Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
“Fransa’nın Mali Müdahalesi”
Stratejik Düşünce Enstitüsü tarafından 31 Ocak 2013 tarihinde “Afrika’da Son Gelişmeler Işığında Mali Müdahalesi” adı altında bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirildi. SDE Dış Politika Koordinatörü Prof. Dr. Birol Akgün’ün moderatörlüğünde gerçekleşen toplantıya konuşmacı olarak bölgeyi yakından tanıyan Arab Ligi Türkiye Misyon Şefi Büyükelçi Mohamed El Fatah Naciri katıldı.
01 Şubat 2013 11:09

 

 

 

Naciri, yaptığı konuşmada genel olarak şu konulara değindi.

İkinci bir soğuk savaş yaşanıyor
 
“Mali ve Afrika’dan bahsetmeden önce biraz küresel meselelere bakmak gerekiyor. Bugün küresel anlamda ikinci bir soğuk savaş yaşanıyor. Afganistan ve Irak’ta yaşananlar, Irak’ta yaşananlar, BM’nin barış ve güvenliği sağlamada başarısız olması, ABD ve Avrupa’nın gerilemesi, Asya’da yükselen yeni güçler bize küresel bir dönüşümün söz konusu olduğunu gösteriyor. ABD ve Avrupa’nın yaşlanmasıyla çeşitli üçüncü dünya ülkelerine müdahalelerinde çok daha sınırlı kuvvetlerle müdahale etmeye başladıklarını görüyoruz. Daha az asker, daha az güç kullanılıyor ve müdahalelerde daha çok havadan, istihbarat ve lojistik destek çerçevesinde müdahale ediyorlar ve bu da sorunu çözmeye yönelik değil soruna bir başka boyut kazandırmaya yönelik müdahaleler haline geliyor.
 
Dünya iki kutupluluktan tek kutupluluğa evrildi, tek kutuplu dünyada ABD’ye karşı başka küresel güçler yükselmeye başladı yani ABD bu tek kutuplu düzeni devam ettiremedi. Afrika özelinde değerlendirdiğimizde ise tespit etmemiz gereken bir husus var. Dünyada iki İslamî trend yükselişi var. Bunlardan birisi siyasal İslâm diğeri ise dinsel fanatizmdir. Bunlar birbirlerinden farklı şeylerdir. Fransa kendisince bu aşırıcılığı durdurmak için Mali’ye girdi fakat bunun bir zafer olduğunu söyleyemeyiz. Afganistan’da ve Irak’ta gördüğümüz gibi askerî bir müdahaleyle yükselen bir düşünce sistemini çökertmek mümkün değil. Bunun çözümünün daha siyasal olması gerekir.
 
Tuareg meselesi Afrika’da önemli bir mesele
 
Afrika’da sömürgeciler sınırları kendi ihtiyaçlarına göre çizmişlerdi. Bu sınırlar etnik veya dinsel herhangi bir değeri dikkate almadan çizilmişti dolayısıyla buradaki ülkelerin kuruluşunda da bir milliyetçilik unsuru bulunmuyor. Özellikle de Mali’de. Örneğin Mali’de Araplar, Tuaregler ve diğer Afrikalı kabileler bulunur fakat Tuareg meselesi Mali’de kuruluşundan beri devam eden bir meseledir. Mali kurulurken Tuaregler Fransa ile görüşüp etnisite temelinde bir devlet kurulmasını istemişlerdi fakat Fransızlar bunu kabul etmemişlerdi. Dolayısıyla Tuaregler bugün Nijer’de, Libya’da, Mali’de ve Cezayir’de olmak üzere Kuzey Afrika ülkelerine dağılmış durumdadırlar. Mali’de Tuaregler yaptıkları darbeyle bağımsızlıklarını ilân etmeye çalıştılar ancak bu durum sadece bir dinsel fanatizmle yapılıyor gibi lanse ediliyor batı medyası tarafından. Halbuki Tuareg meselesi 60’lardan beri devam eden bir meseledir. Mali’de ikinci sınıf vatandaşlar gibi muamele gördükleri için Tuareglerin çıkışı daha çok Mali’de oldu. Ayrıca Kaddafi döneminde özellikle muhaliflerle sürdürülen savaş sırasında Libya tarafından Mali’deki Tuarekler silahlandırıldı ancak Kaddafi sonrasında bu silahlar kontrol dışında ve Tuareglerde kaldı ve Mali’ye dönen bu silahlı gruplar bir istikrarsızlık durumu yarattılar.
 
Tuareg meselesi Afrika’da önemli bir meseledir ve batılı ülkelerin yapması gereken daha ılımlı gruplarla görüşerek siyasal çözüm bulmalıdır. Fransa’nın Mali müdahalesine gelince iki unsurun dikkat çektiği görülmektedir. Mali’de altın var ve Mali jeo-stratejik açıdan çok önemli bir yerde bulunuyor. Bu yüzden şu anda batı Afrika’da yaşanan gelişmelerle 90lı yıllarda Cezayir’de yaşanan gelişmeler arasında bir bağlantı olmadığını söylemek yanlış olur. Fransa ve Mali ordusu bölgede bazı yerleri kontrol altına aldıklarını iddia ediyorlar ama bu bilgi akışında bir şeffaflık söz konusu değil. Mali gibi ülkelerde bir başka sorun da kolonyal güçler gittikten sonra bu ülkeler yine kolonyal güçlere bağlı rejimler olarak varlıklarını sürdürdüler. Bu da birçok üçüncü dünya ülkesinde “başarısız devlet” denilen ülkelerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Mali de çok demokratik bir ülke gibi gösterilirken aslında durum böyle değildi. Batılı ülkelerin böyle göstermesinin sebebi kendi yatırımlarını güvence altına alabilmekti. Örneğin Fransa’nın Mali’ye yönelik bu kapsamdaki müdahaleleri kendisine bağlı zenginleri daha da zenginleştirirken fakirleri daha da fakirleştiriyordu.
 
Liberal demokrasiler tek örnek değil
 
Şu anda Mali’deki risk Fransa’nın Mali’nin kuzeyini ele geçirmesi değil diğer bütün Afrika ülkelerinin bu sorunla karşı karşıya olmalarıdır. Mali fakir bir ülkedir ama bu bölgedeki yabancı müdahaleleri genellikle menfaat merkezli olmaktadır. Mali’de altın rezervleri ve jeo-stratejik konumu, Nijer bir uranyum merkezi, Nijerya bir petrol merkezi... Dolayısıyla dış güçler eliyle çözülmeye çalışılan bu sorunların arkasında bir menfaat ekseni de söz konusu. Batılı ülkeler sömürgecilikten beri bu bölgelerde menfaatlerinden başka bir şeyi zaten dikkate almadılar. Toplumsal hiçbir soruna menfaatlerini korumak amacı dışında eğilmediler.
 
Bugün düşünülmesi gereken önemli nokta yükselen fanatizmle ilgili ne yapmamız gerektiğidir. Bin Ladin öldürüldüğünde terör sorunu bitmedi. Ilımlı kesimlerle de görüşmeli ve sorunları mütalaa etmeliyiz. Yabancı müdahalenin Afrika ülkeleri tarafından olmazsa olmaz olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.
 
Mali ve Orta Afrika ülkelerindeki sorunlara uzun vadeli çözümler, sorunlara yönelik kurumlar oluşturulması ve bu kurumların ilgili sorunlara çözüm aramalarıyla mümkün olabilir. Netice’de Mali’deki sorun da sadece Tuareglerin bir bağımsızlık ilân etmeleri meselesi değildir. Aynı zamanda Tuaregler toplumun ekonomik, siyasal bütün alanlarına entegre olma çabası içerisindeler. Batı Afrika ülkelerinin ortak ordularının olması ve ortak operasyon yapabilmeleri önemli bir şeydir fakat bu tür bir menfaat merkezli müdahaleden ziyade uyuşturucu, silah, insan kaçakçılığını durdurmak için çeşitli operasyonlar yapmalılar.
 
Üzerinde durulması gereken son nokta Fukuyama’nın bahsettiği gibi liberal demokrasilerin tek bir örnek olarak bütün dünyaya uygulanabilir olmadığıdır. Her ülkenin kendine göre bir geçmişi ve yönetim anlayışı vardır”.
 
Büyükelçi Naciri’in konuşmasından sonra toplantı soru-cevap kısmıyla son buldu.