Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
SD ANALİZ - 5. Hazar Zirvesi: Yeni Düzenlemeler
Hasan BEKDEŞ
14 Ağustos 2018 17:39

12 Ağustos 2018 Pazar günü Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Rusya ve İran liderlerinin katıldığı zirvede nihayet Hazar Denizinin hukukî statüsünü belirleyen sözleşme kabul edildi. Sovyetler Birliğinin yıkılmasından bu yana Hazar Denizine kıyıdaş olan ülkeler tarafından Hazar Denizinin statüsüne yönelik bir sözleşmenin oluşturulması/geliştirilmesi için toplamda 4 zirve (son zirve hariç) ve 50’nin üzerinde de özel çalışma gruplarının tertiplediği toplantı gerçekleştirilmişti.

Avrupa ve Asya’yı Birbirine Bağlayan Göl-Deniz

Hazar, boyutunun büyüklüğü ve suyunun tuzlu oluşu nedeniyle deniz olarak değerlendirilir; ancak aynı zamanda açık denizlerle bir bağlantısının olmaması sebebiyle dünyanın en büyük gölü olarak sınıflandırılmıştır. Hazar Denizi, deniz seviyesinden 28 metre aşağıdadır. Kıyı şeridinin toplam uzunluğu 7.000 kilometredir ki bunun 6.100 kilometreden fazlası dağılmadan önce SSCB içinde yer almaktaydı. Hazar Denizinin Avrupa ile Asya arasında bir köprü görevi gördüğü varsayılır. Hazar Denizinin uzunluğu çeşitli kaynaklara göre 1.030-1.200 kilometre arasındadır, ortalama genişliği 320 kilometredir ve yine ortalama derinliği ise 180 metredir. Hazar Denizinin 1929 yılına kadar toplam alanı 422 bin kilometre kareydi ve bu haliyle Karadeniz ve Baltık Denizinden daha büyüktü. 1969 yılına gelindiğinde ise çeşitli sebeplerle Hazar Denizinin büyüklüğü önce 371 bin kilometre kareye düştü, 10 yıl sonra da tüm zamanların en düşük seviyesine ulaştı. Bu yüzden Hazarın belli kıyılarında kuraklık patlak verdi; öyle ki Türkmenistan’daki Karaboğaz-Göl körfezi kapatılmak zorunda kalındı. İlerleyen yıllarda Hazardaki su seviyesi sürekli artmaya başladı ve nihayet 1992 yılında Karaboğaz-Göl körfezi tekrar açıldı.

Hazar Denizi Volga, Ural ve Emba gibi büyük nehirlerle beslenmektedir. Bu üç büyük nehir Hazar Denizine dökülen toplam su miktarının %88’ini karşılamaktadır.

Hazar Havzasının Zenginliği

Tüm mersin balığının yaklaşık % 80’i Hazar Denizinde yaşamaktadır; ancak günümüz ‘değerleme’siyle Hazarın zenginliğini petrol ve doğalgaz oluşturur. Hazardaki petrol yatakları üzerinde çalışmalar 1949 yılında başlamıştır. Endüstriyel işletime giren ilk alan, inşa edildiğinde dünyanın ilk petrol platformu olarak sayılan Azerbaycan’daki “Petrol Taşları”dır. Kasım 1965’te ise “Jebrail” isimli ilk Kazak petrol tankeri 1963’te Hazarın kıyısında kurulan Shevchenko (günümüzde Aktau) isimli liman kentinden Volgograd’a doğru yola çıkmıştır.

Uzmanlar, SSCB ve İran’ın Hazardaki kaynakları bir ortak mülkiyet nesnesi olarak görmediklerini; fakat bununla birlikte Hazarın resmî olarak iki ülke arasında bölündüğüne dair bir belgenin de olmadığını söylemektedir. Reel olarak ise iki ülke -her ne kadar resmî dokümanlara yansımasa da- Hazarı bölmüşlerdir. Öyle ki Astara’dan Hasan-Kuli’ye değin uzanan hat Sovyet ve İran bölgelerini ayıran sınır işlevi görmüştü. İran gemilerinin bu hattı geçerek Hazarın kuzeyine geçmeleri mümkün değildi. Bu bağlamda aslında neredeyse tüm Hazar Denizi havzası hukukî anlamda Sovyet yetki alanı içindeydi.

Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla birlikte ise Hazardaki petrol ve doğalgaz rezervlerinin toprak temelli ulusal sektörler baz alındığında Hazar denizine kıyıdaş olan ülkeler arasında eşitsiz bir şekilde dağıldığı gözlenir. Hazar Denizinin statüsünün uzunca bir süre kararlaştırılamamış olmasının ana nedeni de bu eşitsizliğin bir sonucudur denilebilir.

Hazar Bölgesi Devletlerinin Petrol ve Doğalgaz Kaynakları (Milyar Ton Olarak)

Kaynak: O.İ. Egorova, M.T. Kal’menova, İnstitut ekonomiki Komiteta nauki MON RK.

Hazar havzasında ispatlanmış ve muhtemel petrol ve doğalgaz rezervlerine baktığımızda toplamda hidrokarbon kaynaklarının (petrol ve doğalgaz) 56-57 milyar ton civarında olduğu görülmektedir. Tablodan da anlaşılacağı üzere toplam kaynakların büyük çoğunluğu Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan sektöründe bulunmaktadır.

Azerbaycan’daki Azeri, Çırak, Güneşli vb. petrol yatakları ile Kazakistan’daki Kaşagan, Jambıl, Kalamkas, İsatay, Abay vb. petrol ve doğalgaz yatakları yabancı yatırımcıların gözdesi halindedir. Çeşitli yıllarda Hazara kıyıdaş olan bazı ülkeler arasında gerçekleştirilen ikili anlaşmalar (Rusya-Kazakistan, Rusya-Azerbaycan, Kazakistan-Türkmenistan, Kazakistan-Azerbaycan) neticesinde -özellikle 2014 yılı itibariyle- adı geçen bölgelerde geniş çaplı bir petrol arama faaliyeti başlatılmıştır.

Hazar Denizinin Paylaşılmasına Yönelik Yaklaşımlar Nelerdi?

Sovyetler Birliği sonrasında yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte Hazar Denizine kıyısı olan devlet sayısı 5’e yükselmiş ve ülkeler sahip olduğu kıyı şeridi uzunluklarına binaen şu şekilde sıralanmıştır:

  • Doğu ve Kuzeydoğuda Kazakistan (2320 km.) 
  • Güneydoğuda Türkmenistan (1200 km.)
  • Güneybatıda Azerbaycan (955 km.)
  • Güneyde İran (724 km.)
  • Batı ve Kuzeybatıda Rusya (695 km.)

Hazar havzasının durumu kıyıdaş ülke sayısının artmasıyla birlikte yeterince karmaşıklaşırken bir de 90’lı yılların başından itibaren hangi devletlerin veya bölgelerin Hazar havzasına dâhil edilip edilmeyeceği sorunu ortaya çıkmıştır. Buna göre Hazar havzası zenginliğinin dışarıya aktarılmasında olmazsa olmaz olarak kabul edilen Kafkasya ve Orta Asya bölgesi Hazar havzasına dâhil edilmeli miydi yoksa edilmemeli?... Bu ve buna benzer sorular minvalinde tartışmalar devam ederken bir taraftan da Hazara kıyısı olan devletler kendi aralarında bir müzakere süreci başlatmışlardır. Bu müzakerelerde Hazarla ilgili problem(ler)i çözmek için başlangıçta üç farklı yaklaşım ortaya atılmıştır.

Bunlardan ilki Hazarın bir deniz olarak sayılarak Hazardaki her türlü doğal kaynağın tamamen ortak kullanımını (kondominyum) içermektedir. Bu yaklaşıma göre Hazara kıyıdaş olan her devlet dar bir kıyı şeridine sahip olacak ve bu sınırlar içinde deniz yatağının ve maden kaynaklarının araştırılması ve geliştirilmesi için özel haklara sahip olacaktır. Dar kıyı şeridinin dışındaki madenî kaynaklar ise ortaklaşa sahip olunacaktır. İkinci yaklaşım, deniz yüzeyinin, deniz tabanının ve toprak altının ulusal sektörlere ayrılmasına yönelik olmuştur. Bu yaklaşım oldukça keskin bir ayrım seçeneği olarak ifade edilmiş ve kıyıdaş ülkeler arasında işbirliğine değil, ayrışmaya teşvik edeceği için eleştirilmiştir. Üçüncü ve son yaklaşım ise Hazarın özel bir su havzası olduğundan hareketle BM deniz hukuku ilkelerinin Hazarda uygulanamayacağına yönelik olmuştur. Bu görüşe göre Hazar Denizinde her ülke kendi sektöründe tam yetki sahibi olacak geri kalan kısımlar ise ortak kullanıma açık olacaktır.

Hazarın paylaşılmasına yönelik kıyıdaş ülkelerin -her ne kadar sürekli değişiklik arz etse de- genel olarak savları kısaca şu şekildedir:

  • Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan, Hazar Denizini “orta hat” yöntemini (eşit uzaklık ilkesi) kullanarak bölmeyi önermiştir.
  • İran, genel olarak Hazar Denizinin ortak kullanılmasında ısrarcı olmuştur. Her bir kıyıdaş ülkenin kıyı şeridi uzunluklarına bakılmaksızın Hazar Denizinin beş eşit sektöre bölünmesini, yani her bir ülkenin % 20 oranında paya sahip olmasını istemiştir. Ayrıca İran, Hazara kıyıdaş olan ülkelerin kendi aralarında ikili anlaşmalar yapmasına kategorik olarak karşı çıkmıştır.
  • Rusya, deniz tabanı ve toprak altının sektörel olarak bölünmesini desteklemiştir; ancak deniz yüzeyinin sektörel olarak bölünmesine karşı çıkmıştır.

Hazar Denizinin Hukukî Statüsünü Belirleyen Sözleşmede Neler Var?

24 maddelik sözleşmede öne çıkan unsurlar şunlardır:

  • Her bir kıyıdaş ülke 15 deniz mil genişliğinde karasularına sahip olacak.
  • Sözleşmeye taraf devletler, karasularının bittiği yerden itibaren 10 deniz mili genişliğinde balık avlama bölgesine sahip olacak.
  • Her bir kıyıdaş ülke, kendi karasularında bilimsel araştırmalar düzenleme, yetkilendirme veya yürütme konusunda özel haklara sahip olacak.
  • Taraflar, Hazar Denizinin dibinde denizaltı kabloları ve boru hatları döşeyebilecek.
  • Hazar Denizinde kıyıdaş olmayan ülkelerin silahlı kuvvetleri mevcut olamayacak.

Peki, Hangi Problemler Çözümsüz Kaldı?

Deniz tabanın sınırlanması/paylaşılması sorunu devam ediyor. Metin, yalnızca deniz yatağının ve toprak altının sektörlere bölünmesinin, genel olarak kabul edilmiş hukuk normlarını dikkate alarak, komşu ve muhalif devletler arasında anlaşma yoluyla gerçekleştirileceğini belirtmektedir. Yani, devletler koordinatları kendi aralarında belirleyecekler.

İran, Hazarın beş eşit parçaya bölünmesi isteğinden vazgeçmek zorunda kalacak. Hazar Denizinin % 20’lik oranlarla beş eşit sektöre bölünmesini isteyen İran, sadece % 14’lük bir oranla yetinecek. Sözleşmede Hazar Denizinin eşit bölünmesiyle ilgili herhangi bir madde söz konusu değil.

Aktau’daki NATO nakliye noktası ile ne yapılacağı net değil. Kazakistan, ABD askerî malzemelerinin/kargolarının Afganistan’a nakliyesi için Aktau limanının kullanımını Amerika Birleşik Devletlerine açmıştı. Bunun, sözleşme uyarınca bölge dışından silahlı kuvvetlerin Hazarda konuşlanmaması şartına halel getirip getirmeyeceği henüz net değil.

Sonuç

Yaklaşık 22 yıldır kıyıdaş ülkeler tarafından Hazarın göl mü yoksa deniz mi olduğu yönünde yapılan tartışmalar, Hazarın hukukî statüsünü belirleyen anlaşmayla birlikte sona ermiştir. Tarafların Hazarla ilgili 22 yıl sonra geldikleri sonuç Hazarın ne deniz, ne de göl olduğudur; Hazar kendine has bir su havzasıdır. Tarafların anlaşma boyunca Hazarın dibini deniz, yüzeyini/üstünü ise göl esaslarına göre paylaştıkları söylenebilir. Bu bağlamda anlaşmanın temelindeki ana fikir şöyle özetlenebilir: Hazar Denizinin statüsü artık beş ülke arasında bir anlaşmazlık meselesi olmaktan çıkmıştır; basit bir ifadeyle, Hazarın deniz ve göl kesiminin genel ilkeleri tanımlanmıştır.

Sözleşmede kıyıdaş komşu ülkeler arasındaki diğer uyuşmazlıkların beş ülkenin katılımıyla değil, taraflar (komşular) arasında ele alınacağı belirtilmektedir. Bu da deniz yatağının ve toprak altının sektörel kısımlarını komşu ülkelerin kendi aralarında belirlemesi anlamına gelmektedir ki Hazarın güneyinde İran, Azerbaycan ve Türkmenistan arasındaki sektörel anlamda var olan ihtilaf düşünüldüğünde bu ihtilafın çözümünün yine taraflara bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Taraflar Aktau kentinde sadece Hazar Denizinin statüsünü belirleyen sözleşmeyi değil, aynı zamanda Hazar Denizi çerçevesinde ekonomi, ulaştırma, ekoloji, biyo-kaynakların korunması, güvenlik ve terörizmle mücadele konularında işbirliğini içeren çeşitli anlaşmalar ve protokoller imzalamışlardır. Özellikle ekolojik güvenliğe yönelik imzalanan anlaşma Hazar Denizindeki ekolojik dengenin korunması için oldukça önem arz etmektedir. Öte yandan aynı anlaşmanın farklı bir amaca hizmet imkânı sağlayabileceği de göz ardı edilmemelidir. Şöyle ki Rusya ve İran, hidrokarbon açısından zengin olan diğer kıyıdaş ülkelere ait projeleri bu anlaşma aracılığıyla zorlaştırabilirler. Bu da kuşkusuz üçüncü taraf ülkelerin silahlı kuvvetlerinin Hazarda bulunmayacağı ilkesinden sonra Rusya ve İran için pekâlâ önemli bir kazanç olarak görülebilir.