Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Kremlin’in İdeoloğunun Yalnız ve ‘Melez’ Rusya’sı- 1

Hasan BEKDEŞ
04 Temmuz 2018 10:17

Putin’in baş danışmanlarından biri olan Vladislav Surkov’un geçtiğimiz Nisan ayında ‘Küresel Politikalarda Rusya’ isimli akademik/analitik bir dergide kaleme aldığı “Melezin Yalnızlığı (+14)” başlıklı makalenin yankıları Rusya’da hâlâ devam etmektedir. Rus basınında Putin’in değerli ve gizemli bir danışmanı olarak tanıtılmakta olan Surkov, 90’ların sonundan itibaren rejimin ideologluğunu sürdürmektedir. Nitekim Rusya konusunda literatürden aşina olunan ‘egemen demokrasi’, ‘güdümlü/yönetilen demokrasi’ ve ‘dikey iktidar’ gibi kavramları oluşturan veya Rusya’ya uyarlayan da kendisidir. Aynı zamanda Surkov, iktidarın partisi ‘Birleşik Rusya’nın ve yine partinin gençlik örgütü olarak adlandırabileceğimiz ‘Bizimkiler’in kurulmasında ve yönlendirilmesinde başrolü oynayan kişiler arasındadır.

Kırım’ın ilhakı sonrası Rusya’nın durumunu değerlendirdiği adı geçen makalede Surkov, Rusya’nın ‘kim’liğine/‘ne’liğine yönelik saptamalar yapmakta; onun tarihine ve geleceğine dair önemli hükümler vermektedir. Nitekim makalenin popülerliğinin ve/veya çokça tartışılmasının, onun rejimin ideoloğu tarafından yazılmış olmasının etkisi olduğu kadar makalede ortaya konulan saptamaların ve hükümlerin de en az onun kadar etkisi söz konusudur. Her şeyden evvel Surkov, içinde bulunduğumuz asrın 14. yılında gerçekleşen Rusya’nın Kırım’ı ilhakını kaçınılmaz bir tarihsel görev olarak görmektedir. Bununla birlikte bu ilhakın Rusya adına önemli bir tarihsel kırılmaya sebebiyet verdiğini belirtmekte ve bu ilhak sonrası başlayan yeni dönemi, “(+14) dönemi” olarak adlandırmaktadır. Kırım’ın ilhakıyla başlayan bu yeni tarihsel dönemin yüzlerce yıl süre(bile)ceğini belirten Surkov, yüzlerce yıl sürecek olan bu yeni dönemde Rusya’yı bekleyen kaderin ise ‘jeopolitik yalnızlık’ olduğunu ileri sürmektedir.

Eşyanın tabiatı gereğidir, her ‘yeni’ beraberinde bir ‘eski’ oluşturur/oluşturmak zorundadır. Bu minvalde kavramsal düzeyde ‘yeni’nin doğumu, ‘eski’nin doğumunu öncelediği gibi; yine kavramsal düzeyde ‘eski’yi bizatihi var eden ‘yeni’nin kendisi olmaktadır. ‘Yeni’ olmasaydı, ‘eski’ olabilemeyecekti. Var eden ise aynı zamanda hüküm verendir. Buna göre her ‘eski’nin hükmü, kendisini var eden ‘yeni’ tarafından verilir/verilecektir. Surkov’un kavramsallaştırması dahi bu kuraldan azade değildir ve kural boyunca Surkov’un yeni dönemi, hükmü verilen bir eski dönem(i) var etmiştir: Yaklaşık dört asır boyunca Rusya’nın Hollanda gibi, Fransa gibi, Amerika gibi… olmak için her türlü yolu denediği sonuçsuz girişimleri kapsayan ve 2014 yılı itibariyle Surkov tarafından sona erdiği belirtilen “Batılılaşma dönemi”.

Eski Bir Dönem Olarak Batılılaşma

Surkov, Rusya’nın Batılılaşma yolculuğunu literatürün aksine Birinci Petro ile değil, 1605 yılında tahta çıkan Düzmece/Sahte Dimitri ile başlatmaktadır. Rusya’da güçlü bir Polonya etkisinin görüldüğü bu dönemde ‘boyarlar’ın (Çarlık Rusya’sı soylu sınıfı) yavaş yavaş Avrupa adetleriyle/alışkanlıklarıyla boğulmaya başladığını söyleyen Surkov, Birinci Petro ile birlikte bu yolculuğun kararlıkla devam ettirildiğini belirtmektedir. Buna göre bu tarihten itibaren hükümdarlar Almanlarla evlenirken, bürokrasi Avrupalılardan oluşturulmuş; Rus eliti ise Batı’dan gelen fikirleri coşkuyla karşılamaya başlamıştır. Rusya, tarihin en şiddetli en yoğun ve en kana susamış Avrupa savaşlarında yerini alırken, Avrupa değerleri uğruna (O zaman bu dini-monarşi idi.) Kutsal İttifak’ın garantörlüğünü üstlenmiştir. Fakat her ne var ki Surkov’a göre bütün bunlar Rusları bir türlü Avrupalılaştır(a)madığı gibi, Batı dünyasından dost bile kazandır(a)mamıştır. Rusların Avrupalılaşması gerekirken, bürokrasiye yerleştirilen Avrupalılar Ruslaşmış; Kutsal İttifak gereği Macar ayaklanması sırasında kurtarılan Avusturya, Rusya’nın başı derde girdiğinde ona sırt çevirmiştir.

Daha sonra Avrupa değerlerinde tam aksi yönde bir değişiklik yaşanmış ve Berlin, Paris gibi yerlerde moda Karl Marks olmuştur. Surkov’a göre Simbirsk ve Yanovka’da yaşayan bazıları (Lenin ve Troçki kastediliyor.) Batı’nın gerisinde kalmaktan çok korktuklarından ve aynı zamanda Rusya’da da her şeyin aynı Paris’teki gibi olmasını istediklerinden Rusya’nın Batılılaşma yolunda yeni bir serüven başlatmışlardır. Fakat ona göre bu serüven de başarısız olmuştur. Sınıf savaşımı fırtınasının dindiği bir vakitte SSCB, dünya devriminin gerçekleşmediğini ve Batı’nın sosyalist değil de, tam aksi yönde kapitalist yolda kaldığını/ilerlediğini fark etmiştir. Bu durumda SSCB’nin kendini demir perde ile kapatmaktan başka bir çaresinin kalmadığını söyleyen Surkov, öyle de yapıldığını belirtmektedir.

Surkov’a göre geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru “ayrı” ele alınmaktan sıkılan SSCB/Rusya, kendini tekrar Batı’ya yöneltmiş ve Avrupalı olmanın yolunun küçülmekten geçtiğini varsaymıştır. Rusya’da bir zamanlar Marks’a inanıldığı gibi şiddetli bir şekilde Hayek’e inanıldığını belirten Surkov; toprağını, ekonomisini, endüstrisini nüfusunu, ordusunu ve hatta isteklerini yarı yarıya küçülten Rusya’nın bu haliyle bile Batı için uygun hale gelemediğini ve böylece bir kez daha sonuçsuz bir Batılılaşma hamlesinin yaşandığını ileri sürmektedir. Surkov’a göre bütün bu başarısızlıklarının sebebi kültürel kodlardaki farklılıklardır. Ona göre kültürel anlamda Batı kodlarıyla Rus kodları dışsal olarak bir benzerlik gösterse de, her iki kod özde çok farklı yazılımlara sahiptir. Mamafih, bu iki kodu birleştirmeye çalışmak nafile bir çabadır.

Pekiyi, Batı yolunda ilerleme dönemi kapandığına göre Rusya ne yapmalıdır? Doğu’ya, Asya’ya mı yönelmelidir? Surkov’un cevabı hayırdır. Çünkü Surkov’a göre Rusya zaten bir dört asır boyunca da Doğu yolunda ilerlemiştir.

 

03.07.2018