Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr

2. Balkan Buluşması: Tarih, Kültür ve Kimlik

Muhammet Savaş KAFKASYALI
04 Haziran 2018 11:32

Kâinatın esası ve usulü adalettir. Zira adalet, bir şeyin olması gereken yere konulması demektir. Her şeyin olması gereken yerde olması durumudur adalet. Her bir şeyin olması gereken yerini bilmek, adalet için şarttır. Hatta bilmek adalet içindir. Kendini bilmek, yerini bilmek ve haddini bilmek yerine razı olmak ve dahi riayet etmektir. Başkasını bilmek, onun yerini ve değerini bilmektir.

Adalet kelimesinin zıddı için ise yine müstakil bir ad verilmiştir. Yani bir şeyin olması gerekenden başkaca bir yere konulması, zulüm kelimesiyle adlandırılmıştır. Nitekim her türlü yerinden etme eylemi ve olması gereken yere koymama eylemi zulümdür.

Bilmek ve anlamak ancak dil ile olur. Dil ise adlardan meydana gelir. Ad koymak, anlamını belirlemektir.

Bizler kavramlar konusunda yani adlar konusunda belirsizlik yahut kargaşa yaşadığımızda, onun neden ve neye ad olarak koyulduğuna bakarak bu belirsizlikten veya kargaşadan kurtuluruz. Bir hata sebebiyle ortaya çıkan anlayamamak durumu giderilmiş olur. Zira amaç anlamak ise şayet, anlayamamak, doğru olanı bulmak ve öğrenmekle halledilebilir.

Fakat ad koyulurken, taşıması gereken anlama uygun bir ad koyulmamışsa veya kasıtlı olarak istenen yönde farklı bir anlam kazandırmak için ad koyulmuşsa, ortaya çıkan durum anlamamak değil anlayamazlık ve anlaşmazlık durumudur.

Bu iki hâlin birincisine misal olarak ‘barış’ adını verebiliriz. Barış, savaşın zıddı olarak kullanılan bir addır. Lâkin taşıması gereken anlama uygun bir adlandırma değildir. Çünkü savaş devam ede(bile)n bir eylemin adıyken barış onun bitişini ifade eden bir eylemin adıdır. Dolayısıyla barış, savaş olmayan hâl için değil, onun bitişi için uygun bir addır.

Savaşın zıddı olan durumun adı olması için koyulmuş ve bizim yanlışı devam ettirerek kullanmadığımız bir adımız mevcuttur: Selam. Selam, savaşın olmadığı, huzurun, sükûnetin ve güvenliğin hâkim olduğu ahvâlin adıdır. Çok kadim bir kelime olan selam, maalesef anlamak için gereken hassasiyetin gösterilmemesi sebebiyle gerçek anlamında kullanılmaz olmasının ötesinde başka bir şeyin adı olarak kullanılmaktadır.

İkinci hâle misal ise ‘balkanizasyon’ adıdır. Modern Uluslararası Sistemi inşa eden ve yönetenlerin, kendi esasına ve usulüne uygun olarak sistemin varlığını ve işleyişini devam ettirebilmek maksadıyla kasıtlı olarak mütemadiyen yaptığı, taşıması gereken anlamdan uzaklaştırıp istedikleri yönde başkaca bir anlam kazandırabilmeye yönelik adlandırmaların bir numunesidir ‘balkanizasyon’.

Modern Uluslararası Sistem ve modern siyaset, ayrılmış olmayı farklı / ayrı olmanın delili görmekte ve göstermektedir. Yüzyıllar boyunca bir arada yaşamanın, çok kültürlülüğün, karşılıklı saygının, kısacası selamın timsali olmuş Balkanların, önce kurgusal kimliklerle, kurgulanmış ve ideal olarak gösterilmiş amaçlar doğrultusunda bir arada var olmaya tahammülsüzlüğünü, sonra ayrışmasını, çatışmasını ve savaşını sağlayan Modern Uluslararası Sistem, yine kendi işleyişine uygun olarak ayrışmayı, çatışmayı ve parçalanmayı ‘balkanizasyon’ olarak adlandırmıştır.

Düzenlediğimiz “2. Balkan Buluşması: Tarih, Kültür ve Kimlik”  programının 30 Mayıs 2018 günündeki oturumlarda;

“Balkan Tarihinde Temel Kırılmalar” başlıklı birinci oturumda, Balkanların tarihindeki önemli dönüm noktaları ve bu dönüm noktalarının getirdiği değişiklikler anlatıldı. Balkan tarihindeki farklı hâkimiyet dönemlerinin özellikleri ve bunların içinde Türk-İslâm hâkimiyeti döneminin bölgedeki barışın ve bir arada yaşamanın imkânını sunması bakımından farklılığı gösterildi.

“Balkanlarda Çok kültürlülüğün Sürekliliği” başlıklı ikinci oturumda, bölgenin geçmişten günümüze sahip olduğu çok kültürlü yapısının korunmasını sağlayan unsurlar ortaya koyuldu. Bu vesileyle bu imkânı sunan en önemli etkenin Türk-İslâm hâkimiyeti dönemi ve Türk-İslâm devlet anlayışı olduğu gösterildi.

“Balkanlarda Doğal ve Kurgusal Kimlikler” başlıklı üçüncü oturumda ise, bölgedeki toplumların sahip olduğu doğal kimliklerin, bir arada var olmaya engel görülmeden yaşayabildiği dönemler ile bu doğal kimlikleri zedelemek hatta çatıştırmak maksadıyla üretilmiş kurgusal kimliklerin ön plana çıktığı dönemler kıyaslandı. Bir taraftan doğal kimlikler ile kurgusal kimlikler karşılaştırılırken, diğer taraftan da kurgusal kimlikleri imal eden ve benimsetilmesini sağlayan gücün/güçlerin bu politikalarındaki temel motivasyonlar ve amaçlar anlatıldı.

Programımızın 31 Mayıs günündeki ikinci kısmında ise bütün Balkan ülkelerinden gelen en seçkin misafirlerimiz ve Türkiye’den katılan değerli uzman hocalar hep birlikte bir çalıştay yaparak “Balkanların Geleceği” hakkında temel sorunların tespiti ve çözüm önerileri üzerindeki görüşlerini paylaştılar.

Balkanlarda, huzurun, sükûnun, selamın ve daha da önemlisi adaletin sağlanabilmesi için, yani her şeyi yerli yerine koyabilmek için evvelâ bilmek lâzım düşüncesiyle bizler Balkanları anlayalım, öğrenelim ve bilelim istedik. Balkanları bilirsek, hem adaletin nasıl sağlanabileceğini belirlemiş hem de devamlı zulüm üreten Modern Uluslararası Sistemin ve Modern siyasetin kurgularını engelleyebilmenin imkânını elde etmiş oluruz. Neticede Balkanların tekrar çok kültürlülüğün hâkim olduğu, farklı kimliklerin bir arada yaşadığı bir selam diyarı olması için adım atarken, balkanizasyon gibi adlandırmalarla varılmak istenen amaçlara ve bu kötü amaçların sahiplerine de karşı koymuş oluruz.

Selam olsun Balkanların üzerine!

04.06.2018