Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kafkaslar ve Çöken Uluslararası Sistem

Sinan TAVUKCU
10 Ekim 2018 16:30

Kafkasya, modern uluslararası sistemin bütün parlak sözlerinin ve parıltılarının söndüğü bir coğrafyadır.

Kafkaslar üzerinde hâkimiyet kuran hegemon gücün, tıpkı diğer batılı büyük güçler gibi, kolonileştirmelerini “medenileştirme” adı altında meşrulaştırdığı, buna direnenlerin ezilip sürgünlere yollandığı bir yurdun adıdır Kafkasya.

Uluslararası ilişkileri belirleyici ana unsurun “çıkar” olarak kabul edildiği mevcut uluslararası sistemde, uluslararası ilişkilerin temel aktörü “egemen devletler” olmuştur. Devletlerin amacı, bireylerin güvenlik ve refahının sağlamak, ulusal çıkarlarını korumak ve maksimize etmek, kendisine tanınan egemenlik alanının sınırlarını koruyacak kadar güç sahibi olmaktır.

Bu uluslar arası sistemde egemen devletlerin yanısıra, sistemin gerçek sahibi hegemonik güçler küresel düzeni sağlamakla sorumlu lider ülkeler olarak kabul edilmektedirler. Hegemonik güçlerin küresel sorumluluğu, bir şekilde kurulmuş bulunan güçler dengesinin muhafaza edilmesi, yeni bir aktörün hegemonik güç olarak sisteme girişinin önlenmesidir. Hegemon devletlerden birinin diğerleri aleyhine nüfuzunu genişletmeye çalışması savaş sebebi olarak kabul edilmekte ve çoğu zaman, nüfuz altında bulundurulan topraklarda cereyan eden vekâlet savaşları ile mücadele sürdürülmektedir.

Modern uluslararası sistemi kuran Batılı hegemon devletler, kendi medeniyet standartlarını insanlığın evrensel değeri olarak sunmuş  ve Batılı olmayan halklara aşağılık duygusunu empoze etmişlerdir. Diğer devletler, hegemon devletler tarafından işbaşında tutulan yönetici elitler eliyle, medenileştirme adı altında, hegemon devleti üstün kabul edip kendi halklarını hegemonya sahibi halka benzetmeye ve tâbi olmaya icbar etmişlerdir.

Sistem, her ne kadar uluslararası dense de, uluslararası denen ilişki hegemon devletler ile onların işbaşında tuttuğu yönetici elitler arasındaki ilişki olarak cereyan etmektedir. Bu ilişkilerde gerçekte ulus/halk yoktur. Yönetici elitlerin kendi halklarına zulmü, değişime zorlaması hatta bir kesimi yok etme politikası, uluslararası mevcut düzene/güç dengesine zarar vermediği müddetçe, bir egemenlik hakkı olarak kabul edilip ses çıkarılmamaktadır.

Bugün için modern uluslararası sistemde hegemon güçler (ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya) kendilerini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri olarak konuşlandırmışlardır.

Kafkasyanın hegemon gücü Rusya, bu uluslararası sistemin tipik devletlerinden birisidir. Nüfuzu altında bulundurduğu halklar ve diğer devletlerle ilişkisi bakımından batılı hegemonik güçler olan ABD, İngiltere, Fransa’dan bir farkı bulunmamaktadır.  Rusya Federasyonu, Çarlık Rusyası ve SSCB’nin devamı olarak tarihi mirası sahiplenmekte ve devraldığı politikalarını sürdürmeye çalışmaktadır.

Kafkasya

http://mapsof.net/caucasus/the-caucasus-physical

Çarlık Rusyası’nın 1554 yılında Astrahan’ı işgal ederek başladığı, sıcak denizlere ulaşım yollarını ele geçirme hedefi, I. Petro’dan itibaren bütün bir Kafkasya’nın işgali ile devam etmiştir. Kafkas halklarını medenileştirme söylemiyle işgalini meşrulaştırmaya çalışan Rusya, 200 yıldan beri hâkimiyeti altında tutmaya çalıştığı Kafkaslarda ciddi direnişlerle karşılaşmış, katliamlara maruz kalan milyonlarca Çerkes ve Türk, topraklarını terke mecbur edilerek sürgüne yollanmıştır.

50’nin üzerinde dil ve 60’ı aşkın etnik grup ve birçok farklı mezhebin yaşadığı Kafkasya’nın bu yapısı, Rusya’nın Kafkasları değişik gruplar halinde taksim etmesini ve yönetmesini kolaylaştırmıştır. 200 yıl içinde Rus dili, kültür değerleri aşağılanan halkların birinci dili haline getirilmiştir. Rusya, bölgede nüfuzunu devam ettirmek ve ihtiyaç duyduğunda güç kullanımak için, Rusça konuşan hakların hâmisi rolünü üstlenmiştir.

SSCB’nin çökmesinden sonra, Rus hâkimiyetinin zayıfladığı Güney Kafkasya’da üç devlet (Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan) bağımsızlığını elde etmiş, Kuzey Kafkasya özerk cumhuriyetleri de bağımsızlık mücadelesine girişmişlerdir. Çeçen bağımsızlık mücadelesi Rusya tarafından şiddetle bastırılmıştır. Rusya’nın bütün çabalarına rağmen Kuzey Kafkasya halklarının Rus halkına entegrasyonu bir türlü sağlanamamış, birbirleriyle biraraya gelme ihtimali bulunan halklar yeni dönemde, Güney Federal Okruğu ve Kuzey Kafkasya Federal Okruğu arasında bölünmüşlerdir. Bağımsızlık sonrası jeopolitik önemin artması ile Güney Kafkasya (Azerbaycan ve Gürcistan) ekonomileri hızla gelişirken Kuzey Kafkasya halen Rusya’nın en fakir bölgesi durumundadır, işsizlik çok üst düzeydedir. Rusya, Moskova’ya sadık yerel otoriteleri iktidarda tutarak, sosyal patlamaları anti-terör politikaları ile bastırmaya çalışarak bölgede hâkimiyetini devam ettirmeye çalışmaktadır.

Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki stratejik bölgede yer alan Kafkasların jeopolitik ve jeostratejik önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Hazar petrollerinin yanısıra, Ortaasya’dan Avrupa’ya taşınacak enerji hatlarının ve dünya ticaretinin akışını değiştirecek olan Çin İpek Yolu’nun Gürcistan ve Azerbaycan koridorundan geçecek olması, bütün hegemonik güçlerin Kafkasya’ya olan ilgisini artırmıştır. Enerji geçiş hatlarında Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye işbirliği bölgede yeni bir jeopolitik güç oluşması sonucunu doğurmuştur.

Rusya için Kafkasya, bir yandan Avrupa ile Orta Asya arasında geçit köprüsü diğer taraftan Karadeniz ve Hazar Denizine kıyısı olması sebebiyle Karadeniz-Boğazlar-Akdeniz yolu ile Süveyş kanalına ulaşabileceği jeopolitik bir bölgedir. Bu jeoolitik avantajları ile Kafkasya, Rusya stratejisi bakımından hayati önemdedir. SSCB’nin dağılmasından sonra özellikle Güney Kafkasya’da etkinliğini kaybeden Rusya, Putin döneminde Ermenistan’daki askeri gücünü takviye edip, 2008’de Gürcistan’ın kuzeyindeki Abhazya ve Osetya’yı Gürcistan’dan ayırarak bu bölgeye askeri olarak yerleşti. Dağlık Karabağ işgalinde Ermenistan yanlısı politikası ile siyaseten Azerbaycan’ı sınırlamaya çalıştı. Rusya tarih boyu işine geldiğinde ortodoks-slav kimliğini, işine geldiğinde medenileştirici rolünü öne çıkararak emperyal güç olarak kalmaya çalıştı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyelerinin karşılıklı olarak birbirlerinin emperyal arzularına göz yumma, insan hakları ihlalleri ve işgallere ses çıkarmama ilkesine dayalı olarak sürdürdükleri uluslararası sistemde Rusya, bu düzenin avantajlarından sonuna kadar yararlanmış ve Kafkaslarda Sovyetler Birliği sonrası dönemde güce dayalı olarak hâkimiyetini yeniden tesis etmeyi başarmıştır.

Sonuç

Modern uluslararası sistem hızla itibarını kaybetmektedir. Az sayıdaki ülkenin, askeri gücüne ve iletişimi kontrol etmek suretiyle kültürel üstünlüğünü v’az etme kapasitesine dayalı bu düzenin devam ettirilme imkânı kalmamıştır. Kendilerine uluslarası toplum payesini veren büyük güçlerin kurduğu modern uluslararası sistemin üzerine inşa edildiği değerler kendileri tarafından yıkılmış, ahlâken çökmüştür.

Yeni uluslararası sistem, içinde yeni aktörlerin yer alacağı, ulusal çıkar ve güç kavramlarının yerini adaletin tesisine  terk edeceği yeni değer ve kavramları esas alan, bölgesel ittifaklar şeklinde örgütlenmiş bir yapı olarak zuhur edecek görünmektedir.

1,7 milyar nüfusu ile İslâm dünyası bu yeni sistemin en önemli aktörü olmaya adaydır. 200 yıldır uluslarası sistemin sahiplerinin işgal, yıkım ve sömürüsüne maruza kalan İslâm Dünyası, kendi iç dinamiklerinin harekete geçmesi ile, hegemon güçlerin işbaşında tuttuğu yönetici elitleri tasfiye ederek kendi tabii mecrasına yönelecektir.

Kafkaslarda bu dönüşüm ve yeni yapılanmanın dışında kalamayacaktır. Bu nedenle, içinde Türkiye, İran ve Rusya’nın da yer aldığı bütün Kafkas devletleri ve halkları, modern uluslararası sistemin ardından kurulacak olan yeni dünya düzeninde, bu düzenin üzerine kurulmak zorunda olduğu adalet temelli yeni bir anlayış ve model üzerinden bölgeyi yapılandırmaya hazırlık yapmalıdırlar.