Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
“SDE 2011 Gündem ve Siyasi Durum Araştırması"
Stratejik Düşünce Enstitüsü tarafından “2011 Gündem ve Siyasi Durum Araştırması" adlı bir rapor yayınlandı. SDE Başkanı Yasin Aktay’ın başkanlığında hazırlanan ve Ahmet Kızılkaya tarafından raporlaştırılan araştırmanın Danışma Kurulunda şu isimler yer aldı: Fatih Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Çaha, SDE Uluslararası İlişkiler Programı Koordinatörü Prof. Dr.Birol Akgün, SDE Savunma-Güvenlik Programı Koordinatörü Prof. Dr. Aytekin Geleri, SDE Uzmanı Doç. Dr. Kıvılcım Metin Özcan, SDE Uzmanı Dr.
04 Ocak 2012 12:35

Araştırmada NUTS-1 bölgeleme sistemine göre toplam 14 ilde 58 ilçe ve şehir merkezi esas alınmıştır. Buna göre, İstanbul bölgesini İstanbul, Batı Marmara bölgesini Tekirdağ, Ege bölgesini İzmir, Doğu Marmara bölgesini Bursa, Akdeniz bölgesini, Adana ve Antalya, Batı Anadolu bölgesini Ankara, Orta Anadolu bölgesini Kayseri, Batı Karadeniz Bölgesini Samsun, Doğu Karadeniz bölgesini Trabzon, Kuzeydoğu Anadolu Bölgesini Erzurum, Ortadoğu Anadolu bölgesini Malatya ve Güneydoğu Anadolu bölgesini Gaziantep ve Diyarbakır illeri temsil etmektedir. 

Araştırmada, siyasi partilerin seçmen desteği, seçmenin oy verme davranışı, hükümetin ve politikalarının performansı, devlet adamları ve siyasetçilerle ilgili kanaatler, PKK – KCK ve terör operasyonları, 1938 Dersim olayları tartışmaları, Cumhurbaşkanlığı, dış politika ve AB ile diğer gündem konuları ele alınmıştır.
 
Araştırma bu illerde 23 – 27 Aralık 2011 tarihleri arasında seçmen özelliğine sahip 2.102 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, önceden hazırlanmış bir anket formu, tecrübeli anketörler tarafından yüzyüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Görüşme yapılan kişinin kimlik ve adres bilgileri denetleme yapmak için alınmıştır. Her anketörün doldurduğu anket formunun yüzde 10’u saha koordinatörü tarafından, sahadan gelen anket formlarının tamamının yüzde 10’u da merkez koordinatörü tarafından telefonla denetlenmiştir. Örneklem seçiminin son aşamasında cinsiyet ve yaş kotaları uygulanmış, analizlerde 12 Haziran 2011 milletvekili seçiminde oy verilen partiye göre ağırlıklandırılmış veriler kullanılmıştır.
 
 
 
 
“SDE 2011 Gündem ve Siyasi Durum Araştırması" adlı çalışmanın Yönetici özeti aşağıdadır: 
 
 
SİYASİ PARTİLERİN SEÇMEN DESTEĞİ VE OY VERME DAVRANIŞI
 
  • 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimlerde toplam kayıtlı seçmenin % 42,8’inin oyunu alan AK Parti’nin, bugün bir seçim olması durumunda, hemen hemen aynı oy oranını koruyacağı anlaşılmaktadır (% 42,2). Ancak Eylül’deki kamuoyu eğilimlerine nazaran (% 44,2), AK Parti’nin, % 2 gibi görece küçük bir oy kaybı yaşadığı da belirtilmelidir.
  • 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde toplam kayıtlı seçmenin % 22,2’sinin oyunu alan CHP’nin, söz konusu tarihten itibaren başlayan oy oranlarındaki düşüşün devam ettiği görülmektedir. CHP’nin Eylül ayındaki oy oranlarının da gerisine düşerek % 20 bandının altına indiği anlaşılmaktadır (% 19,6).  
  • AK Parti ve CHP’nin yaşadığı bu oy kayıplarına karşılık, MHP ve BDP’nin oy oranlarında küçük ölçekli artışların yaşandığı gözlenmektedir. Bu da, her iki partinin, 12 Haziran’daki seçimlerde toplam kayıtlı seçmen sayısı üzerinden aldıkları oy oranlarını yakalama eğilimi içine girdiklerini ve Eylül 2011 itibarıyla kaybettikleri oyları tekrar geri kazanmaya başladıklarını göstermektedir. 
  • AK Parti’nin, olası bir seçim durumunda alabileceği geçerli oy oranının, her ne kadar 12 Haziran 2011 genel seçimlerindeki oy oranının (% 49,9) üzerinde olduğu görülse de (% 52,3), Eylül 2011 tarihinde yakaladığı düzeyi (% 54) koruyamadığı anlaşılmaktadır. Ancak oy oranlarındaki bu düşüşe rağmen, seçmen tercihleri açısından bakıldığında, AK Parti’nin halen geçerli oyların yarısından fazlasının yöneleceği adres konumunda bulunduğu görülmektedir (% 52,3).  
  • CHP’nin ise 12 Haziran 2011 tarihindeki genel seçimlerden sonra yaşamaya başladığı oy kayıplarının devam ettiği gözlenmekle birlikte, oy oranlarındaki düşüş hızının azaldığı da belirtilmelidir. Eylül ayındaki kamuoyu yoklamasına göre, 12 Haziran’da aldığı oyun % 1,1 oranında gerisine düşen CHP’deki düşüş eğilimi, bugün için kısmen de olsa azalmışa benzemektedir (% 0,5). Ancak ister düşük ister yüksek miktarlarda olsun, CHP’deki 12 Haziran 2011 tarihinden itibaren devam eden oy kayıplarının süreklilik kazandığı görülmektedir.  
  • MHP ve BDP’nin ise benzer bir oy oranı dağılım eğrisine sahip oldukları anlaşılmaktadır. Zira her iki partinin de, 12 Haziran’daki seçimlerden sonra ciddi sayılabilecek bir düşüş eğilimi içine girmelerine ve oy oranlarında önemli kayıplar yaşamış olmalarına rağmen, yeniden bir artış eğilimi yakaladıkları görülmektedir. Bu durum, milliyetçi temelde siyaset yapan partilerin eş zamanlı olarak artış ya da düşüş eğilimi içine girdiklerini ve içinde bulunulan siyasal konjonktürün, farklı milliyetçilik tercihlerine denk düşse de, milliyetçi partileri eşit oranda etkilediğini göstermektedir.  
  • Siyasi partilerin yaşadıkları oy kaymalarının birbirlerine dönük olarak değil de, “kararsızlar/hiçbiri” hanesine yönelik olarak gerçekleştiği gözlenmektedir. Buna göre, 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleşen genel seçimlerde AK Parti’ye oy verenlerin % 7’si, CHP’ye oy verenlerin % 16’sı, MHP’ye oy verenlerin ise % 12,8’i, olası bir seçim durumunda “kararsız/hiçbiri” hanesini tercih edeceğini ifade etmektedir.  
  • Oy kaymalarının, küçük çaplı da olsa, siyasi partiler arasında da yaşandığı belirtilmelidir. CHP’den (% 2,4) ve MHP’den (% 4,3) AK Parti’ye yönelen oy kaymalarının düzeyinin, AK Parti’den CHP’ye (% 1) ve MHP’ye (% 0,8) yönelen oy kaymalarına nazaran daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır.  
  • Milletvekili seçimlerinde bir partiye oy verme davranışını etkileyen en önemli faktörün “partinin lideri” olduğu görülmektedir (% 89,7). Söz konusu davranışı etkileyen diğer önemli faktörler ise “partinin siyasi görüşü” (% 88,6), “adayın kişiliği” (85,4) ve “adayın eğitimi” (% 82,4) şeklinde sıralanmaktadır. Bütün bu sonuçlar, oy verme davranışının tek bir sebebe indirgenerek açıklanamayacağını ve söz konusu davranışın oluşma sürecine çok çeşitli faktörlerin etki ettiğini açıkça göstermektedir.

HÜKÜMETİN VE HÜKÜMET POLİTİKALARININ PERFORMANSI
 
  • “Hükümetin genel olarak performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, seçmenlerin yarısından fazlasının hükümeti başarılı bulduğunu (% 54,1), yaklaşık üçte birinin de (% 38) başarısız bulduğunu ortaya koymaktadır.
  • Bütün anadil gruplarındaki seçmenlerin yarısından fazlası hükümetin son bir yıllık performansını başarılı bulduğunu ifade etmektedir.  
  • Kendisini laik-Kemalist ve solcu-sosyalist olarak tanımlayanların yaklaşık üçte biri (sırasıyla % 34,5 ve % 33,5), milliyetçi-ülkücü olarak tanımlayanların ise yarısından fazlası (% 55), hükümeti başarılı bulduğunu belirtmektedir. Bu durum, hükümetin, iktidar partisinin temsil ettiği varsayılan dindar-muhafazakâr kitle dışında da, önemli bir beğeni düzeyini yakaladığını ortaya koymaktadır. Ayrıca dindar-muhafazakâr kitlenin de neredeyse dörtte üçünün (% 73,1) hükümeti genel performans anlamında başarılı bulduğunu belirtmek gerekmektedir.  
  • Hükümetin son bir yıllık performansının siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılımı ise, sürpriz sayılabilecek herhangi bir sonuç barındırmamakla birlikte, MHP’lilerin neredeyse dörtte birinden fazlasının (% 26,7) ve CHP’lilerin de % 15,5’inin hükümeti genel olarak başarılı bulduğunu belirtmesi açısından kayda değerdir. Ayrıca “kararsız/hiçbiri” seçeneğini işaretleyenlerin % 42’sinin hükümet performansını genel olarak başarılı bulduğunu ifade etmesi de, olası bir seçim durumunda, bu kitlenin oy tercihinin ağırlıklı olarak nereye yöneleceğini göstermesi bakımından önemlidir.  
  • “Hükümetin ekonomi politikaları performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, seçmenlerin yarısından fazlasının (% 53,8) olumlu düşündüğünü ortaya koymaktadır. Hükümetin ekonomi politikalarına ilişkin performansını başarısız bulanların oranı ise % 41,7’dir. Bu sonuçları, hükümetin ekonomi politikalarına ilişkin olarak duyulan memnuniyetin bir göstergesi olarak okumak mümkündür.  
  • Hükümetin ekonomi politikalarına ilişkin performansının sosyo-politik kimlikler bağlamında oluşan dağılımına bakıldığındaysa, dindar-muhafazakârların % 70,2’sinin, milliyetçi-ülkücülerin % 55’inin, laik-Kemalistlerin % 37’sinin ve solcu-sosyalistlerin % 32,3’ünün “başarılı” seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. Burada dikkat çekici olan durum, kendisini solcu-sosyalist kimliklerle ifade edenlerin de neredeyse üçte birinin hükümetin ekonomi politikalarına ilişkin performansını başarılı bulmasıdır. 
  • Her beş CHP’liden biri (% 20,9) ve her üç MHP’liden biri (% 31,1), izlediği ekonomi politikaları açısından hükümeti başarılı bulduğunu belirtmektedir. Aynı oran AK Partili seçmenler arasında ise % 90 civarındadır. Bu sonuçlar, hükümetin ekonomi politikalarına ilişkin performansının hemen hemen her siyasal parti seçmeni arasında belirli bir kabul gördüğünü ve beğenildiğini ortaya koymaktadır.  
  • “Hükümetin dış politika performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, hükümeti bu konuda başarılı bulanların oranının % 56,8, başarısız bulanların oranının ise % 36,9 olarak çıktığı görülmektedir. Hükümetin dış politika performansına dönük bu sonuçlar, seçmenlerin yarısından fazlasının duyduğu memnuniyeti göstermektedir.
  • Sosyo-politik kimlikler açısından bakıldığında, “başarılı” seçeneğinin en yüksek oranda (% 73,2), hükümetin temsil ettiği siyasi partinin doğal tabanı ya da seçmen kitlesi olarak varsayılan dindar-muhafazakâr kimlik tarafından işaretlendiği görülmektedir. Ancak hükümete ve onun temsil ettiği siyasi partiye ya da anlayışa karşı muhalif olan diğer kimliklerle kendilerini tanımlayanların da önemli bir kısmının aynı seçeneği işaretledikleri belirtilmelidir. Kendisini milliyetçi-ülkücü olarak tanımlayanların % 60,6’sı, laik-Kemalist olarak tanımlayanların % 41,3’ü ve solcu-sosyalist olarak tanımlayanların da % 35,6’sı hükümeti dış politika noktasında başarılı bulmaktadır.  
  • AK Partili seçmenlerin % 85,9’u iktidarın dış politik performansını beğendiğini ifade etmektedir. Ancak iktidar partisi dışındaki partilerin seçmenleri arasında da hükümetin dış politik performansına dönük önemli bir beğeni bulunduğu görülmektedir. Neredeyse her dört CHP’liden biri (% 25,1) ve her üç MHP’liden biri (% 38,3) hükümeti bu konuda başarılı bulduğunu ifade etmektedir.    
  • “Hükümetin terörle mücadele performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, seçmenlerin yarısından fazlasının (% 52,1) bu konuda hükümeti başarısız bulduğunu ortaya koymaktadır. Hükümeti aynı konuda başarılı bulanların oranı ise % 43,4’tür. Bu sonuçlar, hükümetin mevcut performansının terörle mücadele noktasında yetersiz görüldüğünü açık bir şekilde göstermektedir.  
  • Sosyo-politik kimlikler bağlamında bakıldığında, yalnızca dindar-muhafazakâr eğilimli seçmenlerin yarısından fazlasının hükümeti terörle mücadele noktasında başarılı gördüğü, buna karşılık diğer tüm kimliklerin “başarısız” seçeneğini işaretledikleri belirtilmelidir.  
  • Hükümetin terörle mücadeledeki performansına dönük memnuniyetsizliğin siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılıma da yansıdığı görülmektedir. Zira iktidar partisinin kendi seçmenleri arasında dahi % 25’lik bir memnuniyetsizliğin oluştuğu anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle söylendiğinde, iktidar partisine oy veren her dört seçmenden biri, terörle mücadele noktasında iktidarı başarısız bulduğunu ifade etmektedir.    
  • “Hükümetin sağlık politikaları performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna, seçmenlerin neredeyse üçte ikisi (% 66,1) “başarılı” yanıtını vermektedir. Buna karşılık, aynı soruya “başarısız” seçeneğini işaretleyerek yanıt verenlerin oranı sadece % 29,7’dir. Bu da, hükümetin sağlık politikaları alanındaki performansının büyük bir beğeni topladığını açık bir şekilde göstermektedir.  
  • Sağlık politikalarına yönelik memnuniyetin ne denli yaygın olduğunun en yetkin kanıtını ise sosyo-politik kimliklere göre oluşan dağılım ortaya koymaktadır. Zira % 81,8 ile başı çeken ve iktidar partisinin doğal seçmen kitlesi kabul edilen dindar-muhafazakâr kesim dışarıda tutulduğunda, sırasıyla, ülkücü-milliyetçilerin % 69,6’sı, solcu-sosyalistlerin % 51,3’ü ve laik-Kemalistlerin de % 49,8’i hükümeti bu konuda başarılı bulduğunu ifade etmektedir.   
  • Sağlık alanındaki politikalara dönük bu yaygın beğeni eğrisinin, siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılıma da yansıdığı gözlenmektedir. AK Partili seçmenlerin % 90,1’i hükümetin söz konusu alanda başarılı olduğunu düşünürken, MHP’li seçmenlerin % 52,9’u ve CHP’li seçmenlerin de % 38,8’i aynı seçeneği işaretlemektedirler. Bu durumu, sağlık alanında sergilenen performansın tüm siyasi parti seçmenleri arasında büyük bir beğeni topladığının bir kanıtı olarak görmek mümkündür.  
  • “Hükümetin eğitim politikaları performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, “başarılı” seçeneğini işaretleyerek yanıt verenlerin oranının % 56,7; “başarısız” seçeneğini işaretleyerek yanıt verenlerin oranının ise % 38 olduğu anlaşılmaktadır.  
  • Hükümetin eğitim politikalarına ilişkin performansı konusu, sosyo-politik kimliklere göre oluşan dağılım açısından ele alındığında, dindar-muhafazakâr seçmenlerle (% 75,5) milliyetçi-ülkücü seçmenler (% 63,4) arasında son derece yüksek bir beğeni düzeyinin oluştuğu anlaşılmaktadır. Ancak laik-Kemalist seçmenlerle (%37,9) solcu-sosyalist seçmenlerin de (% 32,3) yaklaşık üçte birinin aynı beğeni duygusunu taşıdığı anlaşılmaktadır.  
  • AK Partili seçmenlerin % 84,5’inin, MHP’lilerin % 42,2’sinin ve CHP’lilerin de % 26,2’sinin eğitim politikalarına dönük performans anlamında hükümeti beğendiği anlaşılmaktadır.  
  • “Hükümetin yolsuzlukla mücadele performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, “başarısız” seçeneğinin % 47, “başarılı” seçeneğinin ise % 44,1 düzeyinde çıkığı görülmektedir. Birbirine oldukça yakın olan bu oranlar, az bir farkla da olsa, hükümetin söz konusu alandaki performansının başarısız görüldüğünü ortaya koymaktadır.
  • Hükümetin yolsuzlukla mücadelede başarılı bir performansa sahip olduğunu düşünen dindar-muhafazakârların oranı % 60,9; milliyetçi-ülkücülerin oranı % 47,5; solcu-sosyalistlerin oranı % 25,6 ve laik-Kemalistlerin oranı da % 23 düzeyinde çıkmaktadır. Burada en dikkat çekici sonuç, iktidar partisinin doğal seçmen tabanı-kitlesi kabul edilen dindar-muhafazakâr kesimin dahi belirgin bir memnuniyetsizlik içinde olmasıdır. Zira söz konusu kesimdeki hemen hemen her üç kişiden biri (% 29,1) hükümeti bu konuda başarısız bulduğunu ifade etmektedir.  
  • Yolsuzlukla mücadele konusuna siyasi parti tercihleri bağlamında bakıldığında, iktidarı en başarısız bulanların CHP’liler olduğu anlaşılmaktadır (% 78,2). MHP de ise bu oranın daha düşük çıktığı görülmektedir (% 65). AK Partili seçmenlerin ise yaklaşık beşte biri (%19,1), hükümeti yolsuzlukla mücadele noktasında başarısız bulduğunu ifade etmektedir.
  • “Hükümetin iş istihdamı politikaları performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, hükümetin bu konuda başarısız bulunduğunu açık bir şekilde göstermektedir (% 52,3). İş istihdamı politikaları alanında hükümeti başarılı görenlerin oranı ise yalnızca % 38,8’dir. Bu sonuçlar, söz konusu alana ilişkin olarak büyük bir memnuniyetsizliğin bulunduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. 
  • İktidar partisi, iş istihdamı politikaları konusunda, kendi doğal seçmen kitlesi arasında dahi önemli oranda başarısız bulunmaktadır. Kendisini dindar-muhafazakâr olarak tanımlayan her üç seçmenden biri (% 34,9) hükümeti bu noktada başarısız bulduğunu belirtmektedir. Bunun dışında, laik-Kemalist seçmenlerin % 74’ü, solcu-sosyalist seçmenlerin % 72,2’si ve milliyetçi-ülkücü seçmenlerin de % 49’u hükümeti bu konuda başarısız bulduğunu ifade etmektedir.
  • CHP’lilerin % 82’sinin, MHP’lilerin % 71,8’inin ve AK Partililerin de % 25,2’sinin hükümeti iş istihdamı politikaları noktasında başarısız bulduğu anlaşılmaktadır. CHP ve MHP için normal sayılabilecek bu sonuçları, AK Parti açısından sürpriz olarak değerlendirmek mümkündür. Neredeyse her dört AK Partiliden biri, iş istihdamı politikaları alanında kendi partilerinin içinden çıkan hükümeti başarısız bulmaktadır.  
  • “Hükümetin demokratik açılım politikaları performansını nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, “başarılı” seçeneğini işaretleyenlerin oranının % 40,4; “başarısız” seçeneğini işaretleyenlerin oranının ise % 47,5 olduğu görülmektedir.  
  • Demokratik açılım politikaları bağlamında sergilenen performansa dair düşüncelerle sosyo-politik kimlikler arasındaki ilişkiselliğe bakıldığında, hükümeti en çok başarılı bulanların dindarlar-muhafazakârlar (% 54,3), en az başarılı bulanların ise laik-Kemalistler (% 25,1) olduğu anlaşılmaktadır. Ancak burada dikkati çeken en önemli bulgu, haklarında demokratik açılım politikalarından en çok rahatsız olduğu yönünde bir kamuoyu algısı olan milliyetçi-ülkücülerin üçte birinden fazlasının (% 39,9) hükümeti sergilediği demokratik açılım performansı bağlamında başarılı bulmasıdır. 
  • AK Partililerin yaklaşık üçte ikisinin (% 66), MHP’lilerin dörtte birinin (% 25,7) ve CHP’lilerin de altıda birinin (% 16,5) demokratik açılım politikaları kapsamında sergilenen performans açısından hükümeti başarılı bulduğu anlaşılmaktadır.

DEVLET ADAMLARI VE SİYASETÇİLERLE İLGİLİ KANAATLER
 
  • “Abdullah Gül ile ilgili nasıl bir kanaate sahipsiniz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin üçte ikisinden fazlasının (% 66,8) “olumlu” seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. Buna karşılık, Abdullah Gül’e ilişkin olumsuz bir kanaate sahip olduğunu ifade edenlerin oranı % 28,6 düzeyinde çıkmaktadır. 
  • Dindar-muhafazakâr seçmenlerin % 85,6’sı Abdullah Gül’e ilişkin olumlu bir kanaatinin bulunduğunu söylerken, solcu-sosyalist seçmenlerle (% 44,1) laik-Kemalist seçmenler (% 45,1) söz konusu olduğunda, bu oranın % 50’nin altına indiği görülmektedir. Kendisini milliyetçi-ülkücü bir temelde tanımlayan seçmenlerin ise üçte ikisinden fazlasının (% 70,6) Abdullah Gül’e ilişkin olumlu bir kanaat taşıdıkları anlaşılmaktadır. Bütün bu sonuçlar, Abdullah Gül’ün toplumun hemen her kesimi arasında olumlu bir imajının bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 
  • CHP hariç, tüm siyasi parti seçmenlerinin yarısından fazlası Abdullah Gül’e ilişkin olumlu bir kanaat taşıdığını ifade etmektedir. Kaldı ki, CHP’lilerin dahi dörtte birinden fazlası (% 28,2), aynı doğrultuda görüş beyan etmekte ve Abdullah Gül’e ilişkin pozitif bir tutum takınmaktadır.  
  • “Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili nasıl bir kanaate sahipsiniz?” sorusuna, seçmenlerin % 58,9’u “olumlu” seçeneğini, % 36,9’u da “olumsuz” seçeneğini işaretleyerek yanıt vermektedir. Bir başka deyişle, yaklaşık her üç seçmenden ikisi olumlu, biri ise olumsuz yanıt vermektedir. 
  • Erdoğan’ın hakkında en olumlu düşünen seçmen kesimini, kendisini dindar-muhafazakâr olarak tanımlayanlar oluşturmaktadır (% 80,8). Buna karşılık, Erdoğan’ın diğer seçmen kesimleri arasında da görece önemli bir beğeniye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Milliyetçi-ülkücülerin % 61,7’si, laik-Kemalistlerin % 37,2’si ve solcu-sosyalistlerin de % 33’ü Erdoğan hakkında olumlu bir kanaat taşıdığını ifade etmektedir. 
  • Erdoğan’a ilişkin kamuoyu kanaatleri, siyasi parti tercihleri açısından incelendiğinde, AK Partililerin neredeyse tamamının (% 96,3) “olumlu” düşündükleri görülmektedir. Buna karşılık CHP’lilerin çok az bir kısmının Erdoğan hakkında olumlu bir düşünceye sahip olduğu anlaşılmaktadır (% 14,6). Ancak MHP söz konusu olduğunda, Erdoğan’a ilişkin olumlu kanaatlerde de bir artış yaşanmaktadır. Yaklaşık her üç MHP’liden biri Erdoğan hakkında olumlu düşündüğünü ifade etmektedir. Erdoğan’ın diğer parti seçmenleriyle kararsızlar arasında da görece yüksek bir beğeni düzeyine sahip olduğu anlaşılmaktadır. 
  • “Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili nasıl bir kanaate sahipsiniz?” sorusuna, seçmenlerin % 25,2’si “olumlu”, % 66,5’i de “olumsuz” seçeneğini işaretleyerek yanıt vermektedir. Bir başka deyişle söylendiğinde, yalnızca her dört seçmenden biri Kılıçdaroğlu hakkında olumlu bir kanaate sahip olduğunu ifade etmektedir.  
  • Kılıçdaroğlu’na ilişkin kamuoyu kanaatlerini ölçmeye dönük bu sorunun sosyo-politik kimliklere göre oluşan dağılımına bakıldığında, en yüksek beğeni düzeyinin % 53 ile solcu-sosyalist seçmenler arasında olduğu anlaşılmaktadır. Buna karşılık, söz konusu kanaatin yüksek düzeyde olumlu olabileceği varsayılan laik-Kemalist kesim arasındaki beğeni oranı ise yalnızca % 44,7’dir. Milliyetçi-ülkücü kesimlerle dindar-muhafazakâr kesimler arasındaki beğeni oranları ise son derece düşük düzeylerde çıkmaktadır.  
  • Siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılıma bakıldığında, Kılıçdaroğlu’nun her dört CHP’liden üçü tarafından (% 75,7) beğenildiği anlaşılmaktadır. Buna karşılık AK Partililerin çok az bir kısmının (% 9,3) Kılıçdaroğlu hakkında olumlu düşündükleri görülmektedir.  
  • “Devlet Bahçeli ile ilgili nasıl bir kanaate sahipsiniz?”sorusuna, seçmenlerin % 20,4’ü olumlu, % 70,5’i de olumsuz yanıt vermektedir. Ancak konuya ilişkin fikir beyan etmeyenlerin de görece önemli bir değeri (% 9,1) yansıttıkları gözlenmektedir.
  • Bahçeli’nin kendi doğal tabanı-seçmen kitlesi olarak varsayılan milliyetçi-ülkücü seçmenler arasında bile yalnızca % 39,1’lik bir beğeni düzeyine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Siyasi partiler bağlamında bakıldığındaysa, Bahçeli’nin yaklaşık her dört MHP’liden üçü tarafından (% 73,3) beğenildiği anlaşılmaktadır.  
  • “Selahattin Demirtaş ile ilgili nasıl bir kanaate sahipsiniz?” sorusuna, seçmenlerin ezici çoğunluğunun olumsuz yanıt verdiği gözlenmektedir (% 79,1). Buna karşılık, olumlu yanıt verenlerin oranı yalnızca % 9,1 olarak çıkmaktadır.
  • Demirtaş’ın en çok solcu-sosyalist seçmenler arasında beğeni topladığı (% 13,1), buna karşılık laik-Kemalistler arasında neredeyse hiç beğenilmediği (% 1,7) anlaşılmaktadır. Siyasi partiler açısından bakıldığındaysa, Demirtaş’ın en çok, aralarında BDP’nin de bulunduğu diğer kategorisinde sıralanan partileri tercih edenler arasında beğenildiği anlaşılmaktadır (% 54,4). 
  • Hakkında en yüksek düzeyde olumlu kanaate sahip olunan devlet adamı-siyasetçi Abdullah Gül’dür. Gül’ün tüm seçmenlerin üçte ikisinden fazlası tarafından beğenildiği anlaşılmaktadır (% 66,8). Gül’den sonraki en yüksek beğeni düzeyi ise Recep Tayyip Erdoğan’a aittir (% 58,9). Erdoğan’ın da seçmenlerin yarısından fazlası tarafından beğenildiği görülmektedir.
 
PKK – KCK VE TERÖR OPERASYONLARI
 
  • “PKK’ya karşı gerçekleştirilen askeri operasyonlar hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, “PKK’ya biraz zarar verir ama bitiremez” seçeneğinin % 46,5, “PKK sorununu çözmede pek yararı olacağını sanmıyorum” seçeneğinin % 24,8, “PKK’yı kesin olarak bitirir” seçeneğinin % 20,6 olarak çıktığı anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar, askeri operasyonlarla PKK’ya kısmi zarar verilse dahi, sonunun getirilemeyeceğini düşünen geniş bir kamuoyu bulunduğunu göstermektedir.  
  • Kürtçe-Zazaca konuşanların en çok “PKK sorununu çözmede pek yararı olacağını sanmıyorum” seçeneğine (%37,7), Türkçe konuşanların ise en çok “PKK’ya biraz zarar verir ama bitiremez” seçeneğine (% 48,4) vurgu yaptıkları görülmektedir. 
  • AK Parti, CHP ve MHP’li seçmenler çoğunlukla “PKK’ya biraz zarar verir ama bitiremez” seçeneğine işaret ederken, aralarında BDP’nin de bulunduğu diğer kategorisindeki partileri destekleyen seçmenler “PKK sorununu çözmede pek yararı olacağını sanmıyorum” seçeneğine destek vermektedirler.  
  • “PKK’yla mücadelede özel harekât ve özel birliklerin operasyonlara katılmasını nasıl karşılıyorsunuz?” sorusuna, seçmenlerin kahir ekseriyetinin (% 67,2), olumlu yanıt verdikleri gözlenmektedir. Soruya olumsuz yanıt verenlerin oranı ise yalnızca % 18 dolaylarında kalmaktadır. 
  • “Yürütülen KCK örgüt davası kapsamındaki tutuklamaları nasıl karşılıyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin yarısından fazlasının (% 54,6) olumlu düşündüğü görülmektedir. Buna karşılık, aynı soruya olumsuz yanıt verenlerin oranı % 22,2’dir. Fikir beyan etmeyenlerin oranı ise bir hayli yüksek çıkmaktadır (% 23,2). Aslında tek başına bu oran bile, konunun kamuoyu nezdinde çok da iyi bilinmediğini göstermesi açısından yeterlidir. 
  • Tüm sosyo-politik kimliklerin yarısından fazlasının olumlu düşündüğü görülmekle birlikte, dindar-muhafazakâr kimlikle kendilerini tanımlayanlar KCK tutuklamalarıyla ilgili en olumlu düşünen kesimi oluşturmaktadırlar (% 64,6).
  • Siyasi partiler açısından bakıldığındaysa, AK Parti (% 64,5) ve MHP’li (% 63,4) seçmenlerin yaklaşık üçte ikisi olumlu görüş beyan ederken, bu oran CHP’liler söz konusu olduğunda % 50’nin altına düşmektedir.   

DERSİM TARTIŞMALARINA KARŞI TUTUMLAR
 
  • “Başbakanın 1938’de yaşanan ‘Dersim olayları’ ile ilgili olarak özür dilemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin, sırasıyla, % 34,8’inin “doğru buluyorum” seçeneğini, % 23,9’unun “yanlış buluyorum” seçeneğini ve % 23,2’sinin de “kısmen doğru buluyorum” seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. Konuya ilişkin fikir beyan etmeyenlerin oranı da görece önemli bir değeri yansıtmaktadır (% 18,1). “Doğru” ve “kısmen doğru” seçenekleri birlikte değerlendirildiğinde, seçmenlerin yarısından fazlasının (% 58), Başbakanın Dersim olaylarıyla ilgili olarak özür dilemesini olumlu buldukları anlaşılmaktadır.  
  • Başbakanın Dersim Olaylarıyla ilgili özrü, sosyo-politik kimlikler açısından değerlendirildiğinde, tamamen ve kısmen seçeneklerinin toplamı bağlamında, sırasıyla, kendisini dindar-muhafazakâr olarak tanımlayan seçmenlerin % 67’si, solcu-sosyalist olarak tanımlayanların % 57,4’ü, laik-Kemalist olarak tanımlayanların % 53,4’ü ve milliyetçi-ülkücü olarak tanımlayanların da % 50,8’i olumlu bir tutum takınmaktadır.  
  • Siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılım incelendiğindeyse, söz konusu özrün en çok AK Partililer tarafından desteklendiği anlaşılmaktadır. Zira AK Partililerin toplamda % 69,8’i bu özrü bir şekilde doğru bulduğunu ifade etmektedir. Buna karşılık, CHP’lilerin % 50,3’ü ve MHP’lilerin de % 41,3’ü bu özür olayını doğru ya da kısmen doğru gördüğünü ifade etmektedir.  
  • “CHP’nin 1938’de yaşanan ‘Dersim olayları’na ilişkin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtların “yanlış buluyorum” seçeneğinde yoğunlaştığı anlaşılmaktadır (%42,3). Buna karşılık, CHP’nin bu olayla ilgili tavrını “doğru” ya da “kısmen doğru” bulduğunu ifade edenlerin toplam oranı % 35,7 olarak çıkmaktadır. Fikir beyan etmeyenlerin de görece yüksek varlığı (% 22) dikkat çekmektedir. 
  • Kendisini solcu-sosyalist olarak (% 54,9) ve laik-Kemalist olarak tanımlayan seçmenlerin yarısından fazlasının (% 50,2) CHP’nin tavrını kısmen ya da tamamen olumladığı görülmektedir. Buna mukabil, dindar-muhafazakâr seçmen kitlesinin yalnızca % 25’‘i bu tavrı doğru bulduğunu belirtmektedir. Söz konusu oranın milliyetçi-ülkücü seçmen kitlesi açısından da düşük bir değerde çıktığı belirtilmelidir (% 31,7). 
  • Siyasi parti tercihleri açısından bakıldığında ise, CHP’li seçmenlerin % 67,2’sinin söz konusu tavrı destekledikleri anlaşılmaktadır. Ancak MHP’li seçmenlerin de neredeyse üçte birinin CHP’yi bu konuda desteklediği görülmektedir. Zira MHP’lilerin % 35,6’sı CHP’nin tavrını doğru ya da kısmen doğru bulduğunu belirtmektedir. Buna karşılık, AK Partili seçmenlerin yalnızca % 27,9’u CHP’nin tavrını doğru bulduğunu ifade etmektedir. 
  • “MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ‘Bugünün PKK’sı, KCK’sı neyse, Dersim kalkışmasının yapanlar da aynısıdır’ ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin yaklaşık üçte birinin (% 36,3) “yanlış buluyorum”, % 22,3’ünün “doğru buluyorum” ve % 18,5’inin de “kısmen doğru buluyorum” seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. Fikir beyan etmeyenlerin oranı ise % 22,9’dur.  
  • Bahçeli’nin sözlerinin en çok milliyetçi-ülkücü seçmen kitlesi tarafından benimsendiği görülürken (toplamda % 54,8), bu duruma en çok karşı çıkan sosyo-politik kesim solcu-sosyalistlerdir (toplamda % 34,2). Siyasi parti tercihlerine göre oluşan dağılıma bakıldığındaysa, söz konusu tavrı en çok MHP’li seçmenlerin (toplamda % 72,9), en az ise AK Partililerin (toplamda % 37) destekledikleri anlaşılmaktadır. CHP’li seçmenlerin ise % 47,8’inin Bahçeli’nin tavrını doğru ya da kısmen doğru buldukları anlaşılmaktadır. 
 
CUMHURBAŞKANLIĞI
 
  • “Sizce, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresi kaç yıl olmalıdır?” sorusuna verilen yanıtların dağılımına bakıldığında, “5 yıl olmalıdır” diyenlerin oranının % 39,3, “7 yıl olmalıdır” diyenlerin oranının ise % 50,1 olarak çıktığı görülmektedir. Bir başka deyişle, seçmenlerin yarısından fazlası Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğunu düşünmektedir.  
  • Kendisini “solcu-sosyalist” olarak tanımlayanlarla “laik-Kemalist” olarak tanımlayanların çoğunlukla “5 yıl” seçeneğini, buna karşılık kendisini “dindar-muhafazakâr” olarak tanımlayanlarla “milliyetçi-ülkücü” olarak tanımlayanların “7 yıl” seçeneğini işaretledikleri anlaşılmaktadır. 
  • AK Partililerin yaklaşık dörtte üçünün (% 74,5) “7 yıl” seçeneğini, CHP’lilerin üçte ikisinin (% 67,2) ve MHP’lilerin ise yarısından fazlasının (% 55,8) “5 yıl” seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. 
  • “Recep Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül arasında fikir ayrılığı olduğu ve bunun da AK Parti’de bölünmeye yol açacağı iddialarına katılıyor musunuz?” sorusuna verilen yanıtların “hayır” seçeneği ekseninde yoğunlaştığı görülmektedir. Söz konusu soruya, seçmenlerin üçte ikisinden fazlası (%69) “hayır” yanıtını verirken, “evet” diyenlerin oranı yalnızca % 15,5 civarındadır. 
  • İki lider arasında bir sorun yaşandığına ve bunun da AK Parti’de bir bölünme yaratabileceğine en çok MHP’li seçmenler (% 26,3), en az ise AK Partili seçmenler (% 9,4) inanmaktadır. CHP’li seçmenlerin de bu iddiaya fazla inanmadıkları anlaşılmaktadır (% 22,8).    
  • “Sizce Türkiye, ABD’de olduğu gibi başkanlık sistemiyle mi yönetilmelidir?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, “evet” diyenlerin oranı % 23,1 iken, “hayır” diyenlerin oranının % 60,2 olarak çıktığı görülmektedir. Bir başka deyişle, seçmenlerin ezici çoğunluğu, Türkiye’nin başkanlık sistemiyle yönetilmesine karşı çıkmaktadır.  
  • Başkanlık sistemine yönelik en yüksek “hayır” oranının laik-Kemalist kesimden geldiği anlaşılmaktadır (% 74). Buna karşılık başkanlık sistemine ilişkin soruya en az “hayır” yanıtı ise dindar-muhafazakâr kesimden gelmektedir (% 51,4).
 
DIŞ POLİTİKA VE AB
 
  • “Fransız Meclisi’nin, sözde Ermeni soykırımını inkâr edenleri cezalandıran yasayı çıkarması karşısında hükümetin tutumunu nasıl buluyorsunuz?” sorusuna, seçmenlerin % 33’ü “yeterli buluyorum”, % 25,1’i “kısmen yeterli buluyorum” ve % 28,1’i de “yetersiz buluyorum” şeklinde yanıt vermektedir. Bu sonuçlar, seçmenlerin yarısından fazlasının hükümetin söz konusu yasa karşısındaki tutumunu bir biçimde yeterli gördüğünü ortaya koymaktadır. Zira “kısmen” seçeneğiyle birlikte düşünüldüğünde, konuya olumlu yanıt verenlerin oranı % 58,’i bulmaktadır. 
  • “ABD’nin Irak’tan çekilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin ezici çoğunluğunun (% 72,4) “doğru buluyorum” seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. Buna karşılık, “yanlış buluyorum, biraz daha kalmalıydı” diyenlerin oranı yalnızca % 14,4 olarak çıkmaktadır.  
  • “Arap Baharı ile ilgili olarak Türkiye’nin takip ettiği politikayı nasıl buluyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtların, “doğru buluyorum” seçeneği ekseninde yoğunlaştığı görülmektedir (% 37,1). “Kısmen doğru buluyorum” seçeneğiyle birlikte düşünüldüğünde, bu yoğunluğun daha da arttığı belirtilmelidir. Zira her iki seçeneğin toplamda % 57,2’lik bir desteklenme oranını yakaladığı görülmektedir. Bu da, seçmenlerin yarısından fazlasının Türkiye’nin Arap Baharı ile ilgili politikalarını doğru bulduğunu göstermektedir. Buna karşılık, Türkiye’nin bu konuya ilişkin izlediği politikaları yanlış bulduğunu ifade edenlerin oranı ise % 17,3 olarak çıkmaktadır. 
  • “Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, “üyeliğe karşıyım” seçeneğinin ön planda olduğunu göstermektedir. Zira “üyeliğe taraftarım” diyenlerin oranı % 43,8 iken, “üyeliğe karşıyım” diyenlerin oranı % 47,4 olarak çıkmaktadır. Bu sonuç, Türkiye’deki AB üyeliği karşıtlığının giderek güçlendiğini göstermektedir. 
  • AB üyeliğine en yüksek karşıtlığın, sırasıyla % 54,9 ile milliyetçi-ülkücü seçmenler ve % 49,1 ile de laik-Kemalist seçmenler arasında olduğu görülmektedir. Buna karşılık, dindar-muhafazakâr ve solcu-sosyalist seçmenler arasında bu karşıtlığın daha da az olduğu belirtilmelidir (sırasıyla % 43,5 ve % 39,9).  
  • Siyasi parti tercihleri açısından bakıldığında ise, AB üyeliğine en çok karşı olan seçmen kitlesinin MHP’de olduğu görülmektedir (% 45,2). MHP’yi, sırasıyla AK Parti (% 45,2) ve CHP (% 41,6) takip etmektedir.    
  • “Sizce, Türkiye önümüzdeki 10 yıl içerisinde Avrupa Birliği’ne üye olabilecek mi?” sorusuna verilen yanıtlar, seçmenlerin yaklaşık üçte ikisinin (% 63) bu konuda olumsuz bir düşünceye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda olumlu bir düşünceye sahip olanların oranı ise yalnızca % 24,2 düzeyinde çıkmaktadır.
 
2011 DEĞERLENDİRMESİ VE 2012’DEN BEKLENTİLER
 
  • Katılımcılara açık uçlu olarak yöneltilen “Sizce 2011 yılının en önemli gelişmesi/olayı nedir?” sorusuna, oldukça zengin sayılabilecek bir çeşitlilikle yanıt verildiği görülmektedir. Ancak bu çeşitliliğe rağmen, seçmenlerin yine de bazı ortak olaylara/gelişmelere işaret ettikleri görülmektedir. Bu olayların/gelişmelerin başında “terör” (% 20,1) ve “Van depremi” (% 19,6) gelmektedir. Bu iki olay dışında, dünyadaki krize rağmen yolunda giden ekonomi (% 6,2), futbolda yaşanan şike olayı (% 5,3), tüm Ortadoğu’yu etkisi altına alan Arap Baharı /% 4,4), Türkiye’nin artık kronik hale gelmiş işsizlik sorunu (% 3, 4) ve 12 Haziran’da gerçekleşen genel seçimler de (% 2,2), seçmenlerin 2011 yılı için önemsedikleri başlıkları oluşturmaktadır.  
  • “Önceki yıla göre 2011 yılında satın alma gücünüz nasıldı?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin, sırasıyla “aynı” (% 46,1) “daha kötü” (% 32,4) ve “daha iyi” (% 19) seçeneklerini işaretledikleri görülmektedir. Bu sonuçlar, satın alma gücündeki değişime yönelik kamuoyu algısının tüm görüşler arasında dengeli bir şekilde dağıldığını göstermektedir.
  • “2011 yılına göre 2012 yılı için satın alma gücünüzle ilgili beklentiniz nedir?” sorusuna, “aynı kalacak” (% 38,4), “daha kötü olacak” (% 32,4) ve “daha iyi olacak” (% 23,2) şeklinde yanıtlar verildiği görülmektedir. Bu yanıtlar, seçmenlerin gelecek yıla ilişkin beklentilerinin ne çok iyimser ne de çok kötümser olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak neredeyse her üç seçmenden birinin, satın alma gücünün 2012 yılında düşeceğine inanması kayda değerdir. Bu durumun, kısmen ekonominin genel gidişatına dönük güvensizlikle kısmen de siyasal kaygılarla ilgili olduğu söylenebilir. 
  • “Size göre 2012 yılının en iyi yatırım aracı ne olacaktır?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, 2011 yılı boyunca sürekli bir artış eğilimi içinde olan “altın” seçeneğinin en yüksek düzeyde çıktığı görülmektedir (% 42,3). Altından sonra en çok ilgi gören seçeneğin “ev, arsa” gibi gayrimenkuller olduğu anlaşılmaktadır (% 23,2). Seçmenlerin %11,3’ünün “döviz”, % 7,1’inin de “Türk Lirası” seçeneğinde karar kıldığı görülmektedir. 
  • “2011 yılına göre, Türkiye ekonomisi için 2012 yılı beklentiniz nedir?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin büyük kısmının “aynı” seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. Buna karşılık, “daha iyi” seçeneğini işaretleyenlerin oranı % 28,6, “daha kötü” seçeneğini işaretleyenlerin oranı ise % 25,4 olarak çıkmaktadır.
 
DİĞER GÜNDEM KONULARI
 
  • Katılımcılara açık uçlu olarak yöneltilen “size göre, Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, iki ana başlığın ön plana çıktığı görülmektedir. Bunlar “PKK-terör olayları” ile “işsizlik” sorunudur. “PKK-terör olayları” şeklinde yanıt verenlerin oranı % 38,4 iken, işsizlik sorununa atıfla yanıt verenlerin oranı % 26,8’dir. 
  • “Sporda şike yapanları cezalandıran yasa değişikliğini ilk seferde Cumhurbaşkanının veto etmesini nasıl karşılıyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, seçmenlerin Cumhurbaşkanının veto kararını desteklediklerini göstermektedir. Zira seçmenlerin toplam % 57,5’i veto kararını kısmen ya da tamamen desteklediğini ifade etmektedir. Buna mukabil, söz konusu kararı yanlış bulanların oranı yalnızca % 18,3 olarak çıkmaktadır.  
  • “Ergenekon ve Balyoz davaları ile ilgili kanaatiniz nedir?” sorusuna, sırasıyla, “hukuki bir süreçtir, davalar sonuna kadar takip edilmelidir” (% 41,4), “siyasi bir süreçtir, iddialara katılmıyorum” (% 35,8) ve “fikir belirtmeyen” (% 22,8) şeklinde yanıt verildiği görülmektedir. Bu yanıtlar, söz konusu davalar kapsamında kamuoyunun ciddi bir ayrışma yaşadığını ortaya koymaktadır. 
  • “Hükümetin Van depreminden sonra aldığı tedbirleri yeterli buluyor musunuz?” sorusuna verilen yanıtlar, neredeyse her üç seçmenden birinin (% 35,9) yeterli bulduğunu göstermektedir. Bu oran, “kısmen yeterli buluyorum” seçeneğiyle birlikte değerlendirildiğinde, seçmenlerin hemen hemen üçte ikisine ulaşan bir oran elde edilmektedir (% 62,4). Van depreminden sonra alınan tedbirleri yeterli görmeyenlerin oranı ise % 31 civarında çıkmaktadır.
 
ETNİK VE POLİTİK KİMLİK ALGILARI
 
  • Seçmenlerin % 83,2’sinin anadilini Türkçe, % 14,3’ünün ise Kürtçe-Zazaca olarak ifade ettiği görülmektedir.
  • “Milliyetçi misiniz” sorusuna, seçmenlerin yaklaşık üçte ikisi “evet” (% 63,4), üçte biri de hayır (% 30,1) seçeneğiyle yanıt vermektedir. Bu sonuç, Türkiye’deki seçmenler arasında milliyetçiliğin son derece başat bir siyasal eğilim olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.  
  • “Kemalist misiniz” sorusuna, seçmenlerin % 43,5’i “evet”, % 47,3’ü de “hayır” diye yanıt vermektedir. 
  • “Laik misiniz” sorusuna verilen yanıtlara bakıldığında, seçmenlerin yaklaşık üçte ikisinin “evet” dediği (% 60,5) anlaşılmaktadır. “Hayır” diyenlerin oranı ise yalnızca % 30,3’tür. Bu sonuçlar, laikliğin Türkiye’de artık yaygın olarak benimsenen bir değer haline geldiğini ortaya koymaktadır. 
  • “Dindar mısınız?” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin üçte ikisinden fazlasının “evet” (% 67,5), yaklaşık dörtte birinin de “hayır” (% 25,3) dediği anlaşılmaktadır. Bu sonuç, dindarlığın seçmenler arasında önemsenen ve benimsenen bir değer olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. 
  • “Muhafazakâr mısınız?” sorusuna “evet” diye yanıt veren seçmenlerin oranı % 49,9 iken, “hayır diye yanıt veren seçmenlerin oranı % 38,4’tür. Bu bulgu, seçmenlerin hemen hemen yarısının muhafazakârlığı kendi kimliğinin önemli bir parçası olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. 
  • “Sosyal demokrat mısınız?” sorusuna verilen yanıtlara bakıldığında, seçmenlerin yarısından fazlasının “hayır” (% 51,6)  seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. Buna karşılık, söz konusu soruya “”evet” diye yanıt verenlerin oranı % 34,5’tir.    
  • “Sosyalist misiniz?” sorusuna verilen yanıtların “hayır” seçeneği ekseninde yoğunlaştığı görülmektedir (% 64,5). Soruya “evet” diye yanıt verenlerin oranı yalnızca % 19,2’dir. Bu bulgu, sosyalistliğin, seçmenler arasında yaygın olarak benimsenen bir değer olmadığını açık bir şekilde göstermektedir.  
  • “Ülkücü müsünüz” sorusuna verilen yanıtlar incelendiğinde, seçmenlerin % 18,6’sının “evet”, % 68,2’sinin de “hayır” seçeneğini işaretledikleri görülmektedir. Bu sonuç, ülkücülüğün seçmenlerin çok az bir kısmı tarafından benimsendiğini göstermektedir. 
  • Dindarlık (%67,5), milliyetçilik (% 63,4) ve laiklik (% 60,5) gibi değerler seçmenler arasında en yaygın şekilde benimsenen değerler konumundadır. Bu değerlere eş zamanlı olarak atfedilen yüksek önem düzeyi, aynı zamanda seçmenlerin önemli bir kısmının bu değerler arasında bir çatışma görmediğini de ortaya koymaktadır.