Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Eğitim ve Anlamı

Muhammet Savaş KAFKASYALI
20 Eylül 2018 19:28

Hayat, iki temel unsurun birbiriyle yakınlığı-uzaklığıyla ve ilişkisiyle hem inşa olur hem de geçer: Birincisi mecburiyetler, ikincisi ise imkân ve kabiliyetler. İnsan mecburiyetlerini anlamak ve bu mecburiyetleri yerine getirmek için imkân ve kabiliyetlerini kullanmak suretiyle hayatını belirler.

Mecburiyet unsurunu ikiye ayırmak gerekir: Birincisi mecburiyetin farkına varmak ve mecbur olduğunu anlamak, ikincisi ise mecburiyetlerin bizzat kendisi. İmkân ve kabiliyetler hem mecburiyet unsurundaki bu ayrıma bağlı olarak zuhur eder hem de mecburiyeti yerine getirmeyi sağlar. Şöyle ki, mecburiyeti anlamak insanın imkân ve kabiliyetine bağlı olduğu gibi mecburiyete göre insanın hangi imkân ve kabiliyetini kullanmasına karar vermesi de yine imkân ve kabiliyet dairesindedir. İşte bundan ötürü mecburiyet ile imkân arasındaki ilişkiyi en doğru şekilde kurmanın, esasında akletmek olduğunu bilmek gerektir.    

İnsan aklederek, evvelâ mecburiyetlerini anlar ve bu mecburiyetler doğrultusunda hangi imkân ve kabiliyetlerini kullanacağına karar verir, sonra ise imkân ve kabiliyetlerini geliştirmek hatta yeni imkân ve kabiliyetler edinmek için kendini eğitir, yani eğitim görür. Eğitim, insanın imkân ve kabiliyetlerini tespit ile başlayan, yeni imkân ve kabiliyetler kazandıran ve nihayet bunları en uygun şekilde kullanarak doğru bir hayat yaşamaya yardım eden süreçtir.

Eğitim bir taraftan insanın imkân ve kabiliyetlerini geliştirirken, diğer taraftan da onun zihniyetini inşa ederek düşünmesinin ve anlamasının sınırlarını da belirlemektedir. Formasyon diye adlandırılan insanın şekillen(diril)işi eğitimle olmaktadır. Bunun için insanın kendi nasıl şekillenmek istiyorsa, o şekli kazandıran eğitimi alır veya nasıl şekillendirilmek isteniyorsa onu temin edecek şekilde eğitilir.

Eski zamanlarda eğitim, insanların isteğine bağlı ve amaca uygun olarak yürütülmekteydi. Lüzumu hâlinde başlar ve sınırları yine lüzumunca çizilirdi. Lâkin Modern Uluslararası Sistem, eğitimin kendisini mecburiyet eyledi. Kendine mecbur etmek için eğitimi vasıta kılan bu sistem, eğitimi mecbur kıldı. Dahası, sisteme mecbur edilen insan akledip esas mecburiyetlerini anlamasın diye eğitim insanın akletmesine ve anlamasına fırsat dahi vermeyecek şekilde tasarlandı.

Modern Uluslararası Sistemin kurguladığı zorunlu eğitim sürecine dâhil olan birey, üniforma giyip şeklen tektipleşirken, bu eğitim sürecindeki derslerle de düşünce yapısı itibariyle tektipleşmektedir. Böylece bireylerin kendilerine göre doğru hayat yaşayabilmelerine yönelik eğitim almaları engellenerek, sistemin sorunsuz işleyebilmesi ya da sistemin işleyişine aykırı / zarar verecek şekilde hareket etmemesi için bütün insanların mümkün mertebe aynı şekilde eğitilerek istenen kalıba sokulması için format atıldığı / şekillendirildiği ve normali / normaliteyi bu formasyona göre algıladığı bir durum oluşturulmaktadır. 

Modern Uluslararası Sistemin banisi Batı’nın eğitimi ifade etmesi için kullandığı kelime ‘educate / education’dır. Tam olarak eğitimin karşılığı olarak kullanılan bu kelime, kökeni itibariyle ‘ex / out’ yani ‘dış’ ile ‘ducere / to lead’ yani yol göstermek kelimelerinin birleşiminden oluşur.[1] Yani dışa veya başkasına yol göstermek demektir. Education’ın yönünün dışa doğru olması, içe dönük olmaması sebebiyledir. Yani eğitimin ve eğitenin yol göstermesi anlamı olmasına mukabil, eğitenin yolu görmesi anlamı yoktur. Köken itibariyle böyledir, zira yönü önemli sayılmasa veya dışa yönelik olması vurgulanmasa ‘ex’ ön eki kullanılmaz ve neticede sadece ‘ducation’ olurdu. 

Esasında eğitime bu ad koyulurken çok doğru ve masumane düşüncelerle hareket edilmiş olsa dahi insanoğlunun kurgusallığı pek tabii olarak bu hususta da zuhur etmiştir. Şöyle ki, elan evrenselleştirilmiş zorunlu eğitim marifetiyle insanlara yol gösteriliyor, lâkin gösterilen yol hem insan hem de insanlık için hayırlı bir yol değildir. Varılan nokta göz önüne alındığında bundan kelli varacağı yer takdir edilebilesidir. Bu sebeple mevcut zorunlu eğitim sisteminin bizatihi kendi yolu yol değildir ki, ona yüklenen vazifeyi yerine getirip yol göstersin.  

Bizde ise eğitim için ‘beslemek, doyurmak’ anlamından mülhem ‘igit’ kelimesi kullanılmıştır ve  ‘yetiştirmek’ anlamındadır. ‘Eğitim’ ve ‘eğitmek’ kelimeleri ‘igid(t)’ şeklinde Bilge Kağan ve Kültigin yazıtlarında 15 farklı yerde kullanılmıştır.[2] Kelime, yazıtlarda şu şekilde kullanılmıştır. 

Bilge Kağan Yazıtı’nın doğu yüzü 38. satırında “türük bodun aç erti ol yılkıg alıp igittim (Türk milleti aç idi. O at sürülerini alıp (milleti) doyurdum)”[3]

Kül Tigin Yazıtı’nın doğu yüzü 29. satırında da “tengri yarlıkazu kutum bar üçün ülügüm bar üçün ölteçi bodunug tirgürü igittim (Tanrı bağışlasın, ilahi lütfum olduğu için kısmetim olduğu için, ölecek halkı diriltip doyurdum)”[4]

Eğitmek kelimesinin karşılığı Dîvânu Lugâti’t-Türk’te ise “ikit” olarak verilmiştir ve kelime anlamı terbiye etmek, yetiştirmektir.  “Ol anı ikitti (O, onu terbiye etti yetiştirdi)” (DLT’de bu kelimenin aslının ikidh olduğu yani sondaki “t” sesinin önceden “z” olduğu ifade edilmiş ve Arap harflerinden “ذ (zal)”  ile yazıldığı belirtilmiştir).[5]

Eski Uygur Türkçesinde ise kelime ‘terbiye etmek, büyütmek’ anlamında “egdilet” şeklinde kullanılmıştır.[6]

Kelimenin kökü olduğu iddia edilen “eğ(mek)” ise kaynaklarda “eg(mek)” şeklinde; “bükmek, kıvırmak, çevirmek, kuşatmak” anlamında kullanılmıştır.[7] Türk dilinin kaynaklarının hiçbirinde iddia edildiği gibi “eg-” fiili üzerine getirilen “-it” yapım ekiyle türetilen “egit(mek)” şekline rastlanmamaktadır.

Diğer taraftan eğitmek ve eğitim, sadece karşı tarafa ve başkasına yönelik değildir. Yani eğitimin ya da eğitmenin, eğinim ve eğinmek formu yoktur. Zira eğitimin yönü yoktur. Zaten bizim anlayışımızın ve zihniyetimizin temelinde kendini anlamak ve bilmek esastır. Aynı anlayışa göre biz evvelce kendimizi eğitmeli ve sonra başkasını eğitmeye kalkışmalıyız; yani önce kendimiz yolu görmeli, bilâhare başkasına gördüğümüz bu yolu göstermeliyiz.

Kelimelerin kökenine bakmak, o kelimenin hangi duruma, eyleme veya nesneye ad olarak verildiğini anlayabilmek içindir. Bir fikri anlayabilmek için, başkalarından okumak ya da dinlemek yerine o fikri ortaya atandan okumalı ya da dinlemeliyiz. Aynı şekilde bir kelimeyi anlayabilmek için de o kelimenin nasıl kullanıldığına değil de neye ad olarak koyulduğuna bakmak gerekir. Bir fikri de kelimeyi de anlamak ancak böylece olur.   

Eğitim sistemimizin bozukluğuna sebep / kaynak olması maksadıyla, eğitim kelimesinin kökenini farklı göstermek, şayet kasıtlı değilse anlamamış olmayı açığa vurur. Kasıtlı ise hem mesnedin yanlışlığı fark edildiğinde hükmünü kaybeder hem de başkaca eğitim süreçlerinden geçmiş olmanın dürtüleriyle kendi dilimize ve değerlerimize suikast eylendiğine işaret kabul edilir.

Hülâsa, eğitim demişiz adına insan yetiştirmenin. İnsanı iyi yetiştiremiyoruz diye, hem ad koymakta hem de hakikatleri söylemekte kusursuz olan atalarımıza neden kabahat buluyoruz. Hiç yanlış bir atasözümüz var mı ki acep?

Büyütmenin, irileştirmenin yetiştirmek olduğunu zanneden zamane aydınları, hormonlu veya GDO’lu ürünlerle büyüttüklerini yetiştirdikleri kabulüyle, büyütmek / irileştirmek ile fıtrata uygun yetiştirmek yani eğitmek arasındaki farkı anlamayıp, kelimeleri eğip bükmektedir.

 

[1] Educate (v.): mid-15c., educaten, "bring up (children), to train," from Latin educatus, past participle of educare"bring up, rear, educate" (source also of Italian educare, Spanish educar, French éduquer), which is a frequentative of or otherwise related to educere "bring out, lead forth," from ex- "out" + ducere "to lead," from PIE root *deuk- "to lead." Meaning "provide schooling" is first attested 1580s.

[2] Eğitim: [Orhun Yazıtları, 735] ol yılkıg alıp igittim (o atı / at sürüsünü alıp besledim); [Divan-i Lugati't-Türk, 1073] ol anı igitti (onu yetiştirdi. Kök biçimi igiḏti olup ḏal harfi benzeşime maruz kalarak te olmuştur).

Yiğit: [Uygurca Budist metinler, <1000] yigit igsiz sizinteg kiçig körtle urı (cesur sağlıklı sizin gibi genç yakışıklı bir delikanlı); [Divan-i Lugati't-Türk, 1073] yigit: al-şābb min kulli şay (her türün genci).

[3] Talat Tekin, Orhon Yazıtları, TDK Yayınları, Ankara, 2014, s. 64-65.

[4] A.g.e., s. 32-33.

[5] Besim Atalay, Dîvânu Lugâti’t-Türk (çeviri), TDK Yayınları, Cilt: I, Ankara, 2006, s. 213.

[6] İsmail Doğan ve Zerrin Usta, Eski Uygur Türkçesi Söz Varlığı, Altınpost Yayıncılık, Ankara, 2014, s. 123.

[7] Eğri: [Orhun Yazıtları, 735] egri teve (kambur/hörgüçlü deve); [Divan-i Lugati't-Türk, 1073] egri: muˁwac (kıvrık, bükülmüş), ...neçe egri erse yol eḏgü (eğri de olsa yol iyi).