Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
“Yüksek Askeri Şura” Çalıştayı
Stratejik Düşünce Enstitüsü İç Politika ve Demokratikleşme Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen Yüksek Askeri Şura Çalıştayı 19 Temmuz 2012 tarihinde SDE’de yapıldı. Moderatörlüğünü Doç. Dr. Hamit Emrah Beriş’in yaptığı çalıştaya Dr. Murat Yılmaz, SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay, BİLGESAM Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı, Prof. Dr. Aytekin Geleri, Mesut Ülker, Aydın Bolat, Cemal Koç, Ahmet Ünal, Doç. Dr. Bekir Berat Özipek, Faik Tarımcıoğlu, Hüseyin Kocabıyık, Şahin Akdoğan, Abdulkadir Onay, Dr. Levent Ünsaldı gibi akademisyenler, emekli askerler ve SDE uzmanları katıldı.
20 Temmuz 2012 15:41
Türkiye’de asker-sivil ilişkileri özellikle demokratikleşme bağlamında sürekli gündeme gelen bir konu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcut hukuki, politik, sosyolojik ve iktisadi konumu sorunsallaştırılarak demokratik standartlar açısından eleştirilmektedir. Asker-sivil ilişkileri, daha doğrusu askerin siyasal alan üzerindeki ağırlığı Türkiye’nin AB müktesebatına uyum sürecinde en çok üzerinde durulan konuların başında gelmektedir.
 
Özellikle Genelkurmay Başkanlığı’nın yardımcı bir kuruluşu olan ve temel görevleri itibariyle istişari bir nitelik taşıyan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) son yıllarda her 30 Ağustos öncesi Türkiye’de asker-siyaset ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesine ve tartışılmasına neden olmaktadır. Bunun nedeni bir taraftan uzun yıllar çok güçlü bir şekilde devam eden askeri vesayetin varlığı diğer taraftan bu vesayete karşı verilen demokratik mücadelenin ve düzenlemelerin hangi aşamada olduğunu gösteren sembolik bir değer taşımasıdır.
 
Bu bağlamda SDE, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve asker-sivil ilişkilerin demokratik normlara göre yeniden düzenlenmesi için çalıştaylar yapmakta ve raporlar çıkarmaktadır. Bu kapsamda önümüzdeki 30 Ağustos öncesi yukarıda adı geçen çalıştay yapıldı. Çalıştayda genel hatlarıyla:
 
- Türkiye’nin demokratikleşmesi sürecinde Silahlı Kuvvetlerin konumu,
- YAŞ toplantılarının güncel, siyasal ve hukuksal tartışmalar bağlamındaki yeri,
- YAŞ kararlarının sistem üzerindeki muhtemel etkileri,
- Demokrasinin normalleşmesi açısından bugüne kadar atılan adımlar,
- Ergenekon ve Balyoz davalarının siyasete ve Silahlı Kuvvetlere etkileri,
- Ordu üzerindeki demokratik denetimin artırılması noktasında atılan adımlar,
- Demokratik denetim konusundaki eksikler ve yapılması gerekenler,
- Son dönem gelişmelerin sivil yönetim üzerindeki vesayeti ne ölçüde kaldırabildiği,
- Ordudaki asker sayısı ve profesyonel orduya geçiş tartışmaları,
- Son dönemde yaşanan değişim dalgasının ne ölçüde kalıcı olabileceği,
- Demokrasinin tam olarak kurumsallaşması için yapılması gerekenler
 
gibi konular tartışıldı.
 
“Çalıştay, Benzer Çalışmaların Devamı”
 
Çalıştayın açılışında söz alan Murat Yılmaz, “demokratik hukuk devletinin standartlarına ulaşılması için bazı değişiklikler yapıldı. Bürokratik vesayet olan eski sistemden çıkış aşamasındayız ancak demokratik normlara tam anlamıyla ulaştığımız söylenemez” açıklamasında bulunarak SDE olarak geçen sene yaş öncesinde benzer çalışmalar yaptıklarını, bu seneki çalıştayın bir öncekinin takibi açısından önemli gördüklerini ifade etti. Hamit Emrah Beriş ise Türkiye’nin önemli bir süreçten geçtiğini ancak bu süreçte atılan adımlara bakıldığında demokratikleşme açısından hala eksikliklerin var olduğunu dolayısıyla bu toplantıyı “özel olarak askeri vesayet bağlamında demokratikleşmenin neresinde olduğumuza değinmek” için yaptıklarını belirtti.
 
“Güçlü Bir Türkiye için Sağlıklı Bir Asker-Sivil İlişkisi”
 
“Türkiye’de sivil asker ilişkilerinin belli bir seviyede olması Türkiye’nin demokratik bir ülke olmaması ile ilgili. Vesayet rejimi 1960 yılından itibaren tüm kurumlar üzerinde etkili olmuştur” açıklamasında bulunan Yasin Aktay, son zamanlarda Arap Baharı dolayısıyla tartışılan “Türkiye modeli” konusuna değinerek Arap ülkelerinin Türkiye’ye baktıklarını ancak zamansal açıdan Türkiye ile bu ülkeler arasında bir fark olduğunu vurguladı. Aktay, Mısır’daki Askeri Konsey’in 1980 dönemini model aldığını belirtti.
 
“Türkiye’nin demokratikleşmesi meselesinin bir kültür ve zihniyet meselesi” olduğunu ifade eden Aktay, demokratikleşme vizyonunu ortaya koyarken daha güçlü bir Türkiye için daha sağlıklı bir asker sivil ilişkisinin en önemli gündem konularından biri olduğunu belirterek “şimdiye kadar SDE olarak asker sivil ilişkileri konusunda raporlar hazırlayarak bir tür gözetleme yaptıklarını" ifade etti. YAŞ toplantısına ilişkin Aktay, “güncel olan sorun, tutuklu olan askerlerin terfi meselesi. Bir yanda alt kademede terfi bekleyen bir sürü kişi varken bu insanların terfisi konusunda bir ısrar göze çarpıyor. Bu ısrarı yorumlamak gerekir. TSK’de liyakat yerine adeta müktesep hak gibi terfi mekanizmasının kutsanmasının çok sağlıklı olmadığı kanaati var. TSK’nin şimdiye kadar denetlenememeden kaynaklanan kültürel ve yapısal sorunlar” taşıdığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
Silahlı Kuvvetlerin Siyasi İktidarın Denetiminde Olması Demokratikleşme için Önemli”
 
Atilla Sandıklı, “daha güçlü Türkiye mi daha güçlü ordu mu? Bir ülkenin gücü sadece silahlı gücüyle ilgili değildir. Diğer unsurlarda dikkate alınmalı. Daha güçlü Türkiye daha güçlü ordu prensibi olmalı. Bunun aksi Soğuk Savaş dönemi politikalarıdır” dedi. Silahlı kuvvetlerin demokratikleşmesi açısından başka ülkelerin tecrübelerinden faydalanılması gerektiğini belirten Sandıklı, İspanya Eski Savunma Bakanı Narcis Serra'nın "Demokratikleşme Sürecinde Ordu" adlı çalışmaya atıfta bulundu. Bu kitabın Türkiye’de ordunun demokratikleşmesi konusunda önemli bir içeriğe sahip olduğuna dikkat çekti.
 
Başkanlığını yaptığı BİLGESAM’ın bu konudaki raporlarına, analizlerine ve çalışmalarına değinen Sandıklı “Silahlı Kuvvetlerin siyasi iktidarın denetiminde olması demokratikleşme için önemli” olduğunu ifade ederek ancak “siyasi iradenin ordunun içyapısına karışması da ordunun siyasallaşmasına yol açar bu da en az ötekisi kadar tehlikelidir. Dolayısıyla her gelen hükümet kendi siyasi çıkarı için orduya karışabilir. Bu da demokratikleşme açısında en az diğeri kadar problemler çıkartabilir” uyarısında bulundu. “Yeni anayasada toplumsal beklentiler” başlığıyla yaptıkları anketin silahlı kuvvetlerle ilgili kısmındaki sorulara verilen cevaplarda atama ve terfilerde liyakatin ön plana çıkartılması, ordunun siyasallaşmaması ve orduya karışılmamasının halkın beklentileri olduğunu belirtti.
 
YAŞ’ın kendi içinde atama ve terfileri yapan bir unsur olduğunu, üst kademelerde Başbakanın ehliyet vermediği bir atamanın olmaması gerektiğini ancak daha alt kademelere karışılmasının farklı sorunlarına yol açabileceğini vurgulayan Sandıklı, şimdiki Genelkurmay Başkanlığı döneminde çok hızlı bir demokratikleşme dönüşümünün başlandığını ve Genelkurmay Başkanının yaptıklarının önemli olduğu açıklamasında bulundu.  
 
Asker-sivil ilişkileri konusunda somut bir kısım önerilerde bulunan Sandıklı, hükümetin askeri politikalara ve güvenlik uzmanlarına sahip olması, bütçe denetimi ve imtiyazların ortadan kaldırılması, savunma bakanlığının güçlendirilmesi, askeri yargı sisteminin düzenlenmesi, personel ve eğitim sisteminin değişmesi, ekonomik denetim kapsamında yemekhanelerin, kantinlerin sivillerle bırakılması ve zihniyet değişiminin eğitim ve hukuksal normlarla desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
 
“Silahlı Kuvvetler İçinde Jandarma Üzerine Bir Vesayet Var”
 
Abdulkadir Onay, “şu anda askeri vesayetin hükümet üzerinde etkisi olmadığını, YAŞ toplantılarının şu anda algıladığımız şekilde önemli hale getirilmesinin gereksiz olduğunu düşünüyorum. YAŞ gibi bir olgunun yaratılmasını anlamıyorum. YAŞ’ın daha sembolik hale getirilmesi gerekir. Ordudaki her kurum kendi atamalarını yapabilecek durumdadır. Bunun her 30 Ağustos’ta yapılmasının gereksiz olduğunu düşünüyorum” açıklamasında bulundu. Silahlı Kuvvetler içinde jandarma üzerine bir vesayet bulunduğunu dolayısıyla jandarma teşkilatı ile silahlı kuvvetlerin birbirinden ayrılması gerektiğini vurgulayan Onay, TSK’daki personel dağılımının ve görevlendirmelerin sorgulanmasını ve silahlı kuvvetlerin yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade etti.
 
“Siyaset İki Başlı Hale Geldi”
 
Faik Tarımcıoğlu, YAŞ Kanunun çıkış amacına değinerek “27 Mayıs’ta piramit bozulmuştu orduda. 12 Mart’ta bu piramidi tamir etme zarureti doğdu. YAŞ bu zaruretin gereği olarak kuruldu. Generaller böylece bütün terfilere el atarak piramidi düzeltmeye çalıştılar. Sonrasında vesayet kurumuna döndü. Ve siyaset iki başlı hale geldi. Milli Güvenlik Genel Sekreterliği var. Türkiye böyle iki başlılıkla bugüne geldi” açıklamasında bulundu. Son YAŞ toplantısında tutuklu askerlerin terfi ettirilme çabası olduğunu ve hükümetin buna hazırlıksız yakalandığını ancak bu seneki toplantının biraz daha suhuletli geçeceğini ifade eden Tarımcıoğlu, SDE’nin geçen sene hazırladığı raporun içeriğine ilişkin kısa bir bilgi verdi.
 
“Silahlı Kuvvetlerde Demokratik Bilinç Yükselmesi Var”
 
Hüseyin Kocabıyık,  “bu kurumun (SDE) çalışmalarını öteden beri takip ediyorum ve çok da beğeniyorum. Türkiye’ye ciddi katkıları oluyor. Bu vesileyle teşekkür ediyorum. Türkiye’de çok ciddi değişimler yaşanıyor. Ben Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bir bilinç yükselmesi yaşandığını görüyorum. Ayrıca TSK son dönemlerde bir travma yaşıyor. Balyoz, Ergenekon davaları ile beraber bu davalar TSK’da ciddi dönüşüm ve değişime neden oldu. Tarihsel hikâyeye baktığımızda da bu anlaşılır. 12 Mart’ta sivil hükümetin aldığı kararlara anında müdahale eden bir ordudan, 28 Şubat’tan hesap sormaya çalıştığımız anda fırça yediğimiz bir ordudan söz ediyoruz” açıklamasında bulunarak “Bugün silahlı kuvvetlerde demokratik bilinç yükselmesi var. Demokrasinin kendileri için en iyi olduğunu anlamaya başladılar” ifadelerini kullandı. Ayrıca Kocabıyık, darbelerden kurtulmanın ve TSK’nın demokratikleştirilmesi için YAŞ sisteminin hukuki ve sivil denetime açık hale getirilmesinin ve TSK’nın elindeki ekonomik gücün sınırlandırılmasının gerektiğini vurguladı.
 
“Mesele Ordunun Üst Kademesinin Sivile İtaat Etmesidir”
 
Levent Ünsaldı, Samuel Huntington’ın orduların profesyonelleşmesi ile siyasete müdahaleleri azalır tezinin Türkiye açısından yanlış olduğunu, Osmanlı modernleşmesine bakıldığında yeniçerilerin dağıtılıp yeni bir ordu kurulduğunda bizzat bu yeni ordunun siyasete müdahale ettiğini dolayısıyla “ordunun içinde demokratik zihniyetin tesisi hiçbir anlam ifade etmiyor. Mesele ordunun üst kademesinin sivile itaat etmesidir. Yapılacak şeyler ortada. Mevzu, bunu yapacak irade olup olmadığıdır” değerlendirmesini yaptı.
 
“Ordu kendi içinde dışarıya kapalı bir toplum. Bu zihniyete nüfuz etmek bu zihniyetin oluşum şartlarına müdahale etmek gerekir. Bu zihniyet kendini üretiyor. Bu hukukla olmuyor. Kışlalara gireceksiniz, ordu evlerine gireceksiniz. Günlük hayatta bu zihniyet nasıl oluşuyor. Bunun toplumsal meşruiyeti nedir? Bu mesleğin bir zihniyeti var. Kendini farklı bir toplum olarak gören bu toplumun farklı bir ethosu var. Asker mesleğini icra ederken sadece gündelik hayatta değil o paternalist söylem kendini devam ettiriyor. Yaşanılan yer, zihniyet gibi konular sosyolojinin konusudur. Bu açıdan incelenmesi gerekir. İçerden o dünyaya vakıf olmak lazım” açıklamasında bulunan Ünsaldı, ordunun öncelikle yapısıyla, ilişkileriyle, gündelik hayattaki pratikleriyle kapsamlı bir şekilde çözümlenmesi gerektiğini vurguladı.
 
“TSK Bundan Sonra Sivil İradenin Dümenine Girecek”
 
Mesut Ülker, “bu işin siyasal idari sonuçlarını yazmak meseleyi çözmüyor. Çünkü sistem kapalı bir sistem. Sistem ya entegre ediyor ya da eternal ediyor” açıklamasında bulunarak TSK’nın hiyerarşik yapısına dikkatleri çekti. “TSK bundan sonra sivil iradenin dümenine girecek. Sivil kodları olanların çok rahat olması gerekir. Bunun nasıl olacağı konusu Levent hocanın da dediği gibi ethosa bağlı. Bu bizim karakterlerimizi kodluyor. Sosyo-kültürel açıdan ciddi sıkıntılar var. Askerin gündelik hayatı, zihniyeti üzerinde onu ötekileştirmeden analitik çözümlemek gerekir. Şimdi bu yaşanmışlıklardan sonra generallerin siyasete eğilim göstermeleri için heves yok. Sivil toplumun alanı oldukça genişlemiştir. Bu tarz bir çalışmanın daha özele inilerek tartışılması gerekir” şeklinde değerlendirmelerde bulunan Ülker, sistemin askeri bu hale getirdiğini, mevcut sistemin değişmesi için ise güven verici bir sürecin başlatılması gerektiğini belirtti.
 
“Sorun Bugünkü Ordunun Olağandışı Konumudur”
 
Bekir Berat Özipek “genelde güvenlik ve iktidar çatıştığı zaman insanlar ikincisini tercih eder. İktidar meselesi baştan beri bir problem idi. Bu sadece askeri değil sivili de kapsar. Ama elinde silah olanlar için bu daha korkutucu hale gelir. En demokratik yapıyı da kursanız bu çözüm değil. Bunun için ciddi bir denetim mekanizması gerekir. Ordunun temsil ettiği iktidarı dağıtmak zorundayız. İktidar ancak sivil bir otoritenin yerine getireceği şekilde parçalanmalı” açıklamasını yaparak ordunun demokratikleşmesinin öncelikle iktidarın kontrol edilebilir hale getirilmesi gerektiği üzerinde durdu.
 
Ayrıca Özipek, “Ülke tecrübelerine bakmak lazım. Ordudaki zihniyet veya ideoloji ikinci bir mesele. Sorun bugünkü ordunun olağandışı konumudur. Sorun bir iktidar sorunudur. Bugün YAŞ öncesi munis görünen bir genelkurmayın olması sorunun temelinin görülmesini engelliyor. Sonuçta bürokrata güvenmemek gerekir. Kadir Cangızbay’ın belirttiği gibi ‘bürokratın vatanı yoktur. Vatanı devlettir’. Bugün biz kutsal bir kurum mu istiyoruz yoksa sivil denetime açık olan bir kurum mu? Eğer ikincisini istiyorsak ona göre düzenlemek gerekir. Peygamber ocağı gözüyle bakarsanız onu peygamber ocağına çevirmiş olursunuz. İnsanın içindeki iktidar hırsı devam ettiği müddetçe güvenlikte değiliz. Yarın en demokrat kişi de iktidar hırsına kapılabilir” değerlendirmesinde bulundu.
 
“Değişikliklerin Kurumsallaşamaması Türkiye İçin Büyük Sorun”
 
Aytekin Geleri, “siyaset zemininde de siyasi iradeler kendilerine uygun koşulların oluşmasını beklemektedirler. Türkiye’de AK Parti ile birlikte sorunların demokratik bir şekilde çözülmesi konusunda bir beklenti vardı. 27 Nisan e-muhtırası sonrası, cumhurbaşkanlığı süreci ve referandum Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından uyumlu bir şekilde devam etti. Ancak bu durum genelkurmayı pek kapsamadı” açıklamasında bulunarak “yapılan değişikliklerin, olumlu adımların kurumsallaşamaması Türkiye için büyük sorun” teşkil ettiğini bunun Özal döneminin bir hatası olduğunu vurguladı.
 
Türkiye’nin demokratikleşmesinde kamuoyundan ciddi bir destek olduğunu ifade eden Geleri, “YAŞ neredeyse sivil iradenin hiç söz sahibi olmadığı bir yer. Şimdi böyle bir yapı içinde. Kimlerin general olacağına YAŞ karar verir. Generaller içinde kimlerin terfi edeceğine onlar karar veriyor. Terfilerde cumhurbaşkanının hiçbir yetkisi yok. YAŞ istediği kişiyi general yapıyor ve hükümete sunuyor. Bu yapının değişmesi gerekir” ifadelerini kullanarak sivil iradenin bu konuda hiçbir düzenleme yapmadığını, bundan sonraki süreçte generallerin güçlerinin azalacağı psikolojisi içinde davranarak terfileri daha ince eleyip sık dokuyabileceğini vurgulayarak YAŞ’ın mevcut yapısının değişmesi gerektiğini ayrıca “şu anda TSK içinde binlerce subay kendi sırası ve terfisi için beklemede. Dolayısıyla görev süresi dolan generallerin süresi uzatılmak yerine emekli edilmesi” gerektiğini belirtti.
 
“Generaller Kendi Görevleri Yerine Siyasetle Uğraştılar”
 
Şahin Akdoğan, “28 Şubat sürecinde YAŞ kararıyla atıldım. Eşim öğretmenlikten atıldı. Üniversitedeki kızım deprasyona girdi. Bu süreci her aşamada yaşadım. Askeri vesayet Osmanlıdan beri geliyor. Bu vesayet bir anlamda din düşmanlığıdır. TSK, toplumun dini ve sosyolojik yaşamını yeniden belirlemeye çalışıyordu. Milli eğitimdeki müfredatı belirleyerek, Askeri liselerde uyguladığı eğitimle, Toplumu buna göre şekillendirmeğe çalıştı ve böylece toplumla zıtlaştı” açıklamasını yaparak “NATO standartlarına göre yetişen generallerin bu ülkenin dokusuyla” uyuşmadığını, generallerin kendi görevleri yerine siyasetle uğraştıklarını ayrıca 35. maddenin değişmesi, Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması gerektiğini ve siyasi otoriteyi kabul etmeyen bir Genelkurmay’ın ülkeye hizmet etmesinin mümkün olmadığını ifade etti.
 
“Değişiklikler Halkla İlişkiler yöntemleriyle Yapılmalıdır”
 
Ahmet Ünal, “Terfi sırasına gelen albay ve generaller, kendi komutanları dışında diğer YAŞ üyelerine de ulaşmak durumunda kalmaktadır. Bu sistemde, tanıdık arama zorunluluğu duyan subaylar kendi akrabalarını, eş ve yakınlarını da devreye sokmaktadır. Bu açıdan yapının değişmesi gerekir. YAŞ'ın terfi ve bekletmelerde ehliyet ve liyakat esasına göre davrandığını söylemek de zordur. Şu anda seferberlik kadroları kullanılıyor. Kadrolar fazlasıyla doldurulmuştur. Dolayısıyla bu ileriye dönük kadrolaşma yapıldığı eleştirilerine haklılık kazandırmaktadır” şeklinde konuştu. “Şu aşamadan sonra siyasetin de askere müdahale ederken biraz dikkatli olması gerekir. Değişikliklerin siyasi güçle değil de halkla ilişkiler ve kamuoyu desteğiyle, 2011 YAŞ toplantı masası düzenindeki gibi askerin de katılımıyla ve daha taktik hamlelerle yapılmasında fayda var” ifadelerini kullanan Ünal,  “ancak doğrudan insiyatif alınması gereken konular da var. Mesela NATO toplantılarında Türkiye'yi zora sokan, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanına adeta köşe kapmaca oynadığı iki başlılık ortadan kaldırılmalı ve Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlanmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
 
“Asker Daha Çok Kullanılmış Bir Güç Olarak Olaylara Sürüklenmiştir”
 
Aydın Bolat, “yaklaşık 15 sene Kara Harp Okulu'nda görev yaptım. Gelenlerin çoğu orta halli ailelerin çocukları. Fakat Osmanlıdan beri gelen uygulamalarla Türkiye bir vesayet yönetimi altına bırakılmış, darbelerle Türkiye yönetilmiş ve yönlendirtmiştir. Devlet içindeki bir takım güç merkezlerinin önemli bir rolü vardır. Asker daha çok kullanılmış bir güç olarak olaylara sürüklenmiştir” değerlendirmesinde bulunarak “bugün Türkiye’de darbe davalarında emekli ve muvazzaf askerler tutuklanmıştır. Bu tablo bile Türkiye’nin başlı başına bir problem ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bu davalar uzunca süredir devam ediyor ve neticelenmedi. Uzun tutukluluk süreleri cezadan ziyade başka bir yere uzanıyor. Dolayısıyla sürecin hızlı işlemesi hem Türkiye hem de Silahlı Kuvvetler için elzem bir husustur” ifadelerini kullandı.
 
Ayrıca hükümetin yaklaşımını “mevcut genelkurmay başkanı iyi o zaman bir tatsızlık çıkmasın” şeklinde olduğunu belirten Bolat, “Özal ölmeden kısa bir süre önce asker için yaptığı konuşmada ordunun halkla kaynaşması ve toplumun içine girmesi gerektiğini vurgulayan bir konuşma yapmıştı. O zaman bugün bizim dile getirdiğimiz pek çok mesele dile getirildi. Ancak arzu ettiğimiz safhada değil. Bir kısım düzenlemeler yapıldı” açıklamasında bulundu.  Bolat, “TSK’nın yeniden yapılanması gerekir. Biz AB’ye 50 yıldır girmeye çalışıyoruz ancak Türkiye, bir NATO ülkesi herhangi bir NATO ülkesi standardının yerleştirilmesi yeterlidir AB’ye girmek için” ayrıca “eğer Türkiye’de bir değişim yaşanıyorsa burada TSK içinden gelen enerjinin de payı var. Hem iktidarın hem de bizim gibi sivil yapılara burada önemli görevler düşüyor” ifadelerini kullandı.
 
Haber: Bedir Sala 
Foto: Yasemin Küçer