Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr

Kuzey Kore Zirvesi: Yarımadada Barış Mümkün mü?

Hatice ÇELİK
16 Mayıs 2018 14:18

Dr. Hatice Çelik

Kore Yarımadasında son aylarda yaşanan gelişmeler bütün dünyanın gözünü bu küçük ama son derece stratejik bir konumda olan coğrafyaya çevirmesine neden olmuştur. Dört büyük gücün; Çin Halk Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Japonya, siyasi çıkarlarının kesiştiği alanda yer alan bu yarımada 1953’te ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla savaşa ara vermiştir fakat barış anlaşmasının imzalanmamış olması bölgesel ve küresel anlamda tedirginlik yaratmaya devam etmiştir. Bu bağlamda Kore sorunu, Soğuk Savaş’tan günümüze kalan en büyük olumsuzluklardan biridir.

Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak göreve gelmesinden itibaren (Kasım 2016) Kore Yarımadasında tansiyon neredeyse hiç düşmedi. Kim Jong-un’un (Aralık 2011’de göreve başladı) da Trump’ın açıklamalarına aynı sertlikle karşılık vermesiyle düzenli bir şekilde gerilim sarmalı içinde girilmişti.

Güney Kore’de gerçekleştirilen Kış Olimpiyatları’na Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un’un kızkardeşi Kim Yo Jong’un katılması iki ülke arasındaki yüksek tansiyonun düşmeye başladığı sürecin başlangıç noktası olarak görülebilir. Kış Olimpiyatlarını takip eden süreçte Kuzey Kore ve Güney Kore liderlerinin 27 Nisan’da Panmunjom kasabasında bir araya gelmeleri adada huzurun ve barışın yeniden hakim olacağına yönelik umutları yeşertmiştir. Bu zirveyi daha sağlıklı analiz edebilmek için daha önce iki kez gerçekleşen zirvelere bakmak faydalı olacaktır.

2000 ve 2007’deki Zirveler

İki ülke arasındaki ilk zirve 13-15 Haziran 2000 tarihinde Kuzey Kore’nin başkenti Pyonyang’ta gerçekleşmişti. Güney Kore Cumhurbaşkanı Kim Dae-jung Kuzey Kore Lideri Kim Jong-il ile görüşmüş ve bu görüşme Günışığı Politikası’nın (Sunshine Policy olarak bilinen bu politika ile Kuzey Kore’ye öncelikle ekonomik işbirliği ve yardım alanları üzerinden gidilerek yakınlaşmanın sağlanması hedeflenmişti) ulaştığı en son aşama olarak algılanmıştı. Zirve sonrasında yapılan ortak açıklamada iki taraf da birleşmeye dair planlarını açıklamış; ancak birleşmeden kasdedilenin geniş yapıda bir federasyon olduğu fikri vurgulanmıştır. Bir başka deyişle iki tarafın da önerisi Güney ve Kuzey’deki hükümetlerin varlığının devam ettirileceği bir yönetim şekli olarak ifade edilmiştir. 1972 Mayıs ayını başında ve sonunda iki ülkenin istihbarat ve üst düzey bürokratlarının yaptığı görüşmelerde barışçıl bir birleşmenin mümnkün olan en kısa sürede gerçekleştirilmesi için gerekli adımların atılacağı yönünde ortak karara varılmıştı ancak liderler 2000 yılında bir araya geldiklerinde aradan 28 yıl geçmiş olmasına karşın bu hedefe yaklaşamadıklarını vurgulamak zorunda kalmışlardır. 1972 yılındaki deklarasyonda vurgulanan birçok nokta örneğin birleşmenin yabancı güçlerden bağımsız şekilde gerçekleşmesi arzusu 2000 yılında yapılan ortak açıklamada tekrarlanmıştır. Bu görüşme sonrasında her ne kadar iki ülke birleşememiş olsa da bazı olumlu adımlar da atılmıştır. Savaş sırasında ayrı düşen ailelerin bir araya getirilebilmeleri ve Kuzey Kore sınırındaki Kaesong bölgesinde ekonomik bir bölge oluşturulması ve Kuzey Koreli vatandaşlara istihdam sağlanması bunlardan bazılarıdır. Bu noktaları içinde barındıran ortak açıklamanın 15 Haziran 2000 tarihinde yapılmasından ötürü bu açıklama sıklıkla 15 Haziran Bidirisi olarak anılmaktadır. Bu zirvenin ardından ortaya çıkan önemli bir nokta ise Güney Kore hükümetinin Kuzey Kore’ye 200 milyon dolar ödeme yapmasıydı.

2007 Zirvesine bakacak olursak Güney Kore’nin şu anki Cumhurbaşkanı Moon, 2007’deki zirvede o dönem Cumhurbaşkanı olan Roh Moo-hyun’un başkanlık sekreteydi ve bütün hazırlıklarla yakından ilgilenmişti. Hatta Mayıs 2017’de Güney Kore’de yapılan seçimde kapmnya dönemi süresince (Park Geun-hye’nin yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma suçlarından görevden alınmasını takip eden seçim) Kuzey Kore’yle olan ilişkilerde eski mevkidaşları olan Kim Dae-jung ve Roh Moo-hun’undan bayrağı devralacağını da dile getirmiş ve Kuzey Kore’ye karşı ılımlı ve işbiriliğine dayalı bir yaklaşım içinde bulunacağını vaad etmişti. Sözünü tutan Moon Jae-in üçüncü Kore zirvesinin de mimarı olmuştur. 2007 zirvesinden sonra taraflar yaptıkları ortak basın açıklamasında 15 Haziran bildirisini esas aldıklarını belirttiler.  Buna ek olarak 4 Ekim 2007’de bir barış bildirisi imzaladılar. Bu bildiride 8 madde bulunmaktaydı. Temel olarak; iki ülkenin birbirlerinin içişlerine müdahale etmemesi, birleşmenin barışçıl yollarla ve dış güçlerden bağımsız gerçekleşmesi, yarımadadaki askeri gerilimin düşürülmesi, ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi, kültür, sanat, spor ve eğitim alanlarında işbirliğinin daha da derinleştirilmesi, başbakan düzeyindeki görüşmelerin de en kısa zamanda gerçekleştirilmesi hususlarında hemfikir olduklarını beyan etmişlerdi. Ancak bunlardan birçoğu Kuzey Kore’nin nükleer silah geliştirme programına devam etmesi nedeniyle yeterince hayata geçirilemedi.

Çin’in Yaptırım Kararı

Çin Ticaret Bakanlığı 5 Ocak 2018 tarihinde aldığı kararla Kuzey Kore’ye ham petrol ve petrol türevi ürünlerin ihracına sınırlama getireceğini açıkladı. Bu kararın arkasında Kuzey Kore’nin son dönemde artan nükleer faaliyetleri bulunmaktaydı; hatta Çin, 2017 yılı Kasım ayı boyunca Kuzey Kore’ye hiç bir petrol ve petrol ürünü ihraç etmemiş, ve bu ambargo Birleşmiş Millletler kısıtlamalarının bile ötesine geçmiştir. En yakın müttefiki olan Çin’den böyle bir uygulama gören Kuzey Kore’nin müzakere masasına oturmak istemesinde bu karar oldukça kritik bir rol oynamıştır.

Panmunjom Zirvesi – 27 Nisan 2018

Önceki iki zirve Pyonyang’da olmuş fakat üçüncü zirveye ev sahipliği için silahsızlandırılmış bölgede yer alan Panmunjom Kasabası seçilmiştir. İlk andan itibaren çeşitli aşamaları canlı yayınlarda izlenebilen bu zirve üçüncü Güney ve Kuzey zirvesi olarak tarihte yerini almıştır. Daha önceki zirvelerle benzerlikleri ve farklılıkları olduğunu söylemeli ve bu benzerlik ve farklılıklardan yola çıkarak ne beklemeliyiz ve ne beklememeliyiz hususlarına odaklanabiliriz.

İki liderin bir araya gelişi farklı sosyal medya ve haberleşme kanallarından sağlanan canlı yayın sayesinde milyonlarca insan tarafından izlendi. Asya-Pasifik coğrafyasına ilgisi olan olmayan birçok kişinin bu görüşmeyi ilginç bir heyecanla izlediğini söylemeliyim. Bunun nedenini birkaç madde ile şu şekilde anlatmak mümkün. Birincisi son aylarda yüksel(til)en siyasi gerilim böylesine bir buluşmayı neredeyse imkansız hale getirmiş ve insanların zihinlerinde büyük bir çıkmaza doğru sürüklenmişti. İkinci olarak ise, her ne kadar bölgesel bir sorunmuş gibi görünse de Kuzey Kore sorunu özellikle nükleer silahları da barındıran bir sroun olmasından ötürü bütün dünyayı ilgilendirir hale gelmiştir.

Daha önceki zirvelerde de ikili işbirliğini artırma, dış güçlerden bağımsız birleşmeyi hedefleme, toplumsal etkileşimi güçlendirme noktalarında ortak görüş açıklanmıştı. Bu zirve sonrası yapılan açıklamalarda da benzer noktalar vurgulandı. Bu bağlamda çok ciddi bir değişiklik yaşandığını söylemek zor, ancak Moon Jae-in’in görevinin henüz çok başında olduğunu ve bu konunun çözümünü ne kadar önemsediğini düşünecek olursak sürecin olumlu gelişmelerle devam edeceği söylenebilir.

Sonuç

Zirve sonrası hem Kore halkının hem diğer dünya vatandaşlarının Kore yarımadasının birleşmesinden ziyade nükleer silahların akıbetine odaklandığını söylemek mümkündür. Zirve öncesi yaşanan aşırı gerilim ve yüksek tansiyon herkesin önceliğinin güvenlik duygusunun yeniden inşa edilmesi noktasına evrilmesine neden olmuştur. Zira yapılan ortak basın açıklamasında da vurgu nükleer silah meselesi üzerindeydi. Ancak Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arınma (de-nuclearization) ile anlatmak istediği şey sadece kendisinin nükleer silahlardan vazgeçmesi değil Güney Kore’nin aynı adımı atmasıdır. Güney Kore 1975 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasını imzalamış hatta 1991 yılı itibariyle ABD’nin bütün nükleer silahları da ülkeden çıkarılmıştı. Fakat Kuzey Kore, Güney Kore’de bulunan Amerikan askeri gücünü bir tehdit olarak görmekte ve Güney Kore’nin ABD desteğiyle bir nükleer program başlatma ihtimaline karşı da nükleer programından vazgeçmemektedir.

Kim Jong-un’un 12 Haziran olarak planlanan ABD – Kuzey Kore görüşmesinden önce bu hafta 7-8 Mayıs tarihlerinde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Çin’in Dalian şehrinde görüştü. Kim Jong-un Güney Kore Cumhurbaşkanı ile görüşmeden (27 Nisan 2018) önce de yine Çin’e gitmiş ve Xi Jinping ile görüşmüştü. Çin ile yapılan bu görüşmeler Kore sorununun çözümünde Çin’in ne kadar kritik bir aktör olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Kuzey Kore’nin elinde bulundurduğu ve geliştirdiği nükleer silahlar her ne kadar bütün dünyayı tehdit eden bir unsur haline gelmişse de şu an kendisini ABD’nin muhatap alacağı eşit, egemen bir devlet olarak konumlandırabilmesine de imkan tanımaktadır. Yukarıda da değinildiği gibi Kuzey Kore’nin yumuşama sürecine girmesinin temel nedenleri arasında BMGK yaptırımlarının yanı sıra Çin’in de artık yaptırım uygulama politikasına geçerek Kuzey Kore’ye karşı yeni bir politika izlemesi gösterilebilir. Çin’in Kuzey Kore’yi uluslararası alanda daha az destekler (en azından ekonomik olarak) hale gelişi Kuzey Kore’yi daha sakin ve uzlaşmacı bir pozisyon almaya zorlamıştır. Ancak önümüzdeki ay gerçekleşecek Trump – Kim Jong-un görüşmesi sonuçlanmadan iki Kore görüşmesinin tam olarak ne anlama geleceğini yorumlayabilmek mümkün olmayacaktır. 12 Haziran’da Singapur’da yapılacak ABD-Kuzey Kore buluşmasını (özellikle Trump’ın İran’ın nükleer anlaşmaya uymamasını sebep göstererek yeniden ambargo uygulama kararından sonra) bütün dünya merakla beklemektedir. Özellikle Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan vazgeçmesi halinde ABD’nin Kuzey Kore’ye ekonomik yardımda bulunabileceğini açıklaması süreçten olumlu sonuçlar çıkabileceğine dair umutları artırmıştır.

 

16.05.2018