Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
SDE’de Ekonomik Güvenlik Çalıştayı Gerçekleştirildi
Stratejik Düşünce Enstitüsü Ekonomi Programı Koordinatörlüğü tarafından “Ekonomik Güvenlik Çalıştayı” gerçekleştirildi. SDE fuaye salonunda 5 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen Çalıştayda, Gazi Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Görevlisi M. Levent Yılmaz, “Güvenlik Kavramına Yeni Bir Boyut; Ekonomik Güvenlik, Türkiye Ne Kadar Güvende?” ve Sermaye Piyasa Kurulu Uzmanı Ahmet Ötünç, “Uluslararası Sermaye Hareketlerinin Ulusal Güvenlik Bağlamında Değerlendirilmesi” konularında birer sunum yaptı.
10 Aralık 2012 16:01

Ekonomi literatürüne çalışılması gereken bir konu olarak yenilerde girmeye başlayan ‘Ekonomik Güvenlik’ kavramı ile ilgili bu sunumlar TCMB, SPK, MASAK, Maliye Bakanlığı, BDDK, Hazine, Kalkınma Bakanlığı, üniversiteler ve özel sektör katılımcıları tarafından tartışıldı ve öneriler dile getirildi. 

Ekonomik Güvenlik Kavramı ve Türkiye’nin Ekonomik Güvenliği
 
İlk konuşmacı Levent Yılmaz, bilgi ve iletişim teknolojilerinin hızının günümüze getirdiği yenilikleri vurgulamak amacıyla, “Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler dünyayı herkesin birbiri hakkında bilgi sahibi olduğu ve birbirini etkilediği kocaman bir köye dönüştürdü. Uydular dünyanın her yerini görüyor. Çin’deki bir işçinin yaptığı Yuan harcaması, Türkiye’deki dolar kuruna etki ediyor. Paranın bilgisayar üzerinden transferi ile Japonya’daki bir ev hanımı Türkiye’de hisse senedi alıp satabiliyor.” İfadelerini kullandı.
 
Yılmaz, devam eden değişimler neticesinde ekonomik savaşların da şekil değiştirmesini ve dünyanın en güvenli bölgesinin bile artık ekonomik savaş tehdidi altına girmesini şu sözlerle vurguladı:
 
“Artık ülkeler daha çok toprak değil, topraktaki ekonomik değere sahip olmak istiyorlar. Bu yeni yaklaşımın neticesi olarak askeri güç ile toprakları fethedip fiziki olarak ona sahip olmak gibi oldukça pahalı bir eylemin yerini, o toprakların kullanım hakkını sahip olma çabası almaya başladı. Örneğin, bir ülke için son derece önemli olan bir limanın içinde bulunduğu coğrafi bölgeye sahip olmaktansa, o limanın işletmecilik haklarına sahip olmak tercih edilen bir yaklaşım oldu.”
Bu açıklamalarının ardından Yılmaz, güvenlik kavramının sözlük anlamının “toplum yaşamında yasal düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi, emniyet ve devlet olarak örgütlenen bir toplumun düzen ve güvenilirlik içinde bulunması durumu” olduğunu dile getirdi.
 
‘Ekonomik Güvenlik’ kavramının tanımında ise halen daha bir uzlaşıya varılamamış olduğunu belirten Yılmaz konuşmasında yine de şöyle bir tanıma yer verdi:
 
“Ülkenin varlığının devamını sağlayan, onu ayakta tutan, halkına refah sağlayan ve kendisine de bölgesinde ve dünyada kuvvet veren bir ekonomisi olmak, bunun yanı sıra da stratejik ve ekonomik kaynakları kullanma yeteneğine sahip olma gücüdür. Bu güce zarar verecek veya bu gücün azalmasına yol açacak her şeyi riskler ve tehditler olarak alabiliriz.”
Yılmaz,  ‘Ekonomik Güvenlik’ kavramı çerçevesinde Türkiye’nin durumunu şöyle değerlendirdi:
 
“Ekonomik güvenlik konusu Türkiye açısından iki ana kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki Türkiye’nin jeostratejik konumundan kaynaklanan tehditler ve riskler, ikincisi ise Türkiye ekonomisinin kendi iç dinamiklerinden ve dış kaynaklı gelişmelerden oluşan tehdit ve risklerdir.
 
Türkiye’nin jeostratejik durumuna bakacak olursak, iki kıtayı sadece fiziki olarak değil aynı zamanda kültürel, ticari, politik ve ekonomik açıdan birbirine bağlamaktadır ve etrafındaki gelişmelerden de oldukça fazla etkilenmektedir. Dünya petrol rezervinin büyük bir kısmının hemen yanı başında olmak bölgede egemen olmak isteyen küresel güçler açısından dikkatli adımların atılmasını gerektiriyor. Diğer taraftan doğal gazın Avrupa’ya aktarılmasında Türkiye’nin bir koridor olabilme ihtimali de bu konudaki gelişmelerin çok dikkatli takip edilmesini gerektiriyor.”
 
Konuşmasında cari açığın önemli bir risk olduğu değerlendirmelerine parmak basan Yılmaz, demografik açıdan sahip olduğumuz genç nüfustan dolayı bir avantajımız olduğunu dile getirdi. Yılmaz sözlerini şu şekilde noktaladı:
“Unsurlar, etmenler ve nedenler ne olursa olsun, dünyada çıkan savaşların tamamının ekonomik kaynakların sahiplenilmesi amaçlı olduğu gereğinden yola çıkarak, ülkelerin ekonomik anlamda kendilerini güvende hissedecekleri bir sistem kurmaları gerekmektedir.”
 
Savaş ve Kriz Karşılaştırmasında Ekonomik Güvenlik
 
Yılmaz’ın sunumunun ardından SPK uzmanı Ahmet Ötünç’ün ‘Uluslararası Sermaye Hareketlerinin Ulusal Güvenlik Bağlamında Değerlendirilmesi’ isimli tez çalışmasına geçildi. Ötünç sunumun başında güvenlik kavramının tanımını şu şekilde yaptı:
 
“Devletin anayasal düzeninin, milli varlığının ve bütünlüğünün milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukun her türlü iç ve dış tehditlere karşı korunması ve kollanmasıdır.”
 
Çalışmasının içeriğinde savaşlar ile ekonomik krizlerin ülkelerin ekonomisine olan etkilerini inceleme yoluna giden Ötünç, ABD’nin Irak savaşının maliyetinin -eski Nobel ödülü sahibi Joseph E. Stiglitz’in bir makalesine atıfta bulunarak- GSMH’ya oranının yüzde 7,6 ile yüzde 15,3 arasında olduğunu belirtti. Diğer taraftan örnek olarak Meksika ve Doğu Asya’da yaşanan ekonomik krizleri veren Ötünç bu krizlerin maliyetinin GSMH’ya oranının ise yüzde 7,4 ile yüzde 20 arasında olduğunu söyledi. Bu da göstermektedir ki, savaşların ve finansal krizlerin maliyetleri hemen hemen aynıdır. Ötünç, Türkiye için ise terörün verdiği zarar ile 1994 ve 2001 krizlerinin verdiği zararı şöyle karşılaştırdı:
 
“Terörle mücadelenin GSMH toplamına etkisi yüzde 24 civarında, 1994 ve 2001 krizlerinin en etkili olduğu yıllara baktığımızda GSMH’ye maliyeti yüzde 26 civarındadır. Bu örneklerden şu sonuçlara gidebiliriz.
 
1- Finansal krizler doğrudan ekonomik etkileri bakımından savaşlarla aynı etkiyi doğuruyorlar.
2- Ulusal güvenlik anlamında finansal kriz ihtimalleri de savaş tehditleri kadar ciddiye alınmalıdır.”
Vardığı bu iki sonuçtan yola çıkarak Ötünç aşağıdaki önerileri dile getirdi:
1- Milli güvenlik mevzuatında finansal krizler de yer almalıdır.
2- Kurumsal yapılanmalarda ekonomik güvenlik birimleri oluşturulmalıdır.
3- Sermaye piyasalarında ekonomik istihbarat gerçekleştirilmelidir.
4- Merkezi kayıt kuruluşu iyi çalışmalıdır.
5- Savaş oyunları gibi finansal kriz oyunları üzerinde de çalışılmalıdır.
 
Sunumların ardından Çalıştay soru cevap ve yorumlarla noktalandı.
 
(Onur Olgun, SDE Asistanı)