Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

İvan İlyin: Muhacirlikten Kremlin’in Filozofluğuna mı? - 1

Hasan BEKDEŞ
18 Temmuz 2018 11:09

Vladimir Putin’in iktidara gelmesiyle birlikte ulusal ve uluslararası arenadaki araştırmacılar, hakkında neredeyse hiçbir şey bilmedikleri bu gizemli yeni lidere dair birçok konuyu merak etmişler, ona yönelik ortalıkta dolaşan birçok soruya cevap bulmaya girişmişlerdir. Araştırmacıların cevabını bulmaya çalıştıkları sorulardan biri de Putin’in düşünce dünyasına yön veren fikirler nelerdir? sorusu olmuştur. Araştırmacılar, bu sorunun cevabını bularak hem Putin’in eylemlerinin temelinde yatan fikriyatı hem de onun başında olduğu Rus devletinin politik programının ardındaki felsefeyi anlamayı ummuşlardır. Öte yandan çiçeği burnunda yeni lider ise araştırmacıları üzecek şekilde iktidarının ilk yıllarında -her ne kadar tüm Rusya’yı kapsayacak yeni bir “russkaya ideya”dan (Rus ideali/ülküsü) bahsetse de- ideolojisiz bir lider görüntüsü vermeye dikkat etmiş; ‘iş yapan’, ‘sorunları çözen’ bir lider etiketiyle varlık göstermeyi tercih etmiştir. Fakat ilerleyen yıllarda “russkaya ideya”ya içerikler kazandırmaya başlayan Putin; başta Nikolay Berdyaev (1874-1948), İvan İlyin (1883-1954) ve Lev Gumilev (1912-1992) olmak üzere çeşitli Rus filozoflardan alıntılar yaparak meraklı araştırmacılara nihayet düşünce dünyasının kapılarını aralamıştır.

Bu filozoflar arasında araştırmacıların dikkatini çeken isim, az bilinmesinden hareketle keşif için cazip durumda bulunan İvan İlyin olmuştu. İlyin’i cazip hale getiren bir diğer etken de ondan alıntılar yapanın sadece Putin’le sınırlı olmamasıydı. Nitekim İlyin’den alıntılar yapanlar arasında başbakan Dimitri Medvedev, dışişleri bakanı Sergey Lavrov ve Rus Ortodoks Patriği Krill gibi isimler de söz konusuydu. Bununla birlikte Kremlin’in önemli isimlerinden Vladislav Surkov, İlyin’in kitaplarının mutlaka okunması gerektiğine yönelik tavsiyelerde bulunuyor; bir diğer Kremlin’in önemli ismi Vyaçeslav Volodin ise yeni yıl (2014) hediyesi olarak başta Kremlin’in bürokratlarına olmak üzere valilere ve iktidar partisi ileri gelenlerine İlyin’in Görevlerimiz isimli kitabını gönderiyordu.[1] Bütün bunlar Putin’e ve Kremlin’e ilham veren bir filozof arayışı içinde olan araştırmacıların elbette dikkatinden kaçmayacak ve İlyin özelde Putin’in genelde de Kremlin’in filozofu olarak lanse edilmeye başlanacaktır.

Almanya’da Rusya Sevdalısı Bir Muhacir

Bolşevik devrimi sonrasında çeşitli gerekçelerle birçok kez tutuklanıp salıverilen İlyin, nihayet 26 Eylül 1922 yılında beraberinde kendisi gibi birçok entelektüel kişiyi de barındıran “filozoflar gemisi” ile birlikte Rusya’dan sürgün edilir. Gerekçe tahmin edilebileceği üzere şöyledir: Rusya’daki işçi-köylü iktidarını tanımaması ve karşıdevrimci fikirlerinden vazgeçmemesi. Sürgün yıllarının önemli bir bölümünü Berlin’de geçirecek olan İlyin, Anti-Bolşevik fikirlerinden hayatı boyunca vazgeçmeyecek, konusu itibariyle büyük çoğunluğunun temelinde Rus’un ve Rusya’nın yer aldığı elliye yakın kitap yazacaktır. Kitaplarında ‘Rusya-Tanrı ilişkisi’, ‘Rusların ve Rusya’nın özgünlüğü’ ve ‘Rus milliyetçiliği’ gibi konuları işleyen İlyin’in tüm çalışmalarını genel olarak iki başlık altında toplamak mümkündür: Rus maneviyatçılığı ve Rus devletçiliği.[2]

Rusya’da Bolşevizm’in nihayetinde bir gün sona ereceğine inanan İlyin, Bolşevizm sonrası Rus insanın ve Rus devletinin nasıl kurtarılacağına/ korunacağına yönelik kafa yormuştur. Nitekim motivasyonunu oluşturan da kendisinin bir gün Rusya’ya gerekli olacağı inancıdır. Kendisinden, kendi mahiyetini anlatan bir makale yazmasını isteyen Nikolay Viktoroviç’e Haziran 1948’de yazdığı mektupta İlyin şöyle demektedir:

“65 yaşındayım. Kitap üstüne kitap yazıyorum. Burada Rus muhacirler arasında yazılarıma/kitaplarıma ilgi gösteren yok. Herhangi bir yayıncım da söz konusu değil… (Bunlara rağmen) tek tesellim odur ki kitaplarım bir gün Rusya’ya gerekli olacaksa onların ölümüne Tanrının izin vermeyeceğidir. Eğer kitaplarım Tanrıya ve Rusya’ya gerekli değilse zaten benim kendime de gerekli değildir. Çünkü ben Rusya için yaşıyorum.”[3, s. 11]

Her Şeyden Önce Maneviyat: İlyin’de Rus Ruhu      

Yaşadığı dönemde Rus muhacirleri arasında “Rusya ve kriz” başlığı altında yapılan tartışmaların evvelâ krizin ne olduğunun tespit edilmesiyle gerçekleştirilmesi gerektiğini savunan İlyin, bu minvalde Rusya’daki krizin politikadan ve ekonomiden daha çok ruhsal/manevî bir kriz olduğunu belirtmektedir. Politik ve ekonomik sorunlara nazaran ruhsal/manevî sorunlara daha çok ehemmiyet veren İlyin, hatta bir ülkenin politik ve ekonomik sorunlarını yenebilmesinin temelinde de o ülkenin ruhsal/manevî gücünün belirleyici olduğunu iddia etmektedir. Nitekim İlyin’e göre Tatarlarla, Latinlerle ve diğer yabancılarla mücadelelerinde, Rusların varlığını koruyan ne ekonomisi ne de devletidir; Rusları koruyan onların inançları olmuştur. Buna göre Rusya bağlamında ilk olarak yapılması gereken Rus kültürünü ve Rus millî karakterini içinde bulunduğu derin kriz ortamından çıkarmaktır. Bu da ancak Rus halkının yeni bir ruhsal karakterle yetiştirilmesi sayesinde mümkündür. Yeni bir ruhsal karakterin oluşturulmasında ise Rus dinselliğini, Rus adalet duygusunu, Rus aile yapısını, Rus onurunu ve Rus vicdanını içinde barındıran tarihsel bir perspektif şarttır.[3, s. 7-8 ve 37-38]

İlyin işe dinî inanç nedir? sorusuyla başlamak gerektiğini belirtir. Nitekim ona göre her kültürde kökeni dine dayanan canlı ve organik bir ‘birlik’ söz konusudur. Çünkü sadece din, bilinçsiz bir şekilde toplumların/bireylerin ruhlarının derinliklerinde yaşar. Bu yüzden İlyin’de dinî inanç, hayatı kuran ve yönlendirendir. Rusya’da ise entelijansiya ‘aklı’ merkeze aldığından beri dinî inancın hayatı kurma ve yönlendirme içeriğinde sarsılmalar yaşanmıştır. Buradan hareketle saf aklın nasıl ‘kanıt’(lar)a ulaştığı sorusunun yeniden ele alınması gerektiğini belirten İlyin, “akıl kalbî idrak ve kalbî kavrayış (serdeçnee sozertsanie) olmadan hiçbir kanıta ulaşamaz” demektedir. İlyin kalbî idrak ve kavrayışın, Ortodoks inancının temelini oluşturduğunu söylemektedir ki ona göre Ortodoksluğu Katoliklikten ve Protestanlıktan ayıran şey de budur. Rusya’nın ve Rus kültürünün temelinde ‘kalbî kavrayıştan kaynaklanan sevgi’nin (sozertsayushchaya lyubov’) olduğunu söyleyen İlyin; bu anlayışın okullara, bürokrasiye, mahkemelere, askeriyeye ve akademiye yerleştirilmesi gerektiğini belirtmektedir.[3, s. 9-10]

İlyin’de ruhsal/manevî canlanma sadece başlangıcı oluşturmaktadır. Asıl iş bütün manevî kültüre, yani kutsal olan temellere Ruslara özgü yeni millî cevaplar verebilmekten, başka bir deyişle maneviyatlığı ‘Rus’lukla birleştirebilmekten geçmektedir. Bu da kuşkusuz hemen gerçekleştirilebilecek bir durum değildir ki İlyin de bunun ancak birkaç nesil içinde sağlanabileceğini belirtmektedir.[3, s. 10-11]

İlyin’in Rus halkının yeniden yetiştirilmesi isteğiyle Rus devletinin gelecekteki mahiyeti arasında doğrudan bir ilişki söz konudur. Nitekim Rus tarihçi Karamzin’de olduğu gibi İlyin için de bir toplumda/insanda içsel, ruhsal bir değişiklik olmadan hiçbir reformun başarılı olması mümkün değildir.[4, s. 39] Bu bağlamda Bolşevizm sonrasındaki Rusya’da öncelik ruhsal değişikliğin sağlanmasıdır. Böylece ruhsal değişiklik Rus halkının, Rus halkı da Rus devletinin canlanmasını ve tekrardan ortaya çıkmasını sağlayacaktır.