Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
“YAŞ ve Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Sistemdeki Yeri” Paneli
SDE'de 25 Temmuz 2012 tarihinde SDE Uzmanı Doç. Dr. Hamit Emrah Beriş tarafından hazırlanan “YAŞ ve Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Sistemdeki Yeri” adlı raporu kamuoyu ile paylaşmak için bir panel düzenlendi. SDE Savunma ve Güvenlik Koordinatörü Prof. Dr. Aytekin Geleri’nin moderatörlüğünü yaptığı panele Doç. Dr. Hamit Emrah Beriş (SDE Uzmanı), Mesut Ülker (Hazar Strateji Enstitüsü Başkanı), Faik Tarımcıoğlu (E. Askeri Hakim, Parlamenter) ve Veysi Savaş (E. Askeri Hakim) panelist olarak katıldı. Panelin müzakerecileri ise Abdulkadir Selvi (Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi), Mustafa Kartoğlu (Star Ankara Temsilcisi), Ömer Şahin (Radikal Gazetesi Haber Müdürü), Yrd. Doç.Dr. Levent Ünsaldı (A.Ü. DTCF Öğr. Üyesi), Aydın Bolat (SDE Stratejik Planlama Kurul Başkanı) ve Murat Yılmaz (SDE İç Politika ve Demokratikleşme Koordinatörü) oldular.
25 Temmuz 2012 16:34
 
“Türkiye Bu Çarpıklığı Haketmiyor”
 
Panelin açılış konuşmasını yapan SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay “SDE olarak YAŞ öncesi asker-sivil ilişkilerinin değerlendirilmesini bir gelenek haline getirdik ve amacımız Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlamaktır” dedi. Aktay, “Türkiye demokrasi ile yönetilen ülkeler sırlamasında 87. sırada yer almaktadır. Türkiye bu çarpıklığı haketmiyor. Türkiye son yıllarda demokratikleşme konusunda önemli bir mesafe katetmişse de bu adımlar demokratikleşme açısından gerekli bir seviye değil. Askerin vesayetinin sürdüğü rejimler demokratik sayılmıyor” açıklamasında bulundu.
 
Şimdiye kadar askeri vesayeti meşrulaştıran en önemli konunun askerliğin teknik bir konu iddiası olduğunu ancak askerliğin teknik bir tarafı olsa da askerliğin askerlere bırakılmayacak kadar önemli bir konu olduğunu, askerin sivilin işine karışmasının anormal ancak sivilin askerin işine karışmasının normal olduğuna değinen Aktay, “Genelkurmay başkanlığı toplumun üzerinde değil diğer kurumlar gibi toplumun emrinde olan bir kurumdur. O alanı denetimsiz bırakırsanız toplumu kapsayan bir vesayet kurumuna dönüşebilir” açıklamasını yaptı.
 
Türkiye’de asker-sivil ilişkilerinin anayasal bir mevzuata dönüştürülmediği müddetçe askeri vesayeti ortaya çıkartan şartların oluşabileceğini dolayısıyla yasal mevzuatın tamamlanması gerektiğini belirten Aktay, “bir sivil toplum kuruluşu olarak askerin denetimini kendi üzerimize bir vazife olarak görüyoruz. Ancak bu şekilde demokrasi toplumsal tabana yayılabilir. Bu toplumun gözetimi ve denetimini öngören bir durumdur. Bizde bu konuda bir STK olarak hem görevimizi hem de hakkımızı kullanıyoruz” diyerek sözü Hamit Emrah Beriş’e bıraktı.
 
Hamit Emrah Beriş, “YAŞ ve Silahlı Kuvvetlerin Demokratik Sistemdeki Yeri” adlı raporun sunumunu yaparak, raporda yer alan aşağıdaki önerileri değerlendirdi.
 
- Ordu üzerinde tam bir sivil ve demokratik denetim, ancak malî harcamaların halkın seçilmiş, meşru temsilcileri olan siyasetçiler tarafından izlenmesi ve denetlenmesiyle sağlanabilir. Bu bakımdan, gerek hükümet gerekse TBMM savunma harcamaları konusunda gerekli denetim mekanizmalarını oluşturmalı ve çıkan değerlendirmelerin sonuçlarını kamuoyu ile düzenli şekilde paylaşılmalıdır.
 
- Parlamentolar, temsilcisi oldukları halk adına yürütmenin işleyişini gözetir ve denetlerler. Bu bakımdan, Türkiye’de parlamenterler, yükümlü oldukları görevin gereğini yerine getirmek açısından gerekli duyarlılığı diğer kamu kurum ve kuruluşlarına benzer şekilde savunma sektörü için de göstermelidirler. Orduya yönelik bütçenin hazırlanması ve denetlenmesi açısından parlamenterler sivil kurumlara yönelik tavırlarının aynısını sergilemekten kaçınmamalıdırlar.
 
- Hâlen genel bütçe dışında yer alan ve bu nedenle sınırlı bir denetlenme imkânları bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) ve Savunma Sanayi Destekleme Fonu (SSDF) kanalıyla yapılan harcamalar bütçe içine alınmalıdır. Zira bunlar bütçe dışında kaldıkları sürece gerçek anlamda denetlenmeleri ve denetlemenin asıl amacı olan halkın bilgilendirilmesi mümkün olmayacaktır.
 
- Millî Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı gibi savunma harcamaları yapan ve TSK personelinin idarî olarak bağlı bulunduğu kamu kurumlarının harcamaları, bütçede daha detaylı olarak gösterilmelidir.
 
- Sayıştay’ın 6085 sayılı Kanunla genişleyen denetim yetkisini etkin şekilde kullanmasını sağlayıcı önlemler alınmalıdır. Sayıştay, “yerindelik denetimi” olarak algılanmaması gereken “performans denetimi” hak ve yetkisine en geniş şekilde sahip olmalıdır. Bu bakımdan mevzuatta gerekli düzenlemelere gidilmelidir.
 
- OYAK’a kanun ile tanınan ayrıcalıklara son verilmelidir. Bu kuruluşun da diğer ekonomik aktörlerle eşit piyasa koşullarında faaliyet göstermesi sağlanmalıdır. Bu amaçla darbe koşullarında çıkarılmış OYAK Kanununun içeriğinde değişiklik yapılmalıdır. Ayrıca OYAK üzerinde sivil denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
 
- Yedek subaylar başta olmak üzere TSK mensubu asker ve sivil memurlardan istemeyenlerin OYAK’a üye olmamalarına imkân tanınmalıdır. Özellikle yedek subaylara hiçbir getirisi olmayan, maaşlarından %5 OYAK kesintisi yapılması uygulamasına son verilmelidir.
 
- Hâlihazırda ordunun asker sayısı kamuoyuna açıklanmaya başlanmıştır. Ancak bu yeterli değildir. Dolayısıyla muvazzaf veya zorunlu askerlik hizmetini yerine getiren mevcut personelin sayısının kaç olduğu, bunların ne amaçla ve ne şekilde kullanıldıkları kamuoyuna ikna edici bir tarzda anlatılmalıdır. Asker sayısında siyasal otoritenin ülkeye yönelik gelecek vizyonu konusunda azaltmaya gidilmelidir.
 
- Ordudaki asker sayısı savunma harcamalarının artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle gerekirse zorunlu askerlik hizmetinin kapsamının yeniden gözden geçirilmesi ve en azından kısaltılması yararlı olacaktır.
 
- TSK içindeki terfi sistemi gözden geçirilmeli, hâlihazırda olduğu gibi hiyerarşi piramidinin tersine dönmesine izin verilmemelidir. Bu durum, ordudaki asker sayısının azaltılmasını sağlayacak en önemli etmenlerden birisidir.
 
- Askerlerin orduevi, lojman, gazino gibi askerlik hizmetinin temel gereklerini oluşturmayan birimlerde, farklı unvan ve görevlerle kullanılmasına son verilmelidir. Birliklerin ihtiyaç planlamaları bu türden farklı sosyal tesislerde görevli ya da doğrudan kişilere bağlı çalışan asker olmayacağı düşüncesine göre planlanmalıdır.
 
- Millî Savunma Bakanlığı üst düzey bürokrasinin tamamen askerlerden oluşması uygulamasına son verilmeli; siyasal otoritenin taşıdığı sorumluluk da göz önünde tutularak belirli mevki ve makamlara sivil bürokratlar atayabilmesinin önü açılmalıdır. Mevcut uygulamada tüm üst düzey bürokratların askerî hiyerarşi içinde yer alan, dolayısıyla terfi ve tayin gibi konularda doğrudan kendi amirlerine bağlı olan bir görünüm çizmesi, Bakanın yönetim süreçleri tam olarak kendi denetimine almasını engellemektedir. Oysa bakan, görev alanında siyasal sorumluluğu ilk elden taşıyan kişidir ve bununla doğru orantılı yetkilere de sahip olması gerekir. 
 
- Asker kişilerden gelen kendi amirlerine yönelik şikâyetleri bağımsız ve hiyerarşi dışından değerlendirecek, sivillerin kontrolünde ve hükümete bağlı Askerî Ombudsmanlık kurumu ihdas edilebilir.
 
- Asker kişiler tarafından işlenen suçlarla ilgili sivil mahkemelerin denetim yetkisi genişletilmelidir. Burada ideal olan uygulamada yeknesaklık sağlanması açısından askerî yargı sisteminin ortadan kaldırılması ve yetkilerinin sivil yargıya devredilmesidir. Ancak Türkiye’de bu türden bir durumun yaşanması kısa vadede mümkün olmayacağına göre en azından askerî mahkemelerin yetki alanları daraltılmalıdır. Daha önce de değindiğimiz gibi bu durum, hem yapılacak malî denetimlerin daha etkin ve caydırıcı olmasını sağlayacak hem de hukuk devleti ilkesi gereği sanık haklarının daha etkin korunmasını sağlayacaktır.
 
Beriş’in sunumundan sonra Moderatör Aytekin Geleri TSK’nın ve YAŞ’ın konumunu tartışacaklarını belirterek sözü panelistlere bıraktı.  
 
“YAŞ’ın Mevcut Yapısında Liyakat Söz Konusu Değil”
 
İlk sözü alan Faik Tarımcıoğlu, “bu konuları biz 1960 darbesinden sonra konuşmaya başladık. Darbeler darbeleri kovaladı ve her şey ondan sonra başladı. 1971 muhtırasıyla asker her şeye hakim oldu” ifadelerini kullandı. Tarımcıoğlu YAŞ kanununu yazıldığı dönemde görevde olduğunu, o dönemde YAŞ’ kanununun kimler tarafından hazırlandığına ilişkin yaptığı araştırmada bu kanunun ilk defa duyduğu "Türk Silahlı Kuvvetler Birliği" adında bir cuntanın olduğu ve onlar tarafından hazırlandığını belirtti.
 
YAŞ’ın mevcut yapısında liyakatin söz konusu olmadığını belirten Tarımcıoğlu, “çok başarılı bir kurmay arkadaşım 300 kişinin desteğine rağmen şuradan generallik rütbesi alamadı. Sebebi de sübjektif faktörlerden kaynaklandığını öğrendik. Bunun misalleri çoktur” ifadelerini kullanarak bu sistemde hak edenlerin değil hak etmeyenlerin yükseltildiğini belirtti.
 
Asıl TSK’nın zihniyetine değinmek gerektiğini ifade eden Tarımcıoğlu “TSK’nın devrimci ve ilerici olduğu söyleniliyor bu doğru olabilir ancak daha sonra inanılmaz bir şekilde bir medrese yönetimindeki gibi bir tutuculuk oluştu. Bunun nedenleri ise ilk olarak TSK’da biz neye karar verirsek olur zihniyeti diğerinin ise TSK’nın ipler elinden çıkar diye korkak davranması” olduğunu açıkladı.  
 
“Sivil İktidar Projeksiyonları Askerin Üzerine Çekti”
 
Tarımcıoğlu’ndan sonra sözü alan Mesut Ülker, “Türkiye’deki yeni dönemde TSK’nın demokratik konumunu alması önemlidir. Yaklaşık on yıldan beri Türkiye’de demokratikleşme sürecinde bana göre en önemlisi cumhurbaşkanın köşke çıkması ile psikolojik bariyerin aşılması diğer taraftan darbe davalarının devam etmesidir” açıklamasında bulundu. Ayrıca Türkiye’deki darbelere bakıldığında askerlerin öne sürüldüğü sivil üniformaların arka planda askeri desteklediğine değinen Ülker, demokratikleşmede en önemli konulardan birinin sivil asker ilişkilerinin düzenlenmesi olduğuna dikkat çekti.
 
YAŞ’ın yapısı ve görevleri konusunda ise sadece son toplantıda oturum şeklinin dışında bir şeylerin yapılmadığını belirtti. Bununla birlikte seçilmiş iktidarların etkisinin eskiye göre arttığını, bir sorgulamanın başladığını, sivil iktidarın projeksiyonları askerin üzerine çektiğini vurgulayan Ülker, bugüne kadar “Silahlı Kuvvetler göz bebeğimizdir gibi yaklaşımlarla çok fazla sorgulanmadı ama bundan sonra siyasi ve hukuki anlamda bu süreci çok başlı takip etmek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.
 
Hukuk içerisinde şimdiye kadar yapılmayanların yapılması gerektiğini vurgulayan Ülker, TSK’nın daha şeffaf ve denetlenebilir olması ve siyasetin merkezde olduğu bir kontrolün sağlanması gerektiğini ifade ederek sözü Veysi Savaş’a bıraktı.  
 
“TSK Vesayet Makamında Dimdik Duruyor”
 
Veysi Savaş, "daha önceleri vesayet kurumu olarak yargı ve TSK vardı. Yargı büyük oranda çözüldü ancak bunu TSK için söyleyemiyoruz". Ayrıca siyasi iktidarın Genelkurmayı şimdilik Milli Savunma Bakanlığı’na bağlamayı düşünmediğini vurgulayan Savaş, bunun ciddi bir ihmal olduğunu vurguladı.
 
“TSK vesayet makamında dimdik duruyor. Muvazzaf askerler beni aradığında kendi telefonuyla arayamıyorlar. Hala insanlarda şöyle bir korku var. Bu davalarda yargılananlar geri dönecek ve yerlerine geçeceklerdir” ifadelerini kullanan Savaş, Milli Savunma Bakanlığı’nın konumuna ilişkin ise “Genelkurmay tarafından abluka altına alınmış bir bakanlık” değerlendirmesinde bulundu.
 
YAŞ’ın olağanüstü dönemde kurulduğuna dikkat çeken Savaş, burada maymuncuk bir maddenin yer aldığını maddeye göre YAŞ, verilen görevleri yaptığını ifade ederek asıl problemin bu olduğuna değindi. Ayrıca Savaş, siyasi iktidarın bu konuda herhangi bir değişiklik yapmaya yanaşmadığını, Silahlı Kuvvetlerin konumunu değiştirmede ürkek davrandığını ve buna öncelik vermediğini belirtti. 
 
Panel müzakerecilerin katkıları ve katılımcıların soru-cevaplarıyla son buldu.
 
 
Haber: Bedir Sala
Fotoğraf: Yasemin Küçer