Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Akıl ve Zekâ

Muhammet Savaş KAFKASYALI
07 Eylül 2018 20:41

Modern Uluslararası Sistemin merkezinde üç kavram vardır: Ulus, çıkar ve güç. Bunların ilk ikisinin birleşimi, en merkezî kavramıdır Modern Uluslararası Sistemin: Ulusal çıkar. Güç ise aslında ulusal çıkar(lar)ı belirleyen unsurdur ve ulusal çıkar(lar)ı belirleyebilmek için gerekenleri yapabilme durumunu ifade etmesi için kullanılan kavramdır. Lâkin hem ulus hem çıkar hem de güç, gerçek anlamında kullanılmayan kurgulanmış mefhumlardır. 

Ulus (nation), Uluslararası İlişkilere adını kazandıran ve “doğmak, doğum” kelimesinden türetilmiş, sadece uluslararası ilişkileri değil Modern Uluslararası Sistemin yapısını ve işleyişini bütünüyle kurgulayan bir mefhumdur. Hem kavram olarak hem de bir yapı olarak başlı başına çok etkili bir kurgu olan ulus, evvelce adına başka başka adlar verilen ve mahiyeti itibariyle tekdüze olmayan çeşitli halk birlikteliklerini tek çeşit bir yapılanma ve Modern Uluslararası Sistemin temel birimi olan ulus-devletin vatandaşları hâline getirmek maksadıyla kullanılmıştır.  

Çıkar (interest[1]), “ilgi, alâka, merak, menfaat” anlamına gelen, fakat 1529’dan beri aynı zamanda “faiz” denen mefhumu karşılamak için de kullanılan bir kelimedir. Çıkar anlamına ilaveten faiz anlamına getirilmesi dahi kurgulamanın fevkalâde başarılı numunelerindendir.[2]

Güç (power) ise evvelce kaynağını haktan, hakikatten ve adaletten aldığı bilinen ve hakkı, hakikati ve adaleti daimî kılmak için sahip olunası ve kullanılası bir unsur iken, Modern Uluslararası Sistemde, bir başkasına istemediği bir şeyi yaptırabilme veya istediği bir şeyi yaptırmayabilme durumunu ifade etmesi için kullanılan, bu sebeple de serti, yumuşağı hatta akıllısı olduğu iddia edilen bir mefhum hâline gelmiştir. 

Modern Uluslararası Sistem veya modernite / modern insan, bir taraftan her şeyi kurgularken kavramlara farklı anlamlar vermek mecburiyetinde kalmış, diğer taraftan da kendi kurgusallığına tutsak olup anlaması gerekenleri anlayamaz olmuştur. Anlaması gerekirken anlayamadığı en önemli kavramlardan biri olan akıl kelimesini doğru tanımlayamadığı ve anlamadığı veya kurgularına / kurgusallığına mugayir olduğu için tanımlamak ve anlamak istemeyip, istediği gibi tanımlamış ve bu tanımı hem benimsemiş hem de benimsetmiştir. Daha sonra yoğun bir şekilde bu tanımı esas alan düşünceler serdedip, çalışmalar yap(tır)ınca artık bu kabul benimsenir olmuştur. Neticede akıl, çıkar ve amaç odaklı bir doğrultuda ele alınmış, bu belirlenmiş amaca ve çıkara uygun davranmanın / hareket etmenin kaynağı sayılmıştır. Zira hem bireysel hem de ulusal çıkarı akıl belirleyecek, yine bu çıkarları elde etmek yolunda rasyonel hareket edilmesi gerekecektir.

Akıldan ve akıllı olmaktan başka benzer anlamda bir de zekâ ve zeki olmak kavramları kullanılır yaygın olarak. Oysa hem müstakil bu kavramların doğru anlamları pek bilinmez hem de birbirinden farkı iyi anlatılmaz. Zira anlatılması da gerekmez, çünkü anlaşılması istenmez. Netice itibariyle amaç çıkarların gözetilmesi ve hayatın yegâne gayesi çıkarları temin etmek olunca, bu yoldan saptıracak yahut kafa karıştıracak teferruatın elbette ehemmiyeti olmayacaktı. Çocuklar, gençler mecburî eğitim sistemlerinde bu amaç doğrultusunda eğitilirken, bu eğitimi istendiği gibi alanların ve eğitim sürecinde sorulan sorulara, doğru denen fakat esasında istenen cevapları verenlerin zeki olduğu söylenirken, IQ (intelligence quotient / zekâ oranı) testleriyle zeki olmanın kıstasları belirlenirken, zekânın / zekinin doğru anlamı ve akıldan / akıllıdan farkı tabii olarak anlatılmayacaktı.   

Sadece bireyler için değil cemiyetler hatta devletler için de zeki olmak, akıllı olmak daha en baştan belirlenmiştir. Bir devlet devletliğini ilan ettiği vakit, rasyonel (akıllı / aklî / makul) davranacağını, rasyonel politikalar geliştireceğini ve uygulayacağını da beyan etmektedir zaten. Çünkü ‘devletler rasyonel davranır’ ilkesi / kuralı koyulmuştur evvelce. Üstelik bu rasyonelin sınırları da, onun devletliğini tanıyarak onaylayan Modern Uluslararası Sistem tarafından çizilmiştir. Bireylere yönelik hazırlanan zekâ testleri gibi devletlerin de akıllı olanlarını tespit edebilmek ve bu tespitlerle bir yandan akıllı olduğu tescillenen devleti, yürüdüğü yolda daha kararlı kılmak, öte yandan da diğer devletleri aynı yoldan gitmeleri için özendirmek amacıyla kıstaslar koyulmuştur. Gelişme ve kalkınma oranları koymak, gelişme ve kalkınma modeli olarak sunmak, ekonomik ve siyasî yönden itibarlı saymak, hukuk sistemini ve devlet yönetimini ne türden olursa olsun uygun hatta aynı ölçekte / türden devletler için emsal göstermek gibi. Daha özelde ise Modern Uluslararası Sistemin kuruluşları ve enstrümanları vasıtasıyla yabancı yatırımlar için puanlar verme veya kredi derecelendirme kurumları tarafından ekonomisine notlar verme gibi devletlere yönelik IQ testi uygulama imkânlarıyla hangi devletin akıllı devlet olduğunu ya da hangi devletin rasyonel davranmadığını bütün dünyaya gösteren kıstaslar kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. Modern Uluslararası Sistem, bu imkân ve kabiliyetlerle hem istediği bireyi hem de istediği devleti zeki ya da akıllı sayıp saydırabilmektedir. Böylece sistemin işleyişine kapılmışları / uyum sağlamaya teşne olanları yönlendirebilmekte ve istediği bireyi ya da devleti mutlu ederken istediğini de bunalımlara sokabilmektedir.  

Ancak, Modern Uluslararası Sistemin kurgusallığına ve kurgularına kapılmayan ve hem hakikati bilen hem de hakkı ve hakikati gözeten için zekâ / zeki ile akıl / akıllı kavramlarını anlamak ve doğru tanımlamak hem bir mecburiyet hem de bir imkândır. Zira aklı ve zekâyı anlamak ve kullanmak hem varlığını sürdürmesi için gereken gücü elde etmesi hem sahip olduğu gücü nasıl kullanacağını yani varlığını nasıl sürdüreceğinin usulünü hem de kendine doğru amaçlar edinmesini belirleyecek bir imkândır.

Zekâ, kelime anlamı itibariyle parlama, parıltı demektir.[3] Aklın parlaması, parıltısı için kullanılmıştır. Dolayısıyla, aklın parladığını belli eden ve aklın göstergesi olabilecek türden emareler zekâ denen parıltı sayılmıştır. O hâlde, birden çok unsur arasında doğru bağlantı kurduğunu ve bunlar arasındaki münasebeti kavradığını gösteren, çeşitli vasıtalardan uygun olanı tercih edebildiğini belli eden davranışlar zekânın delili kabul edilir. Ulaşmak istenen hedefe / amaca en uygun yoldan ulaşabilme yeteneğine zekâ denir. Zekâ, belirlenen amaca erişebilmenin istidadıdır ve istenen amaca ulaşabilen zeki diye adlandırılır. Zeki olan, gereken bütün vasıtaları kullanarak, yapılması gerekenleri eksiksiz yaparak istenen amaca ulaşabilendir. Fakat bu amacın, bu amaca ulaşmak için gidilen yolun ve kullanılan vasıtaların niteliği mevzu bahis değildir.

Akıl ise önce bulunduğu şartları anlamaya gayret etme, anlama, sonra bu şartlara göre kendine en doğru amacı edinme, nasıl hareket edeceğine karar verme ve bu amaca giden en doğru yolu belirleme istidadıdır. Akıl için doğruluk ve meşruiyet göz ardı edilemez kıstaslardır. Zaten akıl, herhangi bir meseleyi ya da durumu bu kıstaslarla muhakeme etmektir. Başka bir ifadeyle, akıl doğru olanı ve meşru olanı anlayabilmek ve belirleyebilmektir. Doğru ve meşru olmayan, hakka ait ve haklı olmayan, adalete göre ve adil olmayan aklî olamaz, akıllı olamaz.

Hülâsa zeki, istenen amaca ulaşmak için gerekenleri belirleyip eyleyerek ulaşan iken; akıllı, kendini içinde bulunduğu durumu anlayan ve bu durumda en doğru amacın ve hedefin ne olduğunu belirleyebilendir.

***

Her ne kadar bugün güçlü olduğu için aklı tanımlayanın ve akıllı olanı belirleyenin kendisi en akıllı gibi gösterilse ve bu hâliyle idealmiş gibi sunulsa da, binlerce yılın getirdiği tartışılması dahi mümkün olmayacak doğruları ve gerçekleri anlamayan veya anlamak istemeyen, bunların üstünü örtüp kendi istediklerini doğru belleyen ve herkesin böyle bellemesini isteyenin akıllı olduğu düşünülemez. İnsanlık tarihinin bütün numunelerine ve zulmün sayısız hazin neticelerine rağmen, kendi dediğini dayatanın, adaletten kaçanın, zulmü yol tutanın akıllı olduğu düşünülemez.

Kelimeleri, kavramları, düşünceleri, hayatları, amaçları ve istekleri, istediği gibi belirlemeye çalışanın ve bunun için her türlü kurguyu yapanın akıllı olduğunu ve daha da önemlisi, onun bu sözde akılla / aklıyla güçlü kalacağını zannedip onun yanında yer almak veya ona boyun eğmek de aklî olamaz.  

***

Akıllı, muhakeme ederek şimdiler hazinesinden (tarihten), yani şimdi için diğer şimdilerin kıssalarından hisse alıp, zulüm ile âbâd olunamayacağını anlayabilendir. Zeki yahut onun muadili gibi kullanılabilecek ‘akıllı güç’ ise aklederek eyleyebilme kabiliyetidir.



[1] “Interest”: Early 15c., earlier interesse (late 14c.), from Anglo-Fr. interesse "what one has a legal concern in," from Medieval Latin (Latin as written and spoken c.700-c.1500) interesse "compensation for loss," from Latin interresse "to concern, make a difference, be of importance," lit. "to be between," from inter- "between" + esse "to be." Form influenced 15c. by Old French (the French language as written and spoken c. 900-1400. More than 90 percent of it was from Vulgar Latin, with a smattering of Celtic and Germanic, plus some Mediaval Latin learned terms] interest "damage," from L. Interest "it is of importance, it makes a difference," third pers. sing. present of interresse. Financial sense of "money paid for the use of money lent" (1520s) earlier was distinguished from usury (illegal under Church law) by being in ref. to "compensation due from a defaulting debtor". “interest”, Online Etymology Dictionary, Douglas Harper, Historian.

[2] Daha öncesinde Hıristiyanlığın (Kilise’nin) da yasakladığı faiz, “usury” kelimesiyle karşılanmaktaydı. Zaten bu dönemde Avrupa’da faizin kanunen yasak olması sebebiyle faizli işlemleri/tefeciliği (usury) sadece Yahudiler yapabilmekteydi. Fakat ilk defa 1520’lerde başlamak üzere daha sonraki dönemlerde “interest” kelimesinin kullanılması ile birlikte, faize (usury) eskisine göre daha olumlu ve kabul edilebilir, hatta yasak olmaması gerektiği düşüncesini de zımnen taşıyan bir anlam kazandırılmıştır. Çünkü bu kurgusallık neticesinde faiz artık “menfaat” olmuştur, “merak” olmuştur veya “alâka” olmuştur. Bu kurgusallık sebebiyle, “Faiz yasaktır” ifadesinin kullanılabilmesi için en azından bir paragraflık bir dipnot/açıklama yazmak gerekecektir. Nitekim böyle de olmuştur ve Hıristiyanlığın tam da bu tarihlerde zuhur eden Protestanlık mezhebi, bu düşünceleri kendi dünya görüşüne yansıtmıştır. Keza “interest” kelimesinin faiz anlamında ilk kullanıldığı tarihin, Protestanlık mezhebinin doğuş tarihi ve Roma Katolik Kilisesinden ayrıldığı tarihle aynı olması da ilgi (interest) çekicidir.

[3] Zekâ: ~ Ar ḏakāˀ ذكاء [#ḏky msd.] 1. parlama, parıltı, ateşin harlı yanması, 2. keskin koku, 3. (mec.) zihin pırıltısı, keskin kavrama yeteneği < Ar ḏakā ذكا parladı, ateş harlandı.