Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Ticaret Savaşının Bedelini Kim Öder?

Merve KARACAER ULUSOY
26 Temmuz 2018 15:14

2018 yılına damgasını vuran küresel ticaret savaşları hız kesmeden devam ediyor. Nedir bunun detayları baştan sona birlikte inceleyelim. 23 Mart 2018 tarihinde ABD yönetimi ülkesindeki imalat sektörünü ve istihdamı canlandırmak ve de 800 milyar dolara ulaşan bütçe açığını azaltmak adına Çin’den ithal edilen çelik ve alüminyuma önce yüzde 25 (50 milyar dolar) daha sonra da yüzde 10 (200 milyar dolar) olmak üzere ek gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı. Ancak Çin cephesinden yanıt gecikmedi ve ABD menşeli 128 ürüne yüzde 15 ile 20 arasında değişen ek vergi uygulayacaklarını duyurdu. Ardından ABD yönetimi 6 Temmuz tarihinde Çin'in Amerikalı şirketlerin teknolojilerini ve fikri mülkiyetlerini ele geçirmeye yönelik usulsüz faaliyetleri nedeniyle Çin’den ithal edilen yaklaşık 34 milyar dolar tutarındaki ürüne yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulamaya başladı. Pekin yönetimi buna sessiz kalmayarak ABD’den ithal edilen 50 milyar dolar tutarındaki ürüne yüzde 25 gümrük vergisi getirileceğini belirtti. Bunun ardından Trump, 19 Temmuz tarihinde Çin’den ithal edilen tüm ürünleri kapsayacak şekilde toplamda 505 milyar dolarlık vergi listesi hazırlayacaklarını duyurdu. Böylece küresel ticaret savaşı resmen başlamış hatta alevlenmiş oldu.

Ticaret savaşının her iki ülke üzerindeki olası etkilerine bakmadan önce verilere göz atalım. Uluslararası Ticaret Merkezi verilerine göre, 2017 yılında Çin’in ABD’ye ihracatı yaklaşık 432 milyar dolar iken ithalatı yaklaşık 155 milyar dolar. Diğer bir ifade ile 2017 yıl sonu itibari ile Çin’in ABD ile 276 milyar dolar ticaret fazlası var. Yani diyebiliriz ki Çin’in en çok ticaret yaptığı ülke ABD.

Artırılan bu vergilerin ABD ekonomisine yansımasına baktığımızda üretim maliyetlerinin artacağını beklemek yanlış olmaz. Artan bu üretim maliyetleri yükseliş trendinde olan enflasyonu daha da artırabilir. ABD’de haziran ayı enflasyon rakamı Şubat 2012’den beri en yüksek seviye olan yüzde 2,9’a ulaştı. Bu ne demek derseniz, FED her an parasal sıkılaştırma politikasını hızlandırabilir, yani enflasyonu dengelemek adına faizleri daha hızlı bir şekilde artırabilir. Böylece dolar diğer para birimleri karşısında değer kazanmaya devam edecek bu da Çin de dahil olmak üzere gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini olumsuz etkileyecektir. Tabii bunun ABD’ye de bir de geri dönüşü olacaktır. Dolardaki bu güçlenme küresel likiditeyi ve ticari faaliyetleri azaltacaktır. 2018 itibariyle yavaşlama sinyalleri veren dünya ekonomileri mevcut dönemde ısınma sinyalleri veren ABD’nin ekonomik büyümesini olumsuz etkileyecektir.

Çin tarafına baktığımızda ise Şangay bileşik endeksi ocak ayından bu yana yaklaşık yüzde 14 değer kaybederken bir yandan da Çin’in para birimi yuan dolar karşısında yüzde 4,9 zayıflamış vaziyette. Bu durum daha da derinleşirse Çin cephesinde finansal panik başlayabilir, likidite şoku tetiklenebilir. Dahası Çin’de faaliyet gösteren ve yaklaşık 300 milyar dolarlık sermaye akışı sağlayan ABD şirketleri var ve yuanın değer kaybetmesi ile birlikte Çin’de yüklü miktarlarda sermaye kaçışları başlayabilir.

Bu noktada Trump, Çin’in para birimi yuanın dolar karşısındaki değerini bilerek düşürerek adeta kur savaşı başlattığını öne sürdü. Peki Çin bunu neden yapsın? Çünkü değersiz para birimi ucuz mal, daha çok ihracat ve daha fazla büyüme demek. Yerli paranın değerini düşürerek ihracatlarını artıran ülkeler, ülke içinde istihdam ve üretim yaratırken, ekonomik faaliyette bulunduğu ülkelerin dış ticaretini negatif yönde etkiler. Ayrıca yuanın değer kaybetmesiyle ekonomisi Çin’e bağlı diğer Asya ülkelerinin para birimleri de ucuzluyor. Bu da hem 80’li yıllardan bu yana Çin karşısında giderek artan miktarlarda dış ticaret açığı veren ABD’nin bu açığı kapatmasına engel olmakta hem de Çin’e ve diğer Asya ülkelerine ABD karşısında ticaret üstünlüğü sağlama potansiyelini artırmaktadır.

Her iki taraf da savaşa hazırız sinyalleri verse de henüz karşılıklı sert adımlar atılmadı. Ancak biliyoruz ki her savaşın bir kaybedeni mutlaka olacaktır. Bu savaşların en büyük kaybedeni de biz tüketiciler olacağız gibi gözüküyor. Neden mi? Gelin bu durumu örnek üzerinden anlamaya çalışalım. Örneğin, elinizdeki cep telefonunuz ABD’de tasarlanırken Çin’de üretildi, bileşenleri ise Güney Kore, Tayvan, Japonya, Brezilya, Endonezya veya Singapur’dan temin edildi. ABD’nin uygulayacağı ek gümrük vergisi ile birlikte bu ülkelerin hepsinde istihdam piyasaları etkilenir, maliyetler artar, artan bu maliyetler ise telefon fiyatlarının artması ile karşılanır. Nitekim de öyle oldu, daha şimdiden ABD merkezli teknoloji şirketinin telefon fiyatları yüzde 25 arttı. Peki savaşı başlatan ana etkenler ABD imalat sektörünün canlanması ve Çin ile olan dış ticaret açığının azaltılması iken iki ülke arasında ticaret hacminde bir değişiklik olmaması, ancak fiyatların giderek artması savaşın en büyük kaybedeninin biz tüketiciler olduğunu kanıtlamıyor mu yorum sizin…

 

26.07.2018