Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
Türk Dış Politikası Almanya’da Tartışıldı
Son zamanlarda Türkiye’nin gerek bölgesinde gerekse de uluslararası düzeyde yürüttüğü dış politikası akademik platformlarda da önemli tartışma konularından biri haline gelmiştir. Özellikle ‘Sıfır Sorun’ politikası etrafında kavramsallaştıran Türkiye’nin yeni dış politikası ilgiyle izlenmekte ve tartışılmaktadır.
23 Ekim 2012 16:25
Bu kapsamda 18- 19 Ekim 2012 tarihinde Berlin’de Südosteuropa Gesselschaft ve Bundesakademia für Sicherheitspolitik tarafından 'Türk Dış Siyaseti: Değişen Bölgesel ve Küresel Komşuluklardaki Tehditler ve Fırsatlar' başlıklı bir uluslararası konferans düzenlendi.
 
SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın konuşmacı olarak katıldığı konferansa Türkiye’den ve farklı ülkelerden Türkiye’nin dış politikasını yakından izleyen birçok gazeteci, siyasetçi ve akademisyen katıldı. Türkiye’nin dış politikasında yeni tehditler ve yeni yaklaşımlar, Ak Parti hükümetinin dış politika stratejisi, Türkiye ve Arap Baharı ve Türkiye ve Batı ilişkilerinin geleceği konuları etrafında konuşmalar yapıldı.
 
 
Konuyla ilgili Yasin Aktay’ın 20 Ekim 2012 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan yazısı aşağıdadır.
 
Barışseverler, biraz da Esad'a anlatsalar ya

Türkiye'nin Suriye politikası bizde hala 'düne kadar beraber tatil yapacak kadar dost idik bir gecede nasıl düşman olduk' seviyesinde tartışılıyor. Türkiye'nin bir anda fetihçi hayallere kapılıp Suriye'ye seferler düzenlemek isteyen bir maceracılığa kapılmış olduğu düşünülüyor herhalde. O yüzden ortalık Türkiye'ye, Başbakana veya Davutoğlu'na savaşın fenalıklarını öğretmeye kalkan savaş-karşıtı romantik barışseverlerden geçilmiyor.
 
Bu barışseverlerin epey zamandır barışın hakiki düşmanı, her gün yüzlerce kişiyi devlet gücüyle sahip olduğu ağır silahlarla vahşice katleden Esad'ın nasıl durdurulabileceğine dair hiç bir şey söylememeleri hangi duyarlılığın bir işareti acaba. Öyle ya, şu anda savaşan, hem de kendi halkına karşı savaşan Türkiye değil Suriye devleti.
 
Türkiye'nin Suriye siyaseti Türkiye içinde bu düzeyde tartışıladursun, dünyada, Avrupa'da, Almanya'da, Türkiye'nin genelde dış siyaseti, özelde Suriye siyaseti büyük bir dikkat ve ilgiyle ele alınıp anlaşılmaya çalışılıyor. 1952 yılında kurulmuş olan Güneydoğu Asya Topluluğu (Südosteurope Gesellschaft) bünyesinde düzenlenen ve iki gün devam eden 'Türk Dış Siyaseti: Değişen Bölgesel ve Küresel Komşuluklardaki Tehditler ve Fırsatlar' başlıklı konferans bugünlerde Avrupa'nın birçok yerinde düzenlenen benzeri toplantılardan sadece bir tanesiydi.
 
Doğu ve Batı Almanya'nın birleşme müzakerelerinin yürütüldüğü salonda iki gün boyunca Türkiye'nin dış siyaseti bütün boyutlarıyla masaya yatırılırken, hiç bir yaklaşımda Türkiye'de sıklıkla rastladığımız türden bir yüzeysellikten eser görünmüyor. Buradan bakılınca Türkiye'nin izlediği siyasetin çok daha iyi anlaşıldığı izlenimine bile kapılıyor insan. Türkiye'nin Avrupa üzerinde Suriye konusundaki sessizliği dolayısıyla sergilediği baskı hissediliyor mesela. Burada savunma durumunda olansa Avrupa. Çünkü Libya'da durum bundan daha kötü değilken hemen müdahale kararı çıkarılıp bir telaşla Libya'ya müdahale edildi. O dönemde müdahalenin bir kara operasyonu ve bir işgal olarak gerçekleşmesi ancak Türkiye'nin NATO'yu öne sürmesiyle engellendi.
 
Aynı şekilde kitle imha silahlarına sahip olduğu yönünde uyduruk istihbarat bilgilerine dayanılarak Saddam'ın Irak'ı işgal edildi. Sonuçta kitle imha silahları bulunamadı ama Irak'ta bir milyona yakın insanın ölümüyle sonuçlanan ve sonuçta hiç kimseye yaramayan bir maceraya girişildi. Oysa Suriye'de Esad'ın kendisi sahip olduğu kimyasal silahları, gerektiğinde kullanabileceğini söyleyerek itiraf ediyor ve halkına karşı kendi devlet meşruiyetini iptal edecek şekilde savaşıyor. Buna karşılık Avrupa ülkeleri ve uluslararası toplum halen bir müdahale için gerekli şartların oluşup oluşmadığını anlatmak için bin dereden su getirmeye çalışırken savunmadan başka bir şey yapmıyor.
 
Toplantıya katılan ve Türkiye'yi yıllardır yakından izleyenlerden birisi, her şeye rağmen toplantıda ifade edilenlerin Türkiye'yi yeterince kavrayamadığını anlatırken, Türkiye'nin dış politikasını zannedildiğinden çok daha rasyonel ama o ölçüde yorumlanması zor, karmaşık ve başarılı bulduğunu söylüyor. Tabi hep olumlu şeyler söylemiyor olduğunu da kaydedeyim. Türkiye'nin AB ile gerek güvenlik gerek Suriyeli mültecilere yönelik insani yardım konusunda yeterince işbirliği imkanlarını değerlendirmiyor olduğu eleştirisini yapıyor mesela.
Bu arada AB'nin Türkiye konusunda kendi içinde yaşamakta olduğu kafa karışıklığı ve iç çelişkileri de Türkiye'nin dış politika seçeneklerini çeşitlendirmesini daha fazla anlaşılır kılıyor. Bu konuda Türkiye'nin arayışlarına karşı yöneltilen eleştiriler cılız kalmak durumunda kalıyor, çünkü bir yandan da Türkiye'nin Orta Doğu veya İslam dünyasındaki açılımlarından dolayı geniş bir nüfuz alanı oluşturuyor olduğu görülüyor. AB ile ilişkilerin daha iyi olduğu bir düzeyde Türkiye'nin ulaştığı bu nüfuz alanının aynı zamanda AB lehine değerlendirilmesi de, neden olmasın?
 
Suriye konusuna tekrar gelirsek, Türkiye'ye savaşın ne kadar kötü olduğunu kimsenin hatırlatmasına gerek yok aslında. En azından Türkiye'nin bu tür hatırlatmalara muhatap olması çok haksız, çünkü Türkiye hiç de savaşa can atıyor değil. Savaş ihtimalini düşünmek ve ona hazır olmak başka, savaşa can atmak, savaşı istemek başka bir şeydir. Türkiye'nin muhtemel bir savaşa hazır olduğunu, gerektiğinde kaçınmayabileceğini sergileyebilmesi, barışı tesis etmesinin de önkoşulu. Yoksa, Türkiye en zor zamanlarda, savaştan başka bir seçeneğin kalmadığının zannedildiği anlarda bile savaş-dışı mümkün ve makul seçenekleri bulup ortaya sürme konusunda herkesten çok daha fazla kendini kanıtlamış durumda.
 
Daha önce İran, Mısır, Suudi Arabistan ile birlikte başlatılan dörtlü inisiyatifin işlemeyeceğinin anlaşılması üzerine, başbakan Erdoğan'ın Bakü'deyken Ahmedinejad'la beklenmeyen bir görüşme yapması ve bu görüşmede farklı üçlü seçenekleri ifade etmesi, yeni diplomatik-siyasi seçenekler üretebilme kapasitesini gösteriyor. Çatışan taraflara, Kurban bayramına bir ateşkesle girme çağrısı da bu çerçevede değerlendirilmeli.
 
Türkiye, her şeye rağmen, hala savaş-dışı seçenekleri herkesten daha fazla üretme kaygısı taşıyor