Orhan Miroğlu
Kürt Siyasetinde Olup Bitenler Türkiyelileşmeyi Mümkün Kılar Mı?
01.08.2014

Anayasa Mahkemesi yirmi yıl boyunca kurulan Kürt partilerini sürekli olarak kapattı. Her birinin sadece 2-3 yıl arasında ömrü oldu. Ama ana akım Kürt siyaseti bugün iki partiye sahip. Bunlardan biri HDP’dir. HDP’nin kuruluş sürecinde BDP kendini feshetti ve milletvekilleri HDP’ye geçti. BDP’nin yerine ise DBP kuruldu. Harfler kafa karıştırmasın diye partilerin açık isimlerini yazmak gerekiyor:

HDP: Halkların Demokratik Partisi.

DBP: Demokratik Bölgeler Partisi.

İkinciyi ‘Bölge Partisi’ gibi de okuyabilirsiniz. Çünkü bu partinin ilan edilen ve bilinen amacı, özetle, Kürt nüfusun yoğun olduğu Doğu ve Güneydoğu’daki şehirlerde özerklik inşasını mümkün kılacak çalışmalar yapmak ve siyaset üretmek. Yani Özerkliği inşa etmek... Ama Türkiye’nin diğer bölgelerinde böyle bir fikrin hemen hemen hiçbir karşılığı olmadığı için, aslında bir Bölgeler Partisi’nden değil, bir ‘Bölge Partisi’nden söz ediyoruz demektir.

Legal Kürt siyaseti, 1990’lı yıllardan bu yana, yaklaşık 25 yıl boyunca, kendi içinde böyle bir ‘görev bölümü’ yapmamıştı. Yani Batı’da farklı, Doğu’da farklı bir siyaset tarzı izlemek, bu siyasetin geleneğinde görülen bir şey değildi. Kürt siyasetçiler Ankara’da ne söylüyorlarsa, Hakkari ve Diyarbakır’da da aynı şeyi söylüyorlardı. Şimdi farklı bir pozisyon alınıyor.

Doğu’da özerklik inşa etmek için bir parti, Batı’da genel siyaset yapmak için bir başka parti var. Kürtleşmek ve Türkiyelileşmek arzusu yan yana duruyor gibi görünmekte. Bu durum bize, Kürt siyasetinin aslında bir arafta durduğunu gösteriyor. Türkiye’den kopmamak arzusu ile Doğu’daki illeri demokratik özerklik garantisi altına almak arzusu iç içe geçmiş durumda.

İspanya ‘da, sol-sağ İspanyol Partilerin, özerk bölgelerde seksiyon örgütlenmeleri var. Başka yerlerde de durum budur. Ama Parti aynı parti... Bizde aynı siyasi gelenekten beslenen iki parti kurulmuş durumda. Merkez ve bölge siyaseti yapmak üzere... Dolayısıyla ortada bir riskli durum da var. Merkezden kopmayayım derken, bölgeden olmak, yani bölge seçmenini kaybetmek gibi bir risk bu.

Çünkü bölge seçmenine sürekli olarak farklılığı hatırlatılarak, özerk olması gerektiği söylenerek kendini tekrarlayan bir siyaset tarzı, kısa sürede, onu, sizin merkez için yaptığınız siyasetten uzaklaştırabilir. Merkez siyaseti anlamsız bulabilir. Çünkü merkez siyaseti yapmak, Kürt siyasi aktörlerin ve Selahattin Demirtaş’ın son açıklamasına bakılırsa, Kürtleşme siyasetinden belli tavizler verilerek icra edilen bir olay haline geliyor.

Selahattin Demirtaş, yol haritasını eğer, Hakkâri’de açıklasaydı, yol haritasının metni kuşkusuz çok farklı olacaktı. Çünkü Hakkâri’de Kürt siyasetinin hazırlayıp deklere ettiği bir metinde Öcalan’a birkaç kez vurgu yapılmadan, bir toplantı gerçekleştirme şansınız bile yoktur. Bunu bölgeye giden herkes görebilir. Ama Selahattin Bey’in açıkladığı yol haritası İstanbul’da HDP’nin tabanını oluşturan Kürt seçmenin dışında da oy almayı amaçladığı için, ne Öcalan, ne Demokratik özerklik bu metinde geçiyordu. Hatta çözüm süreci bile. Çözüm süreci yokmuş gibi konuştu Kürtler’in adayı.

Bu da anlaşılabilir bir şey. Çünkü Selahattin Bey, İstanbul varoşlarından ziyade, Beyaz Türk dediğimiz kesimlerin yaşadığı semtlerden oy almayı umuyor. Varoşlardan alacağı oy zaten Kürt oyları. Beyaz Türkler, çeşitli vesilelerle Selahattin Bey’den duydukları memnuniyeti ifade ediyorlar. Ama bir şartla: Öcalan’la arasına mesafe koyması şartıyla. Bu Öcalan’ın fikirlerine tümüyle karşı bir duruş değil. Çünkü HDP zaten Öcalan’ın projesi. Bu projeye evet diyorlar, ama projenin müellifi olan Öcalan’ın Erdoğan’la giriştiği çözüm sürecine şiddetle karşı çıkıyorlar.

Kürt siyaseti zor dönemlerden geçiyor, bakalım bu zor dönem nasıl aşılacak...

Yazarın Diğer Yazıları
Köşe Yazıları
ATCOSS
SD Dergi