Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
“Para Politikası, Finansal İstikrar ve Enflasyon Hedeflemesi” Paneli
Türkiye Ekonomi Kurumu’nun (TEK) 1 – 3 Kasım 2012 tarihleri arasında Çeşme Altınyunus Resort Oteli’nde gerçekleştirdiği “Borç Dinamikleri, Finansal İstikrarsızlık ve Büyük Durgunluk” Konferansı kapsamında Stratejik Düşünce Enstitüsü Ekonomi Programı Koordinatörlüğü 3 Kasım 2012 tarihinde “Para Politikası, Finansal İstikrar ve Enflasyon Hedeflemesi” başlığında bir oturum gerçekleştirdi.
06 Kasım 2012 17:18
 
 
 
 
 
Ege Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Özlem Önder’in yönettiği oturuma Kırklareli Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim görevlilerinden Yrd. Doç. Dr. Ali Arı, TOBB Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim görevlilerinden Yrd. Doç. Dr. Bedri Kamil Onur Taş ve Gazi Üniversitesi İktisat Bölümü araştırma görevlilerinden Hande Sevgi sundukları tebliğler ile katkıda bulundular. Ayrıca Bloomberg HT genel yayın yönetmeni ve İstanbul Ticaret Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Kerem Alkin oturumda tartışmacı olarak yer almıştır.
 
Enflasyonu Etkileyen Faktörler
 
Oturumun ilk konuşmacısı Arı “Türkiye Ekonomisinde Enflasyon Dinamikleri” başlıklı tebliğinde çeşitli verilerin enflasyona olan etkisini aktarmıştır. 1990 - 2011, 1990 – 2001 ve 2002 – 2011 dönemlerini ayrı ayrı inceleyen Arı, şu sonuçlara varmıştır:
 
- İncelenen 3 dönem için de bütçe açıkları enflasyonu pozitif yönde etkilemiştir.
 
- Yabancı para / M2 oranı 1990 – 2011 ve 1990 – 2001 dönemleri için enflasyon ile anlamlı bir ilişki sergilerken 2002 – 2011 döneminde ilişki istatistiki olarak anlamlı değildir.
 
- İthal mallarındaki fiyat artışının her 3 dönemde de enflasyon artışında önemli bir rolü olmuştur.
 
- Sanayi üretim endeksi artışının ise, 1990 – 2011 döneminde enflasyonu azalttığı, 1990 - 2001 döneminde arttırdığı ve 2002 – 2011 döneminde ise azalttığı bulgusuna ulaşılmıştır.
 
- Para arzı (M1) artışının 1990 – 2011 ve 1990 – 2001 dönemleri için enflasyonu arttırıcı bir etkisi olmuştur. Fakat 2002 – 2011 döneminde enflasyonist olmadığı görülmüştür.
 
- İşsizlik oranındaki artış 1990 – 2011 döneminde enflasyonu arttırıcı yönde olurken, 1990 – 2001 ve 2002 – 2011 dönemlerinde enflasyonu azaltıcı yönde olmuştur.
 
- Reel kur artışları 3 dönemde de enflasyonu arttırmıştır.
 
Enflasyon Hedefi İçin Faiz Oranı Önemli
 
Oturumun ikinci konuşmacısı Taş, “Değişken Enflasyon Hedefleri ve Enflasyon Hedeflemesi Başarısının İlişkisi” başlıklı çalışmasının gerekçesi olarak enflasyon hedeflemesinin çeşitli ülkeler tarafından uygulanıyor olmasına rağmen bunlardan bazılarının başarılı bazılarının ise başarısız olmasının altında yatan sebeplerin incelenmesinin önemli olduğunu göstermektedir. Taş’a göre bu bağlamda aşağıdaki üç soruya cevap aranmalıdır:
 
1. Enflasyon hedeflemesi uygulayan ülkeler faizleri hedeflere uygun belirliyor mu?
 
2. Hedeflere uyan merkez bankaları daha başarılı oluyor mu?
 
3. Neden enflasyon hedeflemesi yapan bazı merkez bankaları zaman içinde hedeflerini değiştiriyorlar?
 
Enflasyon hedeflemesi yapan 17 ülke için yaptığı çalışmada Taş, başarısız olan ülkelerin faizleri hedeflere uygun olarak belirlemeyen ülkeler olduğunu görmüştür. Bu ülkeler gerçekleşen enflasyon yükseldikçe faizleri yükseltmek yerine kendi içsel enflasyon oranlarını yükseltmeyi tercih etmektedirler. Oysa Türkiye gibi hedefleri takip ederken faiz oranı aracını doğru bir biçimde kullanan ülkeler başarılı olabiliyorlar, hedeften sapmalarına gerek kalmıyor.  
 
Para Politikası Yeterli Değil
 
Oturumun son konuşmacısı Sevgi, “Para Politikası, Makro-İhtiyati Politikalar ve Kredi Genişlemesi İlişkisi”başlıklı tebliğine 2008 krizinin fiyat istikrarının sağlanması için geleneksel olarak uygulanan para politikalarının tek başına yeterli olmadığını gösterdiğini belirterek başlamıştır. Sevgi’ye göre fiyat istikrarının yanında finansal istikrarın da sağlanması gereğinin ortaya çıkmasıyla makro-ihtiyati politikalar önem kazanmıştır. Bu bağlamda Sevgi, T.C Merkez Bankası’nın da yeni politika bileşeni olarak politika faiz oranlarının yanında zorunlu karşılık oranları ve faiz koridoru uygulamasına geçtiğini hatırlatmıştır. Sevgi, bunların hedefinin ise kısa vadeli sermaye girişlerini ve kredi genişlemesini kontrol etmek için olduğunu dile getirmiştir.
 
Siyasiler Bağımsız Merkez Bankası’ndan Hoşlanmazlar
 
Oturumun sonunda tartışmacı olarak davet edilen Alkin tebliğler hakkında aşağıdaki değerlendirmelerde bulunmuştur:
 
“Finansal istikrar konusunun uluslararası literatürde en ilgi çekici konu başlığı olduğunu ifade etmek gerekir. Merkez bankalarının temel fonksiyonlarıyla ilgili olarak önemli tartışmalar söz konusu. Çok az sayıda akademisyen finansal istikrar konusunun merkez bankası tarafından yüklenilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu son küresel krizle birlikte literatürde merkez bankalarının genel politikaları ve genel fonksiyonları itibariyle finansal istikrar riski ile ilgili olarak da misyon üstlenmeleri gerektiği hususu biraz daha öne çıktı.
 
Bunun dışında literatürde enflasyon hedefi modeli ile ilgili büyük bir tartışma konusu da, manşet enflasyon boyutu itibariyle, nereye geldikten sonra enflasyon hedefine bir model olarak geçilebileceği. Burada literatürde bir grup akademisyen yıllıklandırılmış manşet enflasyonun %5 düzeyine geldikten sonra enflasyon hedeflemesine geçişin daha başarılı olduğunu vurgulamakta. Ancak %7 ve üzerinde yıllıklandırılmış manşet enflasyon düzeyinde enflasyon hedeflemesi modeline geçilirse, beklenen ölçüde sonuç vermediği söylenir. Sanıyorum T.C Merkez Bankası dahil 23 ülke enflasyon hedeflemesi modeli uygulamakta ve orta vadede bakıldığı zaman fiyat istikrarı açısından enflasyon hedefleme modeli şu anda en net sonuç vermiş model olarak gözüküyor.
 
Tabi ülkelerde enflasyon hedeflemesi modelinin tam anlamıyla uygulanmasına siyasiler imkan verirse. Genellikle merkez bankaları bir modelin nasıl uygulanması gerektiğini biliyorlar fakat çok karışık siyasi ve ekonomik bir denklem var ve dünyadaki hiçbir merkez bankasının bu anlamda tam bağımsız olduğunu söyleyemeyiz. Bir noktadan sonra dünyanın en gelişmiş ekonomilerinde bile siyasetçiler çok fazla bağımsız bir merkez bankasından hoşlanmıyor. Bunun için bir şey diyemeseler de hoşlanmadıklarını çeşitli söylemlerle hissettiriyorlar. TCMB bu konuda birçok merkez bankasından daha şanslı sayılabilir. Farklı politikaları deneyebiliyor.”
 
Oturum katılımcıların sorularına cevap verilmesiyle son buldu.
 
SUNUMLAR
 
 
(Onur Olgun, SDE Asistanı)