Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
“Türkiye’nin Demokratikleşmesi Sürecinde Atılan Adımlar” Çalıştayı
AK Parti hükümetleri döneminde atılan demokratik adımları değerlendirmek için SDE’de 10 Temmuz 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamit Emrah Beriş ve SDE İç Politika ve Demokratikleşme Koordinatörü Dr. Murat Yılmaz’ın moderatörlüğünde Stratejik Düşünce Enstitüsü İç Politika ve Demokratikleşme Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Demokratikleşmesi Sürecinde Atılan Adımlar” çalıştayı yapıldı. Çalıştayda genel hatlarıyla Kürt sorunu, bu soruna ilişkin çözümler, açılımın amaçları ve ulaştığı aşama, açılım politikalarının eksiklikleri ve bu konuda çözüme yönelik atılabilecek somut önerilerin neler olabileceği tartışıldı.
13 Temmuz 2012 10:08
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş deklarasyonu niteliğinde olan 1921 Anayasası kısa ama o günün tarihsel koşulları içinde Türkiye’nin sosyolojik gerçeklikleriyle barışık bir devlet formunun kurumsallaşmasına imkân veren bir içerik taşıyordu. Ancak reel uygulamalar ve sonrasındaki anayasalar ile devlet ve toplum arasındaki mesafe artmıştır. Devlete toplumsal beklentileri değil toplumsal alanı otoriter bir zihniyetle şekillendirme misyonu yüklenilmişti. Bunun misyoner sorumluluğu ve iktidar arzusunun durdurulamaz keyfiyeti içinde devleti halka rağmen yöneten kadrolar devlet ile toplum arasındaki yabancılaşmayı arttırmıştır.
 
Devletin ve çıkarlarının merkezde olduğu böyle bir ortamda şekillenen siyasal sistem ve otoriter devlet aklı, çok partili hayata geçiş ile birlikte kısmen çözülmüşse de günümüze kadar varlığını büyük oranda devam ettirmiştir. Dolayısıyla Türkiye’de demokrasinin gelişmesine paralel olarak çözülen devletin otoriter niteliği özellikle son on yıldır iktidar olan AK Parti hükümetlerinin bu konudaki politikaları neticesinde önemli aşamalara varıldı. Bunlardan en önemlisi de “Demokratik Açılım” kapsamında yürütülen politikalardır.
 
Kamuoyunda ayrıca “Kürt açılımı” olarak nitelendirilen demokratik açılımlar sadece Kürtlerin ve onların sorunlarını çözmek için değil Türkiye’de yaşayan farklı etnik, dinsel vb. kesimlerin sorunlarını çözmeyi amaçlayan politikalardan oluşmaktadır. Bu politikaların esas amacı devlet ile toplum arasında ortaya çıkmış olan yabancılaşmayı gidermek, devletin toplumsal taleplere göre yeniden şekillenmesini ve demokratikleşmesini sağlamaktır. Kuşkusuz bu konuda çok önemli adımlar atıldı. Dolayısıyla bu konuyla ilgili farklı kesimlerden gelen eleştirilerin bir kısmı tutarlı olsa bile genel anlamda Türkiye’nin demokratikleşmesi adına oldukça önemli ve radikal sayılabilecek adımlar atıldı.
 
AK Parti hükümetleri döneminde atılan bu demokratik adımları değerlendirmek için SDE’de 10 Temmuz 2012 tarihinde Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamit Emrah Beriş ve SDE İç Politika ve Demokratikleşme Koordinatörü Dr. Murat Yılmaz’ın moderatörlüğünde Stratejik Düşünce Enstitüsü İç Politika ve Demokratikleşme Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen “Türkiye’nin Demokratikleşmesi Sürecinde Atılan Adımlar” çalıştayı yapıldı. 2002-2012 yılları arasında Türkiye’nin demokratikleşmesinde ve özellikle “demokratik açılım” kapsamında atılan adımları ve uygulanan politikaları değerlendirmek için yapılan çalıştaya SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay, SDE Stratejik Planlama Kurulu Başkanı Aydın Bolat, Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Vahap Coşkun, Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanel Demirel, Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Erdoğan, KTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez, Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Levent Korkut, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bilal Sambur, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Yayman, Kamu Diplomasisi’nden Ahmet Demirhan, Vahdettin Bahadır ve SDE uzmanları katıldı.
 
“Demokratik Açılım Herkesin Karşılık Bulacağı Bir Açılım”
 
Çalıştayda genel hatlarıyla Kürt sorunu, bu soruna ilişkin çözümler, açılımın amaçları ve ulaştığı aşama, açılım politikalarının eksiklikleri ve bu konuda çözüme yönelik atılabilecek somut önerilerin neler olabileceği tartışıldı. Çalıştayın moderatörlerinden Hamit Emrah Beriş içerik hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra sözü katılımcılara bıraktı. Çalıştayın açılışında konuşan Aktay, çalıştayın amacını “2002 yılından beri başlayan süreçte neler oldu? Burada neler yapılabilirdi veya neler yapılabiliyor gibi bir bilanço çıkarma” şeklinde belirterek demokratik açılımın bütün vatandaşların karşılığını bulacağı bir açılım olduğunu, vatandaşların kendilerini devletin sahibi ve şeriki olarak hissedebileceği bir politika olduğunu ifade etti. Ayrıca hükümetin yaptığı bazı değişikliklerin Kürtler tarafından asimilasyon olarak değerlendirilmesinin yanlışlığına dikkat çekti. Çalıştayın moderatörlerinden Murat Yılmaz, Türkiye’nin demokratikleşme süreci ve buna direnen devletin otoriter yapısı hakkında kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra Türkiye’nin 2000’li yıllardan sonra Kürt sorununu çözemeyen koalisyon hükümetlerinden tek parti dönemine girdiğini bu dönemde değişik reformların yapıldığını, Olağanüstü hal uygulamalarının kaldırıldığını, AB uyum paketleri kapsamında değişiklikler yapıldığını belirterek demokratikleşme konusunda atılan adımlara değindi.
 
“Geçiş Dönemi Problemleri Devam Ediyor”
 
Levent Korkut, Türkiye’nin “Özal’dan beri demokrasiye geçiş ve demokratikleşme arasında gidip geldiği”ni ifade ederek 1990’lı yıllarda insan hakları açısından dibe vurulan bir döneme girildiğini daha sonraki dönemlerde özellikle AB süreci kapsamında insan hakları konusunda olumlu adımlar atıldığını ancak Türkiye’nin gelişmiş bir demokrasi düzeyine gelmediğini belirterek hala geçiş dönemi problemlerinin devam ettiğini, vesayet kurumunun yasal çerçevesinin gerçekleşmediğine değindi. Ayrıca Korkut, demokratikleşmenin zayıf kalmasının nedenlerinden birinin aşırı merkezileşme olduğunu vurguladı.
 
“Açılım Politikalarının Arkasında Bir Felsefe Var mı?”
 
Ahmet Demirhan, açılım politikalarında bir tıkanmanın görüldüğünü bu açılım politikalarının arkasında bir felsefenin olup olmadığını ve açılımın hangi çerçevede devam edeceğine ilişkin soruların öncelikle cevaplanması gerektiği üzerinde durdu.
 
“Kullanılan Dile Dikkat Edilmeli”
 
Vahap Çoşkun, açılım politikalarının Türkiye’nin temel kırılma noktalarını siyasallaştırdığını ve tartışma ortamı oluşturduğunu ifade ederek açılım politikalarının olumlu olduğunu ancak bu politikaları uygulayan hükümetin toplumsal talepleri mümkün olduğunca asgari seviyede karşılama ve zamana yayma gibi bir taktik izlediğini ifade ederek açılım politikalarının iyi gitmediğini, özgürlüklerinin arttığını ancak KCK operasyonları ile BDP üyelerinden birçok kişinin tutuklanmasıyla BDP’nin kapatılmaya çalışıldığını belirtti. Açılımların başarılı olabilmesi için kullanılan dile dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Coşkun, Kürtlere karşı bunun bir minnet olarak görülmesinin yanlış olduğunu ifade etti.
 
“AK Parti Hala Reform Potansiyeli Taşıyor”
 
Taner Demirel, AK Parti’nin içinde demokratik eğilimin yanında anti demokratik bir eğiliminde mevcut olduğunu dolayısıyla ilk dönemlerde “liberallere dayalı bir politikanın işine yaradığından bunu sürdürdü. 2010 sonrasında buna ihtiyaç duymayınca diğer eğilim”in ön plana çıktığını ifade ederek AK Parti’de yorulma belirtisinin ortaya çıktığını kaydetti. Demirel, “AKP’nin hala reform potansiyeli” taşıdığını ayrıca AK Parti içinde muhafazakar bir muhalefetin ortaya çıktığını dolayısıyla gelecek adına iyimser bir senaryo için Türkiye’deki demokratların birleşmesi gerektiğini vurguladı.
 
 
“Bu Açılımların Bir Karşılığı Var”
 
Bilal Samur, “devlet sürekli kimliklerimizi belirliyor. Devlet özne biz ise nesneydik” ifadelerini kullanarak toplumun özne olma talebinin devletin gücünü sınırlandırdığını belirtti. Samur, Türkiye’nin demokratikleşmesinde Menderes, Özal ve Erdoğan figürlerinin ön plana çıkmasının toplumun bunlara atfettiği güvenden kaynaklandığını ifade etti. “2002’den sonra toplum, AK Parti’ye büyük bir beklenti içinde rol yükledi” diyerek açılım politikalarının bu açılımların bir karşılığı olduğunu ve ciddi bir motivasyon yarattığını da ekleyen Samur, bütün bunlara rağmen ikinci açılım politikalarının bir heyecan yaratmadığını bunun sebebinin ise “yaşanan süreçte sevk ve idare”nin ön plana çıkmasından kaynaklandığını vurguladı.
 
“Güven Verici Üçüncü Bir Sese İhtiyaç Var”
 
Hüseyin Yayman, “açılım politikalarına ilişkin iki algı var. Hükümet açılım yaptığını BDP ise hükümetin oyaladığını ve asimilasyona devam ettiğini dolayısıyla güven verici üçüncü bir sese ihtiyaç var” açıklamasını yaparak burada önemli olanın bu algıları yönetmek olduğunu belirtti. Yayman, Halkın Emek Partisi’nin 25 maddelik talebinin bugün için gerçekleşmiş olmasına rağmen sıkıntıların devam etmesinin güven, muhatap ve zamanlama sorunlarına bağlayarak açılım politikaları önündeki psikolojik engellere dikkat çekti.
 
“Kemalist Öz Devam Ediyor”
 
Tuncay Önder, bölgedeki insanların Türkiye’deki sorunları Kürt sorunu üzerinde değerlendirdiğini vurgulayarak bölgede örgütün belli bir meşruiyete sahip olduğunu İslamcı Kürtlerin ise kendilerini kandırılmış hissettiklerini ifade etti. Ayrıca “buradaki tavırlar orada kırgınlıklara yol açıyor” ifadesini kullanan Önder “Kemalist öz devam ediyor” açıklamasında bulundu.
 
“AK Parti İyi Bir Metodolojiye Sahip Değil”
 
Vahdettin Bahadır, Türkiye’deki dindar kesimin demokrasiye herkesten daha fazla sahip çıkması gerektiğini bunun bir vicdan sorumluluğu olduğunu ifade ederek AK Parti’nin çok fazla değişiklik yaptığını ancak iyi bir metodolojiye sahip olmadığını ve güven sorununun ancak dil ile aşılabileceğini vurguladı.
 
“Özgürlük-Güvenlik Dengesi Oluşturulmalı”
 
Mehmet Akif Okur, “bulunduğumuz coğrafyada haritalar değişiyor, hükümet bütün bunların sorumluluğunu taşıyor” ifadesini kullanarak hükümete yönelik bazı eleştirilerin yerinde olmadığını ayrıca “Kürtlerin bir PKK sorunu var olumlu bir şeyler yapıldığında silahlı eylemler gerçekleşiyor” açıklamasında bulunarak “özgürlük-güvenlik dengesi”nin oluşturulması gerektiğini vurguladı.
 
“İktidarlar Ulus-Devletin Yarattığı Sıkıntıları Çözmek İçin Çabalıyorlar”
 
Yusuf Şevki Hakyemez, “Türkiye’de iktidarlar ulus-devletin yarattığı sıkıntıları çözmek için çabalıyorlar” açıklamasını yaparak demokratikleşmenin hızlı bir şekilde gerçekleşememesi önündeki temel sorunları vurguladı. PKK ile BDP arasındaki ilişkiye dikkat çeken Hakyemez, legal bir siyasi partinin açılım sürecinde “bizi değil başka yeri muhatap alın” demelerinin sıkıntılı bir durum olduğunu belirtti. Ayrıca Türkiye’de bir şeyler yapılacaksa bir arada yaşamayı esas alacak şekilde yapılması gerektiğini ifade etti.
 
“Sorun Salt Ekonomik Kaynaklı Değil”
 
Muhsin Kar, AK Parti’nin ekonomi politikasına değinerek Türkiye’deki bölgesel gelişme bağlamında önemli aşamalara gelindiğini dolayısıyla Kürt sorununa ekonomik olarak bakanların tezlerinin çürütüldüğünü belirten Kar, sorunların salt ekonomik sorunlardan kaynaklanmadığını ifade etti.
 
“AB Felsefesinin Devreye Sokulması Gerekiyor”
 
Murat Erdoğan, Kürt sorununun makul bir şekilde çözülmesi gerektiğini ancak bunun araçsallaştırıldığını ve Leyla Zana’nın son açıklamalarının önemli olduğunu belirterek “bu sorunun çözülmesinde AB felsefesinin devreye sokulması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.
 
“Türkiye’de Bir Statüko Yıkılmıştır Artık Yeni Bir Türkiye Var”
 
Aydın Bolat, “Türkiye’deki açılımları değişim sürecinin bir alt başlığı olarak görmek gerekir. Türkiye’de bir statüko yıkılmıştır artık yeni bir Türkiye var. AK Parti bunun siyasi aktörüdür” açıklamasında bulundu. Açılım sürecine ilişkin olarak “KCK ve Ergenekon davaları olmasaydı bu süreç ilerlemezdi” ifadesini kullanan Bolat, bu davaların uzamasının riskleri arttırdığını ayrıca Türkiye’deki değişimin kimse tarafından domine edilemediğini fakat değişimin devam ettiğini bununda olumlu bir süreç olduğunu belirtti.
 
“Kürtlerin Temel İddiaları Eşit Vatandaşlık ve Tanınırlıktır”
 
Ertuğrul Gürcan, temel hatanın Kürt halkı ile PKK’nın birbiriyle karıştırılması olduğunu belirterek “Türkiye’de hem bir Kürt sorunu var hem de bir PKK sorunu var” ifadesini kullandı. Kürtlerin temel iddialarının eşit vatandaşlık ve tanınırlık olduğunu vurguladı. Ayrıca hegemonyanın demokrasi lehine olmasının önemli bir avantaj sağladığını dolayısıyla atılacak adımlar konusunda korkmamak gerektiğini belirtti.
 
Çalıştay, katılımcıların ortaya çıkan farklı yaklaşımlara ilişkin değerlendirmelerde bulunmasıyla son buldu.
 
Haber-Yorum: Bedir Sala