Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
“İnsan Hakları: Gelişmeler ve Beklentiler” Paneli
Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde 6 Şubat 2013 tarihinde Türkiye İnsan Hakları hareketinin yakından tanıdığı Selvet Çetin’in “10 Yıllık Reform Döneminde İnsan Hakları: Gelişmeler ve Beklentiler” adı ile hazırladığı analize ilişkin bir panel düzenlendi. SDE İç Politika ve Demokratikleşme Koordinatörü Dr. Murat Yılmaz’ın moderatörlüğünde yapılan panele konuşmacı olarak TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün, Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez ve analizi hazırlayan Selvet Çetin katıldı.
06 Şubat 2013 14:39

 

 

 

Geleceğe Umutla Bakabileceğiz
 
Panelin açılışını yapan Dr. Murat Yılmaz Türkiye’deki hak ihlallerindeki sivil mücadelelere ve faaliyetlere ilişkin kısa bir değerlendirme yaptı. Türkiye’deki insan hakları mücadelesinin bugün müşterek hareket edebilme açısından belli bir birikime ve tecrübeye ulaştığını vurgulayarak bunun demokrasi ve insan hakları alanında Türkiye’nin bu konuda ileri adım atmasına yol açtığını belirtti. Darbe dönemlerinde, 1980 sonrası Doğu ve Güneydoğu’da ve 28 Şubat dönemindeki hak ihlallerine bakıldığında günümüzde Türkiye’nin neredeyse lig atladığını söylemenin mümkün olduğunu ancak bunun her şeyin dört dörtlük olduğu anlamına gelmediğini fakat yaşanan gelişmelerin geleceğe umutla bakmamıza neden olduğunu ifade etti.
 
Analiz, Hükümetin İnsan Hakları Politikalarının Değerlendirilmesidir
 
Yılmaz’dan sonra analizi hazırlayan Selvet Çetin söz aldı. Çetin hazırladığı analizin kısa bir sonumu yaptı. Çalışmanın AK Parti hükümetlerinin son on yıldaki hukuki ve yasal düzenlemelerinin bir değerlendirmesi niteliğinde olduğunu belirterek bu konuda analizi hazırlarken AK Parti’nin gerek 2023 vizyonu gerekse de toplumsal beklentiler dikkate alınarak eleştirilere de yer verdiğini ifade etti.
 
Çetin, analizin sunumunda “2002 yılında gerçekleşen iktidar değişikliği ile birlikte hukukun üstünlüğünün tam olarak yasal koruma altına alınması ve temel hak ve özgürlüklere dayalı bir siyasal-toplumsal yapının kurulması yönünde son derece elverişli bir ortama zemin hazırlamıştır. AK Parti’nin insan hakları politikasının ilk yılları kamu yönetimi reformu alanında yapılan bir dizi yasal düzenlemeyle geçmiş, sonraki dönemde ise insan haklarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesine ilişkin kurumsallaşma çalışmaları ağırlık kazanmıştır. Bu çalışmada, AK Parti hükümetlerinin Türkiye’deki insan hakları rejimine yön veren yasal düzenlemelerine yer verilecek, uygulamadan doğan çeşitli sorunlardan hareketle gelecek dönemde gerçekleşmesi istenen beklentilere değinilecektir” açıklamasında bulundu.
 
İnsan Hakları Konusunda Zihniyet Değişimi Yaşandı
 
Çetin’den sonra konuşan Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez “2000li yıllarda aynı zamanda insan hakları konusunda Türkiye’de bir zihniyet değişimi” yaşandığına değinen Hakyemez, 1990lı yıllardaki insan hakları mücadelesi, Kopenhag Kriterleri, küreselleşme ile dünyanın farklı yerlerindeki uygulamalardan haberdar olmanın etkisiyle oluşan bilinçlenme bu zihniyet değişimini ortaya çıkartan faktörler olduğunu belirtti. Hakyemez konuşmasında şu açıklamalarda bulundu:
 
“2000’li, yıllar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önemli değişim ve dönüşümlerin kendini gösterdiği yıllar. Demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve özgürlükler konusundan önemli dönüşümlere şahit olduk. Aslında demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları gibi konulara en esaslı vurgunun 1961 Anayasası’nda yapıldığı birçok akademisyen ve entelektüel tarafından tekrar edilen bir konudur. Ancak 2000’li yıllarda ülkenin yaşadığı çıkmazlar bu vurgunun sahte bir vurgu olduğunu gösterdi. Sistemin içine düştüğü çıkmazlar bunu gösterdi.  Çünkü 1961 Anayasası anlaşıldı ki imtiyazlı bir sınıfın bir zümrenin ihtiyaçları için dizayn edilmişti. Özünde ciddi bir vesayetçilik barındırıyordu.
 
2001’de yapılan değişimler insan hakları gelişimi için çok önemli olsa da vesayetçi sistemin defansı ile karşılaşıldı. Bu olumlu gelişmeler etkisini gösteremedi. İmtiyazlı sınıflar konumlarını korumaya devam ettiler. Anayasa Mahkemesi ve yüksek yargı imtiyazlı konumda olanları koruması, vesayetçiliği devam ettiren kararlarını neredeyse 2010’a kadar devam ettirdi.
 
2004’de yaşanan gelişmeler de önemli idi. Yapılan değişiklik ile Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları sözleşmelerinin uygulanması gerekiyordu. Ancak özellikle yüksek mahkemelerin bunları kararlı bir biçimde uygulamadıklarını gördük.
 
2010’da anayasa değişikliği yargı vesayetine darbe vurdu. “Yetmez ama evet” diyerek Türkiye toplumu bu tür girişimlere darbe vurdu. HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısı daha çoğulcu bir hale geldi. HSYK’nın yapısı değişince yüksek yargının da yapısı değişti. Vesayetçi yargı bürokrasisi yerini daha çoğulcu bir yapıya bıraktı. Artık yüksek mahkemelerin daha özgürlükçü kararlar verdiğini görmekteyiz.
 
Kurumsal açıdan da değişiklikler oldu. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun açılması. Bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesi’ni birey vatandaş lehine geliştireceğini düşünüyorum. Sonrasında Türkiye İnsan Hakları Kurumu ve Kamu Denetçiliği Kurumu da insan hakları konusunda diğer gelişmeler. Bunlar bir taraftan kamu kurumları ama harcama yetkisine sahip özerk kamu kurumları. Diğer yandan bunların muhatapları STK’lar. Bunlar sivil toplumla hareket edecek ancak devlette muhatapları olacak.
 
Ancak bu kurumların uygulamada insan hakları konusunda gerçekten büyük bir farkındalık yarattıklarını görmek için biraz zamana ihtiyaç var. Türkiye’nin insan hakları konusundan geldiği bu noktada bazı tarihsel anları tespit etmek gerekir. Bunlardan ilki AİHM kararlarının kabul edilmesidir. AİHM kararları iç hukukumuzda insan hakları konusunda önemli gelişmelerin olmasını sağlamıştır.
 
İkinci tarihsel an Türkiye’nin AB ile ilişkiler konusunda Kopenhag kriterleridir. Bu Türkiye’de insan hakları konusunda çok önemli bir gelişme olmuştur.
 
Aynı dönemde dünyanın globalleşmesi ile yaşanan gelişmeler artık dünyayı daha küçük hale getirdi. Ülkelerin kendi içlerinde yaşanan gelişmeler sadece kendilerini ilgilendiren birer konu olmaktan çıkmıştır. Bu durum insan hakları konusunda bir bilinçlenmeye yol açtı.”
 
İşkenceye Sıfır Tolerans Gösteren Bir Yapıdayız
 
Hakyemez’den sonra TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün sözü aldı. TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun faaliyetleri ve çalışmaları hakkında kısa bir bilgi veren Üstün, 2012 yılının insan hakları için kurumsallaşma yılı olduğunu vurgulayarak şu açıklamalarda bulundu:
 
“Türkiye 1990’ların başından bu güne insan hakları konusundan büyük gelişme yaşadı. Meclis İnsan Hakları Komisyonu kurulduğunda karşısından muhatap bulamıyor, ciddiye alınmıyordu. Çok uzak değil daha 2000 yılında İstanbul’da bir karakolda Filistin askısı bulunuyor ve İnsan Hakları Komisyon Başkan’ı tarafından tutanakla alınıp meclise getiriliyordu. Hatta benden önce bu kurulun başkanlığını yapan Zafer Üskül Hoca’nın en önemli konusu askeri cezaevlerinin denetlenebilmesi idi.
 
Şimdi bu gelişmeler çok geride kalmış gibi görünüyor. Komisyon gittiği bir kentteki tüm ceza evlerini denetleyebiliyor. Bunlara askeri cezaevleri de dahil. Tüm karakollar kamera ile kayıt altına alınıyor, böylece insan haklarına aykırı davranışlar hemen tespit edilebiliyor.
 
AB ilerleme raporlarında 10 paragraf insan hakları komisyonunun faaliyetlerinden bahsediliyor. Bunların dokuzunda olumlu gelişmeler paylaşılmakta sadece bir paragrafta Türkiye insan hakları komisyonunun oluşturulmasının demokratik süreçlerden yoksun olduğu belirtiliyordu. Oysa Avrupa’daki diğer örnekleri ile AB büyükelçisi ile görüştüğümüzde maddi bir hata olduğunu kabul etti.
 
Artık Türkiye olarak dünyadaki olumlu insan hakları gelişmelerinin gerisinde kalmak istemiyoruz. Hem karakol hem de hapishanelerde kaba kuvvete dayalı işkencelerden kurtulduk. İşkenceye sıfır tolerans gösteren bir yapıdayız. Artık karakollarda yaşanan tokat olaylarının bile takipçisiyiz. Ne olursa olsun kötü davranışa asla müsaade edilmemesini istiyoruz.
 
Asker intiharları da kamuoyunun gündemine taşıdık. Artık komisyon için ilgi alanının dışında kalan bir imtiyazlı grup ya da zümre yok. Komisyonun sadece denetim yetkisi varken dünyadaki örneklerden yola çıkarak bu komisyonun artık bir yasama komisyonu olarak çalışması gerektiğini söyledik ve bunu gerçekleştirdik.  Ayrıca komisyon göç yasası gibi önemli konular üzerine de çalışıyor.
 
İşimizi iyi yapmaya özen gösteriyoruz. Hedefimiz Türkiye’nin insan hakları konusunda dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olması ve öyle kalmasıdır.”
 
Konuşmacılardan sonra panel soru cevap kısmıyla son buldu.
 
Selvet Çetin tarafından hazırlanan analiz: