Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
“Türkiye Siyasi Durum Araştırması: Mart 2012”
“Türkiye Siyasi Durum Araştırması: Mart 2012” raporu Stratejik Düşünce Enstitüsü tarafından gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, siyasi partilerin seçmen desteği, devlet adamları ve siyasetçilerle ilgili kanaatler, ekonomi, terör, dış politika, yeni eğitim sistemi ve ülkenin en önemli sorunları konu edilmiştir.
11 Nisan 2012 17:44

 

 

 

Araştırmada NUTS-1 bölgeleme sistemine göre toplam 14 ilde 58 ilçe ve şehir merkezi esas alınmıştır. Buna göre, İstanbul bölgesini İstanbul, Batı Marmara bölgesini Tekirdağ, Ege bölgesini İzmir, Doğu Marmara bölgesini Bursa, Akdeniz bölgesini, Adana ve Antalya, Batı Anadolu bölgesini Ankara, Orta Anadolu bölgesini Kayseri, Batı Karadeniz bölgesini Samsun, Doğu Karadeniz bölgesini Trabzon, Kuzeydoğu Anadolu bölgesini Erzurum, Ortadoğu Anadolu bölgesini Malatya, Güneydoğu Anadolu bölgesini Gaziantep ve Diyarbakır illeri temsil etmektedir.

Araştırma bu illerde 31 Mart – 3 Nisan 2012 tarihleri arasında toplam 2.080 kişi ile CATI (Bilgisayar Destekli Telefonla Görüşme) yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Örneklem seçiminin son aşamasında cinsiyet ve yaş kotaları uygulanmış, analizlerde 12 Haziran 2011 milletvekili seçiminde oy verilen partiye göre ağırlıklandırılmış veriler kullanılmıştır.

 
 
 
“Türkiye Siyasi Durum Araştırması: Mart 2012”  adlı çalışmanın Yönetici özeti aşağıdadır: 
 

Siyasi Partilerin Seçmen Desteği
 
- Olası bir milletvekili seçiminde siyasi partilerin toplam kayıtlı seçmen sayısı üzerinden alabilecekleri oy oranları, 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimin resmi sonuçlarıyla karşılaştırmalı bir biçimde incelendiğinde, AK Parti’nin düşüş trendine girdiği ve son seçimdeki % 42,8 düzeyinin de altına indiği gözlenmektedir (% 41,9). Buna mukabil, CHP’nin oy oranlarında görece önemli sayılabilecek düzeyde bir artış yaşandığı ve 12 Haziran seçimindeki oy düzeyini yeniden yakaladığı anlaşılmaktadır (% 22,1). MHP’nin ise Aralık 2011 tarihindeki toparlanma sürecini geride bırakarak yeniden düşüşe geçtiği ve önemli bir oy kaybına maruz kaldığı görülmektedir (% 8,9). TBMM’de grubu bulunan dördüncü parti konumundaki BDP’nin ise, belirli bir oy stabilizasyonunu sağladığı ve küçük ölçekli de olsa bir yükselme trendi içinde olduğu gözlenmektedir (% 5,8). 
 
Toplam kayıtlı seçmen sayısı bağlamında ortaya çıkan bu siyasal görünüm, partiler arasındaki oy kaymalarının birbirlerine dönük olarak değil de, “oy vermeyeceğini” ya da “kararsız” olduğunu ifade edenlerin hanesine doğru yöneldiğini ortaya koymaktadır. “Oy vermeyenler” ya da “kararsızlar” bağlamında bakıldığında, son genel seçimle (% 14,4) bugünkü kamuoyu eğilimleri (% 19) arasında bulanan yaklaşık % 5’lik fark, bu durumun bir göstergesi olarak görülebilir.
 
- Olası bir milletvekili seçiminde siyasi partilerin geçerli oylar üzerinden alabilecekleri oy oranlarına bakıldığında, AK Parti’nin halen geçerli oyların yarısından fazlasının yöneldiği siyasi adres konumunda olmakla birlikte, 12 Haziran seçimlerinden sonra yakaladığı yükseliş ivmesinin durduğu ve hatta sistematik bir biçimde gerilemeye başladığı gözlenmektedir (% 51,8). Buna karşılık, CHP’nin tam tersi bir trend yakaladığı ve 12 Haziran’dan itibaren süregelen oy kayıplarını sona erdirerek, son seçimdeki resmi oy oranının da üzerine çıktığı anlaşılmaktadır (% 27,2). MHP’nin ise, 2011 yılının son çeyreğinde düzelmeye başlayan oy eğrisinin yeniden tersine döndüğü ve baraj sınırına yaklaştığı görülmektedir (% 11). 2011 yılının son çeyreğindeki kamuoyu eğilimleri açısından belirgin bir yükseliş içinde olduğu gözlenen BDP’deki bu olumlu seyrin devam ettiği ve BDP’nin % 7 bandının da üzerine çıktığı anlaşılmaktadır (% 7,2). TBMM’de grubu bulunan dört parti dışındaki diğer siyasi partilerin ise giderek zayıfladığı ve marjinal denilebilecek denli küçük düzeyli oy oranlarına muhatap oldukları gözlenmektedir.
 
- AK Parti’deki kısmi düşüşe ve CHP’deki kısmi yükselişe rağmen, AK Parti tüm oyların yarısından fazlasının yöneldiği merkez partisi konumunu sürdürmektedir. AK Parti, 12 Haziran seçimlerinden sonra yapılan kamuoyu araştırmalarının tamamında, söz konusu seçim sonuçlarına kıyasla oylarını artıran tek parti konumunda bulunmaktadır.  Buradan hareketle, her ne kadar Eylül ayındaki kamuoyu yoklamalarında ortaya çıkan oy oranını Aralık ve Mart dönemlerinde koruyamamış olsa da, AK Parti’nin % 50 bandının altına inmediği ve bu noktada bir stabilizasyon sağladığı söylenebilir.
 
- TBMM’de grubu bulunan diğer siyasi partilerin ise, aynı dönemlerdeki oy dağılım eğrilerinin istikrarsız bir görünüm oluşturduğu gözlenmektedir. Siyasi partilerin oy trendleri incelendiğinde, CHP’nin Haziran seçiminden sonraki iki çeyrek boyunca azalan oy oranının üçüncü çeyrekte artmaya başladığı, MHP’nin sırasıyla artan ve azalan bir oy eğrisine sahip olduğu, BDP’nin ise seçimden sonraki ilk çeyrekte yaşadığı oy kaybına karşılık, son iki çeyrekte yükselişe geçtiği açık bir şekilde görülmektedir.  
 
- Sınırlı düzeyde olmakla birlikte, siyasi partiler arasında belirli bir geçişkenliğin olduğu gözlenmektedir. AK Parti ve CHP seçmenlerinin çok az bir kısmı diğer siyasi partilere oy vereceğini ifade ederken, MHP seçmenlerinin % 8,5’i AK Parti’ye, % 3,8’i ise CHP’ye oy vereceğini belirmektedir. Ancak MHP’deki toplam oy kayması açısından bakıldığında, neredeyse MHP seçmeninin üçte birinin kendi partisinin dışına yöneldiği anlaşılmaktadır. Kendi partisine oy vereceğini ifade eden MHP’lilerin oranı yalnızca % 62,3’tür. Oysa aynı oran, AK Partili seçmenler arasında % 84,9; CHP’li seçmenler arasında ise % 86,6 olarak çıkmaktadır. Bu da, AK Parti ve CHP seçmenlerinin kahir ekseriyetinin tek bir siyasi parti ile kendilerini ifade etmeyi tercih ettiklerini, MHP seçmenlerinin önemli bir kısmının ise ikincil ya da başka bir siyasi parti tercihine de sahip olduklarını/olabildiklerini ortaya koymaktadır.
 
Terör ve Dış Politika
 
- “Size göre Türkiye terör sorununu nasıl çözmelidir?” sorusuna verilen yanıtlar, “demokratik açılımlarla Kürt sorununu çözmek gerekir” (% 33,8) ve “PKK’ya karşı daha sert önlemler alarak çözmek gerekir” (% 45,5) seçenekleri etrafında yoğunlaşmaktadır. Bu sonuçlar, bir yanıyla Hükümetin son dönemde yürüttüğü güvenlik politikalarının geniş bir kamuoyu kesimi tarafından desteklendiğini gösterirken, diğer yanıyla da terör sorununun demokratikleşme doğrultusunda atılacak adımlarla çözüm yoluna girebileceğine inanan önemli bir kesimin bulunduğunu ortaya koymaktadır.
 
- Terör sorununun çözümüyle siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılım arasındaki ilişkiselliğe bakıldığında, “demokratik açılımlarla Kürt sorununu çözmek gerekir” seçeneğinin en çok BDP’nin de aralarında bulunduğu “diğer” başlığı altında toplanan siyasi parti seçmenleri arasında benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu seçenek, AK Partili (% 33,3) ve CHP’li seçmenler (% 30,6) arasında da hatırı sayılır düzeyde bir desteklenme oranına sahiptir. MHP’lilerin ise yaklaşık beşte biri (% 21,3) bu seçeneğe destek vermektedir.
 
- Terör sorununun PKK’ya karşı sert önlemler alınarak çözülebileceğine inanan seçmenlerin en çok bulunduğu siyasi parti MHP’dir. MHP’yi sırasıyla CHP (% 51,8), AK Parti (% 45,6) ve BDP’nin de aralarında bulunduğu “diğer” başlığı altında sıralanan siyasi partiler izlemektedir (% 12,2).  Bu sonuçlar, kendisini sol, sosyal demokrat vb evrensel içerikli kavramlarla tanımlayan ve Hükümetin güvenlikçi politikalarına karşı çıkan CHP’nin seçmenlerinin yarısından fazlasının bu politikalara destek verdiğini göstermektedir.  
 
-  “Hükümetin terör karşısındaki tutumunu genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, başarısız seçeneğinin (% 46,6) ön plana çıktığını göstermiş olmakla birlikte, “başarılı” ve “kısmen başarılı” seçeneklerinin toplamı (% 44,8) açısından bakıldığında, dengeli bir dağılımın oluştuğu söylenebilir. Hükümetin başka alanlardaki performans(lar)ına dönük kamuoyu desteğine kıyasla bakıldığında, burada görece daha fazla bir hoşnutsuzluğun bulunduğu da göze çarpmaktadır. Bu hoşnutsuzluğun birbirine zıt gerekçelerle oluştuğu söylenebilir. Zira terör sorununun demokratik açılımlarla çözülebileceğine inananlar kadar, bu sorunun salt askeri tedbirlerle bitirilebileceğine inananlar da bulunmaktadır. Birbirine zıt olan bu iki eğilim, Hükümetin terör karşısındaki tutumunun değerlendirilmesine de yansımakta ve bir taraftan Hükümeti yeterince demokratik davranamamakla ve gerekli reformları yapamamakla itham edenlerin, diğer taraftan ise terörle mücadelede ihtiyaç duyulan sert askeri tedbirleri alamamakla suçlayanların hoşnutsuzluğuna yol açmaktadır.
 
- Hükümetin terör karşısındaki tutumuna ilişkin görüşlerle, siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılım arasındaki ilişkiselliğe bakıldığında, sırasıyla CHP (% 77,4), MHP (% 74,2) ve BDP’nin de aralarında bulunduğu “diğer” siyasi partilerin (% 56,1) Hükümeti “başarısız” buldukları, AK Partililerin ise, farklı kesinlik düzeylerine denk düşmekle birlikte, “başarılı” buldukları (% 70,8) anlaşılmaktadır.
 
- “Hükümetin genel olarak dış politikadaki performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, kamuoyunun yaklaşık olarak üçte ikisinin Hükümeti bir biçimde başarılı bulduğu gözlenmektedir. Zira Hükümeti “başarılı” ve “kısmen başarılı” bulanların toplam oranı % 60 civarındadır. Buna mukabil, Hükümetin dış politika performansını başarısız bulanların oranı ise % 32’dir. Bu sonuçlar, gerek bölgesel gerekse uluslararası düzeyde son derece önemli dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin izlediği dış politikanın genel anlamda kamuoyunun büyük bir kısmı tarafından beğenildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
 
- Hükümetin dış politika performansına dönük düşüncelerin siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılımı incelendiğinde ise, farklı kesinlik düzeylerinde de olsa, Hükümeti en başarılı görenler, beklenebileceği gibi, AK Partililerdir (% 79,6). Ancak burada ilginç olan nokta, CHP ve MHP’lilerin de oldukça önemli bir kısmının Hükümeti bir biçimde başarılı olarak gördüklerini belirtmeleridir. Zira MHP’lilerin yarısından fazlası (% 55), CHP’lilerin ise yaklaşık üçte biri (% 34,1) Hükümetin dış politika performansını genel olarak başarılı bulmaktadır.
 
- “Türkiye’nin Suriye konusunda takip ettiği politikayı nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, “doğru buluyorum” ve “kısmen doğru buluyorum” seçeneklerinin toplamda daha yüksek çıktığı görülmekle birlikte (% 43,9), “yanlış buluyorum” seçeneğinin de görece yüksek bir değeri (% 31,6) yansıttığı söylenebilir. Ayrıca araştırmaya katılan yaklaşık her dört kişiden birinin (% 24,5) konuya ilişkin hiçbir fikir belirtmemesi de kayda değer bir bulgudur. 
 
- Suriye konusunda takip edilen politikaya ilişkin görüşlerle siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılım arasındaki ilişkiselliğe bakıldığında, AK Partililerin yaklaşık üçte ikisinin (% 60,1), MHP’lilerin yarısına yakınının (% 43,2) ve CHP’lilerin de dörtte birinin (%26,1) mevcut politikayı bir biçimde doğru buldukları anlaşılmaktadır. Bu durum, iç politik performans göstergelerine yönelik kamuoyu eğilimlerine kıyasla bakıldığında, dış politikaya yönelik eğilimlerde siyasi parti seçmenleri arasında daha büyük bir ortaklaşmanın olduğunu göstermektedir.  
 
- “Sizce Türkiye Suriye’de yaşanan olaylardan dolayı Suriye’ye karşı nasıl bir tavır almalıdır?” sorusuna verilen yanıtlar, kamuoyundaki yaygın eğilimin diplomatik ve ekonomik yöntemlerin öne çıkarılması gerektiği yönünde olduğunu göstermektedir. Zira söz konusu soruya “savaş” seçeneğini işaretleyerek yanıt verenlerin oranı yalnızca % 4,1’dir. Buna mukabil, aynı soruya “Esad yönetimine baskı yaparak ikna etmelidir” (% 28,8), “İlişkilerini askıya almalıdır” (% 13,9) ve “Suriye’ye ambargo uygulamalıdır” (% 7,2) şeklinde diplomatik ve/veya ekonomik nitelikli seçenekleri işaretleyerek yanıt verenlerin oranı % 50 civarındadır.
 
- Suriye krizi konusunda tüm siyasi parti seçmenlerinin büyük bir çoğunluğu diplomatik ve ekonomik seçeneklerin öne çıkmasını istemekte, savaş seçeneğine ise karşı çıkmaktadır.  Gerekirse Suriye ile savaşa girilebileceğini söyleyen seçmen grubunun en fazla bulunduğu siyasi parti olan MHP’de dahi bu oran yalnızca % 9,1 olarak çıkmaktadır.
 
Ekonomi, Eğitim ve Türkiye’nin En Önemli Sorunları
 
- “Hükümetin genel olarak ekonomi politikalarını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, farklı kesinlik düzeylerine denk düşmekle birlikte, başarılı bulanların toplam oranının % 53,6 olduğunu göstermektedir. Hükümeti aynı konuda başarısız bulanların oranı ise % 40,7’dir. Bu sonuçlardan hareketle, Hükümetin ekonomi politikalarına ilişkin olarak kamuoyundaki baskın eğilimin olumlu yönde olduğu söylenebilse de, belirgin bir memnuniyetsizliğin bulunduğu da göze çarpmaktadır. Söz konusu memnuniyetsizliğin, bir yanıyla ekonominin genel işleyişine, diğer yanıyla da son dönemlerde doğalgaz ve benzin gibi enerji ürünlerine yapılan zamlara duyulan tepkiden kaynaklandığını söylemek mümkündür.
 
- Hükümetin ekonomi politikalarına yönelik görüşlerin siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılımına bakıldığında ise, CHP’lilerin Hükümeti büyük oranda başarısız bulmakla birlikte (% 74,7), yaklaşık her beş CHP’liden birinin de (% 19,8) başarılı ya da kısmen başarılı bulduğu anlaşılmaktadır. MHP’li seçmenler söz konusu olunca Hükümeti tamamen ya da kısmen başarılı bulanların sayısında da bir artış yaşanmaktadır. Zira MHP’li seçmenlerin % 42,2’si Hükümetin ekonomi politikalarını bir biçimde başarılı bulduğunu ifade etmektedir.
 
-  “4+4+4 kesintili eğitim sistemi, okullarda “Kur’an-ı Kerim” ve “Peygamberimizin hayatı” derslerinin seçmeli ders olarak okutulmasına imkân sağlayan yasa tasarısı TBMM’de kabul edildi. Eğer bu konular referanduma götürülseydi tercihiniz ne yönde olurdu?” sorusuna verilen yanıtlar, kamuoyunun “4+4+4 kesintili eğitim sistemine” ilişkin olarak ikiye bölündüğünü ve olası bir referandum durumunda destek vereceğini söyleyenlerle (% 41,3) destek vermeyeceğini söyleyenlerin (% 41,1) hemen hemen eşit bir şekilde dağıldığını ortaya koymaktadır. Bu durumun, bir ölçüde söz konusu yasa tasarısına ilişkin tartışmalar esnasında iktidar partisiyle muhalefet partileri arasında yaşanan gerginliğin topluma da sirayet etmesinden kaynaklandığı söylenebilir.
 
- Söz konusu eğitim sistemine yönelik olası bir referandumda “evet” oyu vereceğini belirten seçmenlerin en fazla bulunduğu siyasi partiler, sırasıyla, AK Parti (% 67), MHP (% 29,2) ve CHP’dir (% 11,3). Söz konusu sıralamaya “hayır” oyu ekseninde bakıldığında ise, siyasi partilerin, sırasıyla, CHP (% 82,9), MHP (% 44,9) ve AK Parti (% 15,2) şeklinde hizalandıkları görülmektedir.
 
- Katılımcılara açık uçlu olarak yöneltilen “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, “PKK ve terör olaylarının” Türkiye’nin en önemli sorunu olarak öne çıktığı görülmektedir (% 32,7). İkinci sırada ise % 27,3’lük bir oran ile “işsizlik” yer almaktadır.
 
Devlet Adamı ve Siyasetçilerle İlgili Kanaatler
 
- Hakkında en yüksek düzeyde olumlu kanaate sahip olunan devlet adamı-siyasetçi Abdullah Gül’dür. Gül’ün tüm seçmenlerin üçte ikisine yakını tarafından beğenildiği anlaşılmaktadır (% 64,4). Gül’den sonraki en yüksek beğeni düzeyi ise seçmenlerin yarısından fazlası tarafından beğenilen Recep Tayyip Erdoğan’a aittir (% 54,4). Erdoğan’ı, sırasıyla, Kılıçdaroğlu (% 26,5), Bahçeli (% 21,2) ve Demirtaş (% 7,1) takip etmektedir.