Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
SDE “Çankaya’da İlk Üç Yıl”ı Değerlendirdi
SDE “Çankaya’da İlk Üç Yıl” konulu bir çalışma yayınladı. SDE uzmanları ile bazı yerli ve yabancı yazar ve bilim adamlarınının da yazılarının bulunduğu çalışmada, Cumhurbaşkanlığı makamı ve Gül’ün bu makamda ilk üç yılındaki iç politika, dış politika, ekonomi ve demokrasi konularındaki icraatları ayrıntılarıyla ele alındı.
17 Ocak 2011 14:01
 
 
 
 
 
 
SDE Başkanı Yasin Aktay’ın “Bütünleştirici Toplumsal Liderlik Yönüyle Cumhurbaşkanlığı Makamı” başlıklı yazısı, Cumhurbaşkanlığı makamının Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren aslında bir hayli ihmal edilmiş olan “toplumsal liderlik ve cumhuru temsil” boyutunun Gül ile birlikte nasıl bir değişim geçirdiğini değerlendiriyor. SDE Ekonomi Programı Koordinatörü Doç. Dr. Muhsin Kar, Gül’ün Cumhurbaşkanlığı esnasında yaptığı dış gezilere katılan iş adamlarının gerçekleştirdiği bağlantılar üzerinden “Türkiye Ekonomisinin Dünya ile Bütünleşmesinde Cumhurbaşkanlığının Rolüne Karşılaştırmalı Bir Bakış” sunuyor.
 
SDE Demokratikleşme Programı Koordinatörü Doç. Dr. Yusuf Tekin’de Parlamenter Demokrasi Bağlamında Cumhurbaşkanı Gül’ün Hükümet ve TBMM ile İlişkilerini masaya yatırıyor. SDE uzmanlarından Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, “Cumhurbaşkanı Gül’ün Demokratikleşme ve İnsan Haklarının Gelişimindeki Rolü”nü ele alıyor. SDE Uluslararası ilişkiler Programı Koordinatörü Prof. Dr. Birol Akgün, Gül’ün Türk Dış Politikadaki rolünün yanı sıra Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi Üyeliğindeki rolünü; Uluslararası ilişkiler Koordinatör Yardımcısı Doç. Dr. Murat Çemrek ise, Cumhurbaşkanı Gül’ün AB ve Orta Asya ile İlişkilerin geliştirilmesindeki rolünü iki ayrı yazıda değerlendiriyor. SDE uzmanlarından Sosyolog Doç. Dr. Ahmet Uysal ise, gerek Dışişleri Bakanlığı görevinde gerekse Cumhurbaşkanı seçildiği tarihten itibaren Arap dünyasında oluşan yeni Türkiye’nin görünümünü ve Arap ülkelerindeki Türkiye algısını aktardı.
 
Türkiye’de cumhurbaşkanının seçim şekli, tarafsızlığı, sorumsuzluğu ve görevleri Cumhuriyet’in ilanından bu yana tartışmalı olagelmiştir. Bu tartışmalar, kabulünden sonra birçok değişikliğe rağmen bu konuda sabit kalan 1982 Anayasası ile daha da derinleşmiştir. Bu anayasada yapılan yegâne değişiklik 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün seçimi öncesinde yaşananların zorlamasıyla 2007’de gerçekleştirilen referandumdur. Bu değişiklik ile ise, cumhurbaşkanının siyasal sistemdeki etkin konumundan ziyade, seçim yöntemi ve görev süresi gibi teknik iki konu düzenlenmiştir. Oysa hükümet sistemimizi olağan parlamenter rejimlerden uzaklaştıran Anayasa hükümleri değişiklik kapsamına alınmamıştır. 1982 Anayasası’nın mevcut hali varlığını sürdürdükçe, özellikle 104. maddede değişiklik yapılmadığı sürece, Cumhurbaşkanı-Hükümet ilişkileri her an potansiyel çatışma alanı kalmaya devam edecektir. Yine de tüm bu olumsuz tabloya rağmen Cumhurbaşkanı Gül, üç yılı aşkın görev süresinde tüm eleştirileri bertaraf edecek bir performans sergilemiştir.
 
1982 Anayasası’ndaki cumhurbaşkanının konumuna dair rezervimiz baki kalmak üzere çalışmamızın analizlerini şöyle sıralayabiliriz:
 
Çalışma öncelikle Özal sonrasında ortaya çıkan “halkı ile barışık lider” eksikliğinin Gül döneminde nasıl giderildiğini irdelemektedir. Cumhurbaşkanı, görev ve yetkileri ile mevcut siyasal sistemde önemli bir aktör olmasının ötesinde vizyon ve misyonu ile de topluma yön verme potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda, Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, işadamları ile geliştirdiği yakın ilişki ile Türkiye’nin küresel ekonomiye entegrasyonuna sağladığı katkının sonraki dönemlerde sürdürüldüğünü söylemek güçtür. Cumhurbaşkanı Gül, başta komşu ülkeler olmak üzere, tüm dünya ile çok yönlü ilişkileri derinleştirirken diplomatik vizyonu ile de Türkiye’nin ekonomik ve siyasal artı değer üreten bir ülkeye dönüşmesine her türlü katkıyı sağlamaktadır.
 
1982 Anayasası’nın klasik parlamenter sistemde sembolik yetkilerle donatılmış sorumsuz cumhurbaşkanı yerine oldukça geniş yetkilerle donanmış sorumsuz cumhurbaşkanı, ilk defa 2007’deki seçimden sonra parlamenter modele uygun bir hükümet sistemine doğru evrilmiştir. Cumhurbaşkanı Gül, 2007’de seçildiğinde Kürt sorunu, Alevi sorunu, azınlık sorunu ve başörtülü kadınlara yönelik ayrımcılık sorunu gibi Türkiye’nin kronik sorunları karşısında insan haklarına duyarlı bir Cumhurbaşkanı beklentisi oluşmuştur. Yer yer eleştirilse dahi Cumhurbaşkanı Gül, kendisinden önceki dönemle kıyaslanmayacak düzeyde beklentileri karşılamıştır.
 
Cumhurbaşkanı Gül, döneminde iş çevreleriyle kurulan yakın ilişki, Türkiye ekonomisinin küresel ekonomiye eklemlenmesi bakımından kayda değerdir. Cumhurbaşkanı Gül, dış politikada karar ve icra sürecinde liderlik özellikleri, diplomatik vizyonu ve tecrübesi ile önemli bir rol üstlenmiştir. Gül’ün pragmatik ve uzlaşmacı kişiliği, pozitif yaklaşımı ve kararlılığı ile aktif-pozitif bir Cumhurbaşkanı profili çizmiştir. Eski bir Dışişleri Bakanı olarak Gül, dış politikanın takipçisi olmak, ihmal edilen alanlarda görev üstlenmek, arabuluculuk yapmak ve Türkiye’deki dış politika alanında çalışan akademisyenlere ve düşünce kuruluşlarına destek olmak gibi kritik ve nispeten yeni roller üstelenmiştir. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Gül’ün Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği sırasında BM Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlığı özel bir vurguyu hak etmektedir. Ayrıca Cumhurbaşkanı Gül’ün, ülkesinin AB üyeliği ile bölgesine daha fazla demokrasi ve özgürlük gelmesinde üstleneceği anahtar role olan inancıyla tam üyelik sürecine desteği ve Türkiye-AB ilişkilerdeki misyonu çerçevesinde değerlendirilmeyi hak etmektedir.
 
Aynı şekilde Cumhurbaşkanı Gül, özelde Türk Cumhuriyetleri genelde Kafkasya ve Orta Asya ile ilişkilerde hamasî söylemler yerine “Rusya’ya rağmen” ve “İran ile çatışan” olmadan ve “zirve diplomasisi”ni yumuşatıcı ama kararlı söylemi ile iyi kullanması ile önplana çıkmaktadır. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi Arap kamuoyunda çok ciddi yankı uyandırması, Türkiye’nin Ortadoğu için “model” potansiyelini pekiştirmiştir. Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde yaptığı bölge ziyaretleri olumlu karşılandığı gibi özellikle su ve Filistin sorunu gibi konularda yaptığı açıklamalar ilgi ile izlenmektedir.
 
Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) olarak, Anayasal anlamda “sorumsuz” olarak tanımlanan Cumhurbaşkanı Gül’ün üç yılı aşan görev süresini bir sivil toplum örgütü misyonu ile değerlendirdik. Bu kapsamda söylenebilecek son söz, parlamenter hükümet sistemlerine özgü tarafsız bir lider profilinde, Cumhurbaşkanı Gül’ün üç yılında hem iç politikada ve hem de dış politikada hükümet politikalarıyla uyumlu ve halkla iç içe bir dönem geçirildiği söylenebilir. Ancak 1982 Anayasası kaotik yapısıyla Cumhurbaşkanı-Hükümet arasında yaşanacak krizlere yol açmayacağının garantisi olamaz. Bu nedenle, “iyimser” biçimde yorumlanacak bu dönemin, Anayasada cumhurbaşkanının konumu ve görevleri ile ilgili yapılması gereken değişikliklerin önünü tıkamaması gerektiği bir kez daha hatırlatılmalıdır.
 
“Çankaya’da İlk Üç Yıl” başlıklı çalışmanın PDF versiyonu için Tıklayınız...