Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kremlin’in İdeoloğunun Yalnız ve ‘Melez’ Rusya’sı- 2

Hasan BEKDEŞ
04 Temmuz 2018 10:20

Bir Diğer Eski Dönem Olarak Asyalılaşma

Surkov, 1220’li yıllarda başlayan Moğol-Tatar hâkimiyetiyle birlikte Rusya’da Asyalılaşma döneminin başladığını belirtmektedir. Ona göre ister bazılarının öne sürdüğü gibi boyunduruk, isterse de yine bazılarının öne sürdüğü gibi birlik/ortaklık olsun, Rusya Asyalı Altınorda ile karmaşık bir askeri-politik ilişki kurmuştur. Buna göre boyunduruk mu yoksa birlik mi olmasından bağımsız olarak Rusya tarafından Doğu gelişim vektörünün seçildiğini öne süren Surkov, hatta Altınorda devleti sonrası da Rus Çarlığının Asya’nın bir parçası olmaya devam ettiğini söylemektedir. Nitekim Altınorda kökenli soylu ailelerin büyük bir etkisi altında bulunan Rusya, Asya Roma’sı Bizans’ın topraklarında hak iddia etmiş ve Doğu topraklarını isteyerek ilhak etmiştir.

Surkov, Rusya’da Asyalılaşmanın zirvesi olarak vaftiz edilmiş olan Kasım Hanı Simeon Bekbulatoviç’in 1574 yılında “tüm Rusi”nin hükümranı olarak atanmasıyla gerçekleştiğini belirtmektedir. Tarihçilerin aksine bu olayı Korkunç İvan’ın bir “hile”si olarak görmeyi reddeden Surkov, gerçeğin bambaşka ve çok daha ciddi olduğunu öne sürmektedir. Ona göre saray erbabı arasında Kasım Hanı Simeon Bekbulatoviç’i tam yetkili çar olarak görmek isteyen azımsanmayacak bir güruh söz konusuydu. Öyle ki ilerde çar olacak olan Boris Godunov, boyarlardan Simeon Bekbulatoviç Han’ı ve/veya onun çocuklarını desteklemeyeceklerine dair kendisine söz vermelerini istemek zorunda kalmıştı. Surkov’a göre neredeyse vaftiz edilmiş bir Cengiz hanedanlığının yönetimine geçmek üzere olan devlet, bu durumun önlenmesiyle birlikte Doğu kalkınma paradigmasının tamamen sağlamlaştırılmasının eşiğinden dönmüştür.

Bununla birlikte ne Bekbulatoviç’in, ne de Altınorda mirasçıları olan ‘mirzalar’ın herhangi bir geleceği ol(a)mamıştır. 17. yüzyılla birlikte Batı’dan Moskova’ya yeni çarlar getiren bir Polonya-Kossak işgali başlamış ve Rusya “Sorunlar Zamanı” (17. Yüzyılın başlangıcında Rusya’da bir dönem.) olarak adlandırılan bir döneme girmiştir. Surkov’a göre literatürde hanedanlık krizi olarak görülen bu dönem, aslında bir medeniyet kriziydi. “Rusi” Asya’dan ayrılıp, Batı’ya doğru hareket etmeye başlamıştı.

Ve böylece Surkov’a göre Rusya dört asır boyunca Doğu ve yine dört asır boyunca da Batı yolunda yürümüş oldu. Fakat her ne var ki ne Doğu’da ne de Batı’da kök salamadı. Her iki yol da denendiğine göre şimdi artık yeni talepler söz konusudur: Üçüncü yol ideolojisi, üçüncü bir medeniyet, üçüncü bir dünya, üçüncü bir Roma.

Yalnızlığın Kabulü Olarak Yeni Bir Dönem: “+14 Dönemi”

Surkov, her ne kadar üçüncü bir medeniyetten bahsetse de aslında Rusya’nın üçüncü bir medeniyet olmadığını öne sürmektedir. Ona göre her şeyden evvel Rusya Doğu’yu ve Batı’yı bir arada içeren ikili bir yapıya sahiptir. O, aynı zamanda hem Asyalı hem de Avrupalı olmakla birlikte, tam da bu yüzden ne tam olarak Asyalıdır ne de tam olarak Avrupalı:

“Bizim kültürel ve jeopolitik durumumuz karışık evliliklerden doğan ve bir tür hareket halinde olan göçebe bir insan kimliğinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. O insan ki her yerde akrabası vardır; fakat hiçbiri yerli/birinci dereceden değildir. Yabancıların arasında kendi, kendilerinin arasında yabancı olan; herkesi anlayan, ama kimse tarafından anlaşıl(a)mayan bir insan… Garip bir şey ama böyle… Melez bir insan tipi…

Rusya bir Doğu-Batı, yani melez bir ülkedir. Devlet armasındaki İki başlı kartalıyla, hibrid zihniyetiyle, kıtalararası topraklarıyla, iki kutuplu bir tarihiyle Rusya; karizmatik, yetenekli, güzel ve yalnızdır… Tıpkı bir melezin olması gerektiği gibi.”

Surkova’a göre Rusya’nın bir kader olarak kabul etmesi gerektiği jeopolitik yalnızlığını en iyi anlatan söz, Üçüncü Aleksandr’a atfedilen “Rusya’nın sadece iki dostu vardır, onlar da ordusu ve donanmasıdır” sözüdür. (2017 yılında Kırım’a üzerinde bu sözlerin yazılı olduğu Üçüncü Aleksandr heykeli dikilmiştir.) Bunun yanı sıra dostların sayısını gaz, petrol ve vatanseverlik gibi unsurları dâhil ederek artırmanın mümkün olduğunu öne süren Surkov, yine de bunların herhangi bir anlam ifade etmeyeceğini, Rusların özde kendi kendilerinin dostu olduğunu öne sürmektedir.

Pekiyi, Rusları bekleyen yalnızlık, nasıl bir yalnızlık olacaktır?

Surkov bunun tamamen Ruslara bağlı olduğunu söylemektedir. Nitekim yalnızlık dış dünyadan tamamen soyutlanılacağı anlamına gelmemektedir. Şüphe yok ki Rusya ticaret yapacaktır, yatırımlar çekecektir, bilgi alış-verişinde bulunacaktır, savaşacaktır (savaş da bir iletişim biçimidir), işbirliklerine katılacaktır, organizasyonlarda yerini alacaktır… Bununla birlikte aynı zamanda korku, nefret, merak, sempati ve hayranlık uyandırmaya da devam edecektir.

Surkov’a göre Rusya, bütün bunları artık geçmişte çokça yaptığı üzere kendini reddetmeden ve yanlış amaçlar hedeflemeden gerçekleştirecektir.

Kaynakça

Vladislav Surkov, “Odinochestvo polukrovki (+14)”, Rossiya v globol’noy politike, №2/1-18, ss. 124-130.

 

03.07.2018