’nun Diyarbakır’da verdiği mesajların başına ‘Tarihdaşlığı’ yerleştirmesi elbette boşuna değildir.

Tarihdaşlık derken neyi anlıyoruz?

Tarihdaş diye kime denir?

Bir halk, bir halka nasıl tarihdaş olur?

İşte size SDE çalıştayının bu konuyu tartışmaya açan ve ‘1514’ten 2014’e, Kürtler/Türkler ve Yeni Yüzyıl’ ismini verdiğimiz kitapçığın önsözünden birkaç satır:

‘Geçen yüzyılda İngiliz ve Fransız sömürgecilerinin çizdiği siyasi sınırların ve üniter devlet yapılarının artık korunamadığı; şiddeti ve terörü sınırsız bir biçimde kullanan devlet dışı çeşitli yapı ve organizasyonların belirleyici birer aktör olarak siyasal ve toplumsal alanda yer aldığı bir döneme tanık olunmakta ve Orta Doğu’da gelişen siyasi sürece bir bütün olarak bakıldığında Türk-Kürt siyasi ilişkilerinin giderek önem kazandığı görülmektedir.

Öte yandan Türkiye, Körfez Savaşlarından bu yana bölgede taşları yerinden oynatan, her hadisede önemli bir dinamik ve siyasi aktör haline gelmekte, özgüven içinde kendi toplumsal barışını aramaktadır.

Kürt sorunu, bu yüzyılda yarattığı yeni ve bambaşka dinamikler ve faktörler itibariyle, belli ülkelerin bir iç sorunu olmaktan daha fazlasını ifade eden küresel bir sorun haline gelmiştir.

Suriye ve Irak’ın üniter yapısından artık söz edilememekte, hem Irak hem de Suriye’deki “patrimonial” iktidar biçimleri, IŞİD ve benzeri örgütlerin etkilerini arttırmalarına yol açmaktadır.

Bu karmaşık ve kaotik siyasi ortama bakıldığında, Türkiye’nin otuz yıl süren bir iç çatışmadan çıkarak, barış sürecine evirilmesi ve siyasi çözümü araması yüzyılın en önemli kazanımlarından biri olmuştur.

Bu kazanım bize Türk-Kürt siyasi ilişkilerinin yeni bir safhaya girdiğini göstermekte ve her iki halkın Anadolu ve Mezopotamya topraklarında beraber yaşadıkları bin yıllık beraberliği her bakımdan yeniden düşünmeyi, hatırlamayı ve bu tarihi dönemle, günümüzün yeni koşullarında yeniden yüzleşmeyi gerekli kılmaktadır.

1514 yılı bu bakımdan önemli bir miladı ifade eder. Bu yıl içinde Osmanlı, Safevi’leri yenilgiye uğratmış ve bütün Dar-ül İslam’da genişleyerek, İslam coğrafyasının kutsal şehirlerine sahip olmuştur. Yine bu tarihten sonra, Kürt-Türk siyasi ilişkileri yeni bir safhaya girmiş, Kürt Beyleri üç yüzyıldan fazla bir zaman özerk beylikler olarak hüküm sürmüş, Kürt dili ve edebiyatı bu dönemde en kıymetli ürünlerini vermiş, en kıymetli şair ve yazarlarını yetiştirmiştir.

Yukarda işaret ettiğimiz bu tarihi dönemi ve bilhassa 1514 yılında olup bitenleri farklı fikir zaviyeleri üzerinden anlamaya çalışmak ve günümüzde Türk-Kürt siyasi ilişkilerinin geleceğini tartışmak amacıyla, Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde düzenlenen çalıştayın bu manada çok verimli bir çalıştay olduğunu söylemek isterim.’

Meraklısına tabi...

Yazarın Diğer Yazıları
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi