Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr
Postmodern Bir İşgal Teşebbüsü “15 Temmuz”
Alper TAN
11 Temmuz 2018 14:42

15 Temmuz, yakın tarihimizde sık sık karşılaştığımız darbeler gibi bir darbe teşebbüsü olarak görüldü. Halbuki 15 Temmuz, darbe görünümlü bir işgal teşebbüsüydü. Yani darbenin de ötesinde bir şeydi…

Devlet içine kümelenmiş FETÖ-NATO unsurları bu işgal teşebbüsünde kullanıldılar. Polise, sivil halka, Meclis’e, MİT’e, TSK’nın Özel Kuvvetlerine saldırarak Türkiye’yi işgale kalkışanlara taşeronluk ettiler. Şortla, penyeyle, elinde çakı bile olmadan sokağa inip, darbecilerin önüne çıkan insanların üzerine hunharca tank sürüp Tahrir Meydanı’nda katil Sisi’nin yaptırdığı gibi ezdiler. Tıpkı PKK’lı, DHKP-C’li teröristler gibi polislerimizi, askerlerimizi, sivil insanlarımızı şehit ettiler. Millet düşmanı, ümmet düşmanı olduklarını ortaya koydular.

Bu işgal teşebbüsünü, TSK içindeki FETÖ ve NATO unsurlarının müştereken yaptıkları anlaşılıyor. Arkalarında “Türkiye’nin stratejik düşmanı,” darbelerin mimarı, terör örgütlerinin mühendisi ABD’nin olduğu konusunda kimsenin en ufak şüphesi olmasın.

Bu işgal teşebbüsünün amacı neydi? İçeride PKK’ya karşı çok başarılı bir mücadele veren, Suriye ve Irak’ta da Haçlı-Siyonist ittifakının taşeronlarına karşı en ciddi tehdit olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni meflûç ederek, işlevsiz ve etkisiz hale getirmek. NATO-Batı ittifakının kontrolünden hızla uzaklaşmakta olan TSK’yı NATO ekseninde kalmaya mahkûm etmek. 15 Temmuz’dan 7 ay önce kurulan ve Haçlı-Siyonist Orduları için en büyük tehdit olan İslam Ordusu’nun ana unsuru TSK’ya darbe vurarak İslam Ordusu’nu da daha doğarken öldürmek. Orduya diz çöktürüldükten sonra gücü zayıflatılan Türk hükümetine de diz çöktürmek. İyice zayıflatılacak hükümete Batı’nın her tür talep ve beklentilerini dayatmak ve kabul ettirmek. Hükümetin direncini kırmaktı.

İşgali kim durdurdu?

Bu işgal girişimi, en başta darbelerden çok acı çekmiş duyarlı halkımızın sokaklara, meydanlara, canları pahasına tankların, topların önüne çıkmasıyla önlenmiştir. Kahraman polislerimiz olağanüstü bir başarı ile halkı yanına almış ve işgal çabasını püskürtmüştür. Meclis içindeki ve dışındaki siyasi partilerimizin bu işgal girişimi karşısında ilk defa ortak kıyama durmaları tarihi bir olaydır. Medyamızın işgal girişimi karşısında –bazıları kerhen olsa bile- net olarak ortak duruş sergilemesi de tarihidir... İşgal teşebbüsünün önlenmesinin en kritik ve en gizemli yönlerini ise belki birkaç yıl belki de daha fazla zaman sonra ancak öğrenebileceğiz.

15 Temmuz’la neler hedeflenmişti?

Son yıllarda dünyaya kafa tutan, “Dünya 5’ten büyüktür” diye rest çeken, bölgesel aktörlükten bir üst lig olan küresel aktörlüğe geçmeye çalışan Türkiye, kendi içine kapatılmaya ve dışarıyla uğraşmaktan el çektirilmeye çalışılmıştır.

15 Temmuz sonrası durum…

Milletlerin kaderlerinde dönüm noktaları vardır. Savaşlar, zaferler, hezimetler, afetler, salgınlar, kıtlık kuraklık… Bu imtihanları, ilahi sınamaları yaşayarak oluşur ve gelişir millet şuuru.. İşte tam da böyle bir imtihandayız. İmtihanı geçenler olacak, kalanlar olacak…

Belki de bizim kuşak, Türk tarihinde bugüne dek eşi benzeri yaşanmamış bir ihanete şahit oldu. Tehlike hariçten gelseydi mukavemet daha kolay olurdu. Tehlike içeride. Kurt, gövdenin içinde. Onun için mukavemet daha zor. Düşmanın gizli unsurları içeride ve çok sinsi olduğu için toplumun, düşmanı sezmesi ve tanıması kolay olmadı. Toplum, can damarında dolaşan, kanını içen en korkunç düşmanı dost zannetti. Cemiyetin ve devlet kurumlarının basiret gözü körleşmişti. Bu içerideki “düşman” tehlikesine dikkat çekerek feryat edenler ise toplumun bir kesimince ne yazık ki “paranoyak” muamelesi görüyordu.

Bazen “Bir musibet, bin nasihatten yeğdir.”  “Kötümser insan her fırsatta bir zorluk, iyimser insan her zorlukta bir fırsat görür.” Bunu fırsata dönüştürmeliyiz.

15 Temmuz saldırılarını eğer biz sadece bir FETÖ planı olarak görürsek çok yanılırız. Ordu içindeki FETÖ-NATO unsurları kanlı işgali icra ederlerken, arkasındaki güçler, bu öncü işgal unsurlarını açıkça savunan, kollayan, koruyan açıklamalar yaptılar. ABD, geçmişte Türkiye’nin, kendisine tahsis ettiği İncirlik Üssü’nden kaldırdığı tanker uçaklarla TBMM’yi, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı, MİT’i, Emniyet’i, Genelkurmay’ı ve halkı bombalayan savaş uçaklarına havada yakıt takviyesi yaptı.

ABD, “tarafları” “mutedil” olmaya çağırarak sanki iki “meşru” “taraf” varmış algısı oluşturdu. El Kaide’nin, 2001’de İkiz Kuleleri vurması üzerine ABD bunu bahane edip Afganistan’a, Irak’a yok yere saldırdığında hiç bir devlet, “Taraflara itidal” çağrısı yapmamıştı… Halbuki bu iki işgalde dört buçuk milyon masum Müslüman katledildi.

AB, idam cezasının tartışmaya açılması üzerine Türkiye’yi “AB’ye almamakla” tehdit ediyor. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları “Ankara’nın kredi notunu düşürmekle” uğraşıyor. Batı dünyası Türkiye’yi NATO’dan atmakla korkutmaya çalışıyor.

AB zaten batıyor. Türk halkı zaten artık istemiyor. Türkiye son hamle olarak “AB Bakanlığı”nı sessiz-gürültüsüz lağvederek mütekebbir Avrupa’ya, “Bu macera burada bitti. Artık bizim için önemli değilsiniz” mesajı verdi. Fransa aylardır içerde ciddi bir kaos yaşıyor. Bu savaşın Avrupa’ya yayılma eğilimi var. ABD’de ise Trump’la birlikte yeni bir iç çatışma eğilimi belirdi. İşgalci ve saldırgan ABD dünyada her geçen gün yalnızlaşıyor, önemini kaybediyor…

Türkiye 24 Haziran 2018 seçimleri sonrası fiilen geçtiği yeni devlet yönetim sistemi ile hızlı şekilde kendi tarihi kodlarına dönmeye başladı.

15 Temmuz, küresel savaşın bir cephesiydi. Bununla mücadele ise bir kurtuluş mücadelesidir. Görünen o ki bu devlet, üstündeki vesayetlerden kurtuluyor. Ve yine görünen o ki bu devletin tüm kurumları tek tek elden geçiriliyor, bir bakıma yeniden kurgulanıyor.

Halk ciddi oranda gerçekleri gördü, uyandı, dirildi ve hazır.. İşgalcilere karşı kıyama duran bu halkın önünde hiçbir vesayet kurumunun direnmesi mümkün değil. Tekbirlerle, salalarla, ezanlarla, zikirlerle meydanlara inen halk aslında gerçek bir “devrim” gerçekleştiriyor.. Siyaset buna liderlik etmeli ve gereğini yapmalı.

Bütün İslam ümmetinin gözü Anadolu’ya bakıyor. Anadolu düşerse Ortadoğu’daki direniş hareketleri zaten düşer. Türkiye’ye o nedenle yoğun saldırılar yapılıyor. Bunu kahpece yapıyorlar. Mertçe, erkekçe yapmıyorlar, kalleşçe yapıyorlar. İçerdeki işbirlikçileri, maşa ve militan olarak kullanıyorlar. Türkiye rahatlıkla bunların üstesinden gelir.

Küresel bir din savaşının yani postmodern bir Haçlı Savaşı’nın göbeğindeyiz. Karşımızda Haçlı-Siyonist koalisyonu var. Ama Müslümanlar derli toplu değiller. Dağınıklar. Bu dağınıklığı derhal toparlamak gerekir. Onlar nasıl ittifakla saldırıyorlarsa biz de onlara ittifakla cevap vermeliyiz.

Bu bir savaştır. Biz de onlara “postmodern” karşılık vermeliyiz. Anladıkları dilden konuşmazsak bu savaş çok canımızı acıtır. Karşı taraf ittifakla hareket ediyor. Tek tek değil, İslam toplulukları olarak biz de toplu hareket etmeliyiz. Bunun şartlarını zorlamalıyız.

Haçlı-Siyonist zihniyetinin yolundan, suyundan, onların tavsiyeleriyle sahil-i selamate çıkamayız. Doğru hedefe yanlış yoldan gidilmez.

Saldıranlara karşı tavizsiz ve tutarlı adımlar atmalıyız. Onlardan “dost” ve “müttefik” olarak bahsetmek doğru değil artık. ABD en sinsi, en alçak yöntemlerle düşmanlık etmektedir. Türkiye’ye karşı yapılan tüm darbelerin arkasında ABD var. Ama sabır ile yılmadan, bıkmadan mücadele ederek üstesinden gelinebilir.

FETÖ-NATO işbirliğinin kanıtları

NATO dediğinizde ABD zaten otomatik olarak söylenmiş sayılır. NATO’nun ilişkili olduğu konu, Ortadoğu’da ise zaten İsrail ve MOSSAD da o işin içindedir.

Öncelikle başarısız işgal girişiminin en önemli taşeronunun FETÖ olduğuna dair kanıtları sıralayalım.

1) Daha önce FETÖ mensubu olduğu gerekçesiyle açığa alınan FETÖ’cü eski İstanbul Emniyeti Güvenlik Şube Müdürü Mithat Aynacı, darbeye kalkışanların kullandığı Vatan Caddesi'ne gelen bir tank içerisinde, asker üniformasıyla yakalandı.

2) Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, olay gününe ilişkin ifadesinde, rehin alındığı sırada işgalci askerlerden Tuğgeneral Hakan Evrim'in, "Sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen ile görüştürelim" dediğini anlattı.

3) Hulusi Akar'ın, “darbe soruşturması” kapsamında tutuklanan emir subayı Yarbay Levent Türkkan, savcılıkta “Genelkurmayda emir subaylığı görevine getirildikten sonra cemaat adına verilen görevleri yerine getirmeye başladığını” itiraf etti. “1989 yılında Işıklar Askeri Lisesinin sınavlarına girdim. Sınavı kendi bilgilerimle kazanacağımdan emindim. Fakat yine de bana sınav olmadan önceki gece yarısı getirip soruları verdiler. Soruları Serdar Ağabey getirmişti. Bursa merkezde bir cemaat evinde soruları bana vermişlerdi" dedi.

4) Yarbay Levent Türkkan, “Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel Paşayı, dinleme cihazıyla sürekli dinliyorduk. Cihazı Türk Telekom'da çalışan 'abi' verdi. Haftada bir cihazları götürüp 'Abi'ye veriyordum. Necdet Özel Paşa, Hulusi Akar Paşa ve Yaşar Güler Paşa döneminde dinleme yapıldı. Ben darbeyi 14 Temmuz 2016 Perşembe günü saat 10.00 sıralarında öğrendim" itirafında bulundu.

5) Yarbay Levent Türkkan, yaptığı casusluğun boyutlarını, verdiği detaylarla aktardı. “Arada sırada Genelkurmaybaşkanı'nın odasına dinleme cihazı araması yapılıyordu. Doğal olarak ben bu aramaların ne zaman yapılacağını önceden bildiğim için cihazı koymuyordum" ifadesini kullandı.

6 ) Devlet yetkililerine suikast düzenleyecek SAT komandolarının “imamı” olduğu iddia edilen Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) uzmanı Kemal Işıklı, ifadesinde, "Terör örgütü elebaşı Fethullah Gülen yapılanmasının sohbetlerinde kendisine abilik teklif edildiğini, SAT komandolarıyla bu şekilde iletişime başladığını" belirtti.

7) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen MİT tırları soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan ve Çorum'da teslim olan FETÖ'nün jandarma imamlarından Hasan Bektaş, "FETÖ'nün en büyük suç örgütlerinden biri olduğunu" itiraf etti. Bektaş, üniversite öğrenimi süresince "cemaat evinde" kaldığını söyledi. 2008'de eşi S. Bektaş ile evlendiğini dile getiren Bektaş, ifadesinde, "Bu evliliğimiz tamamen örgüt içi bir evliliktir” itirafında bulundu.

8) Bir itiraf da “Darbecilikten” tutuklanan Sivas 5'inci Piyade Er Eğitim Tugayı ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Fatih Celaleddin Sağır'dan geldi. İşgalcilerin hazırladığı görevlendirme listesinde yer alan ve istila girişiminin başarılı olması durumunda "Sivas Sıkıyönetim Komutanı" olarak atanacağı öne sürülen Sağır, ifadesinde, FETÖ ile 1988-1992 yılları arasında ilişkisi olduğunu itiraf etti. “Darbeye teşebbüs edildiği akşam saat 23.00'te emir anlamına gelecek bir yazı aldım" dedi.

9) Darbeci askerlerden Yüzbaşı Haldun Gülmez’in cebinden “Hoca Efendi Duası” başlıklı dualar çıktı..

Bunlar sadece delillerin ve itirafların birkaçı..

İşgalcilerin NATO bağlantıları...

1) Yeni Şafak “Darbeyi bu adam yönetti” başlığı ile isimleri deşifre etti.  Cuntanın başında ISAF Komutanı John F. Campbell'ın bulunduğu ve darbeye destek amacıyla Nijerya'da bulunan UBA Bank şubesinden CIA aracılığı ile ciddi para akışı sağlandığı bilgisini verdi. “Ordu içerisinde görev yapan tüm subay kadrosu eğilimlerine göre önceden fişlendi.”

2) Diğer bir habere göre işgal girişiminin merkez üssü İncirlik'ti. 39. Mekanize Tugayı Komutanı Hasan Polat, İncirlik'te ABD'lilerle 12 kez buluştu. Sivillerin direnişinin durmaması halinde ABD tarafından, PKK/PYD militanlarının devreye sokulacağı garantisi verildi.

3) İncirlik Hava Üssü'nde konuşlu bulunan 10. Tanker Üs Komutanı darbeci Hava Pilot Tuğgeneral Bekir Ercan Van ABD'den iltica talebinde bulundu.

4) İşgal gecesi Meclis’i, Cumhurbaşkanlığını, Emniyeti, MİT’i ve orduyu bombalayan savaş uçaklarına ABD’nin kullandığı İncirlik’ten kalkan tanker uçakların havada yakıt takviyesi yaptığı ortaya çıktı.

5) CIA Şefi Graham Fuller, FETÖ avukatlığına soyunarak işgal girişimini FETÖ’nün yapmadığını ileri sürerek ona kefil oldu.

6) Eski FBI çalışanı Sibel Edmonds “15 Temmuz darbe girişiminin CIA-Gülen işbirliği ile hazırlanmış bir darbe provası olduğunu” söyledi.

7) Akşam’ın 24 Temmuz 2016 tarihli manşetinde ise Rıza Sarraf üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hükümetini baskı altına almayı hedefleyen kumpas belgelerinin, FETÖ bağlantılı ABD’li Savcı Bharara’ya Gülen’in adamları tarafından elden teslim edildiğinin detayları sıralandı.

8) 2016’nın Kasım ayında ABD başkanlığına seçilmiş olan Donald Trump, 15 Temmuz sonrasında “13 CIA ajanı, 15 Temmuz’da rol aldı” dedi.

9) 15 Temmuz işgal girişiminde rol aldıkları için Türkiye, NATO’da görevli personelinden 10 subayı tardetmesine rağmen NATO bu işgal unsurlarına olumsuz bir işlem yapmadığı gibi NATO lojmanlarında en az 6 ay daha misafir etmeye devam etti.

10) 15 Temmuz işgalinde bayrakları yarıya indirmeyen NATO, 1 Ocak 2017 gecesi gece kulübü Reina’ya saldırı olunca Brüksel’deki NATO binası önündeki tüm bayrakları yarıya indirdi. Demek ki NATO nazarında Türkiye’nin gece kulübü kadar bile önemi yokmuş!

Bu saydıklarımız, işgal girişiminin NATO-FETÖ bağlantılı olduğunu gösteren delillerin sadece küçük bir kısmı. Bütün bunlar gösteriyor ki Türkiye’nin en korkunç ve en stratejik düşmanı ABD’dir.

Küresel savaş ve Haçlıların Truva Atı FETÖ!

CIA’in eski yöneticisi, ABD’li Ortadoğu uzmanı Graham Fuller, 19 Şubat 2016'da “Türkiye dış politika karmaşasını nasıl aşar?” diye sordu ve cevabı da kendisi verdi:

“Cevap basit: Erdoğan ve Davutoğlu şu an terk etmiş oldukları on sene önceki başarılı olan prensiplerine geri dönmeliler. Ankara için en baskın ve acil görev bir an önce Suriye’den çıkmaktır. Fakat Erdoğan sorunu ciddi şekilde körüklemiş, Suriye’de savaşan cihatçı radikal unsurları cesaretlendirmiş, mezhep tartışmalarına çomak sokmuş ve Suriye Kürtlerine (PYD’yi kastediyor) kötü davranmıştır. Bütün bunlar Türkiye için gerçekten önemli olan bir dizi ülke ile ilişkilerini bozmuştur: İran, Irak, Rusya, Çin, ABD, AB, Kürt toplulukları ve tabii Suriye.”

ABD casusu Fuller, İslam Ordusu’nun kuruluşundan duyduğu korku ve endişeyi izhar ediyor ve “Bunların yerine Ankara, Suudi Arabistan’la şüpheli, tehlikeli ve geleceği olmayan bir koalisyon oluşturdu. Üstüne, Rusya ile tehlikeli bir şekilde karşı karşıya geldi ve o konuda hali hazırda kaybeden konumunda” diyordu. “Peki, Ankara ne yapmalı?” diye ABD’nin taleplerini şöyle sıralıyordu:

“Büyük güçlerle birlikte Suriye’de barışçıl bir çözüm için çalışmalı: ABD, Rusya ve AB ile çalışıp Suudi Arabistan’ın dev bir uluslararası Sünni ordusu eliyle Şam’ı kontrol etme yönündeki absürt vizyonundan uzaklaşmalı.”

“İran ile ilişkilerini düzeltmeye çalışmalı. İran’ın bölgedeki rolü her geçen gün artıyor.”

“Suudi Arabistan’la stratejik ilişkiler geliştirmekten vazgeçmeli.”

“Rusya ile ilişkileri düzeltmeyi bir öncelik haline getirmeli. NATO’yu Rusya ile yaptığı bu akılsızca didişmede yanında sürüklemeye çalışmamalı.”

“Bölgedeki bütün Kürt unsurları ile (yani PKK-PYD ile) yakın ilişki kurmalıdır.”

“Erdoğan’ın kişisel çıkarları Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla aynı değil. Erdoğan daha önce Atatürk’ün akılcı sözünü başarıyla uygulamıştı” dedikten sonra FETÖ’cü işbirlikçilerin işgal bildirisindeki sloganı hatırlatıyor: “Yurtta sulh, cihanda sulh… Şimdi bu prensiplerden uzaklaştı ve iki barışı da kaybetti” deniliyordu.

Graham Fuller'in yazısından 3 gün önce ise 16 Şubat 2016’da ABD Senatosu’ndaki Demokratlardan ve Cumhuriyetçilerden oluşan bir grup temsilci ABD Dışişleri Bakanı Kerry’ye mektup yazarak ABD adına Ankara’ya neler yapılması gerektiğini telkin etmişlerdi.

"Gülen'i desteklediğimizde Türkiye İslamlaşmayacaktır"

Türkiye'nin Suriye’de IŞİD’i desteklediğini ileri süren grup “Erdoğan'a hem Kürtlere saldırılarını kesmeyi” yani PKK’ya yapılan terör operasyonlarını durdurmayı “hem de iç ve dış politikasını tekrar gözden geçirmesini söylememiz gerekiyor, Erdoğan laik Türkiye'yi yavaş yavaş ülkedeki kurumların da yardımıyla radikal İslamcıların limanı haline getiriyor” dediler. Mektuptaki şu paragraf ise FETÖ başı Gülen’e ABD tarafından nasıl bir misyon yüklenildiğini gözler önüne seriyor:

“Türkiye'yi dini radikallikten uzaklaştırmak küresel toplum için hayati önem taşımaktadır. Bu hedefe dinlerarası ve kültürlerarası diyaloğu öne çıkaran ve aynı zamanda ülkenin yönetiminde demokrasiye uymayı öngören Türk ve Müslüman bilim adamı olan Fethullah Gülen'i destekleyerek ulaşılabilir. Dünya toplumu tarafından desteklenen bir Gülen otoritesi Türkiye'yi radikal İslam'dan uzaklaştıracaktır.”

Sonunda, “ABD olarak Türkiye dış politikasını düzeltmenizi ve gereken baskıyı uygulamanızı şiddetle tavsiye ediyoruz” diye bitiriliyor mektupta.

“İslam'ı FETÖ ile yıkalım!”

FETÖ-NATO unsurlarının 15 Temmuz işgal girişiminin arkasında Haçlı-Siyonist ittifakının olduğu Avrupa’dan gelen açıklamalarla da gün yüzüne çıkıyor. Erdoğan’a öfke kusan Batı medyası, FETÖ’nün darbeci teröristlerine ise açıkça övgüler diziyor.

İngiliz The Economist üç yıl önce, “İslam’ın içeriden fethedilmesi için Fethullah Gülen’in desteklenmesi gerektiğini” yazmıştı. The Economist, “Hıristiyanlık Martin Luther ile büyük bir değişim geçirdi. Bu, İslam dininde yüzyıllardır yapılamadı. İslam’ı bombalayarak değiştireceklerini, yeniden yapılandırabileceklerini zannedenler yanılıyorlar. İslam’ı değiştirmenin en güzel yolu içten fethetmektir. Batı dünyası bunu da ancak ılımlı din adamı Gülen ile başarabilir. Hıristiyanlık nasıl Martin Luther ile değiştirilmiş ise, İslamiyet dini de içeriden pekala Fethullah Gülen ve Sisi ile değiştirilebilir” ifadelerine yer verdi.

Nitekim 2018’in Mayıs ayında Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozi’nin de dahil olduğu 300 üst düzey densiz, “Kur’an ayetlerinin ayıklanması gerektiği” çıkışıyla hezeyanlarını ortaya koydu.

İsrail FETÖ’ye minnettar

Siyonist kalemlerden Alon Goshen-Gottstein 15 Temmuz sonrası İsrail’in Gülen’e çok şey borçlu olduğunu belirttiği bir yazı kaleme aldı. Goshen-Gottstein, Türk Devletinin FETÖ’ye karşı başlattığı tasfiye operasyonuna dikkat çekerek “Bütün Ortadoğu’nun Gülen’e karşı başlatılan girişimlerden büyük endişe duyması gerektiğini” de söyledi.

Siyonist yazar, “Fethullah Gülen, Erdoğan ile en yakın olduğu dönemde bile Mavi Marmara gemisinin gönderilmesine karşı çıktı. İsrail’in egemenlik hakkına vurgu yaparak, Gazze’ye gidecek yardım kampanyası için devlet otoritesiyle işbirliği yapılması gerektiğini söyledi. Bu eleştiri Erdoğan’ı çok sinirlendirmişti. Aslında bu iki liderin arasının bozulmasına yol açan ilk süreçti” ifadelerini kullandı. “Zor zamanda bu duruşundan dolayı İsrail, Gülen’e çok şey borçlu” dedi.

Rusya’ya gelince.. Rus uçağının Türk savaş uçaklarınca düşürülmesinden bir gün sonra 25.11.2015'te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, vatandaşlarına "Türkiye'ye gitmeyin" uyarısı yaptı, "Türkiye'de mevcut yönetim ülkeyi İslamlaştırıyor" dedi. Putin, "Sorun sadece dün yaşadığımız trajediyle ilgili değil. Sorun daha derin. Sadece biz değil, tüm dünya Türkiye'deki mevcut yönetiminin birkaç yıldır kasıtlı olarak ülkeyi İslamlaştırma yolunda bir politika izlediğini görüyor" ifadesini kullandı.

Sözün özü şu: Haçlı-Siyonist koalisyonu, Tayyip Erdoğan ve Ak Parti öncülüğünde Türkiye’nin geleneksel misyonuna uygun olarak İslam coğrafyasına ve Müslüman halklara yönelmesinden son derece korkuyor.

Müslümanlara yönelen Türkiye’yi durdurmak için de Truva Atı olarak büyüttükleri FETÖ’ye sınırsız destek veriyorlar. Artık bunu gizleme ihtiyacı da duymuyorlar. Zaten FETÖ başı Gülen de New York Times’e yazdığında “Ben ve adamlarım, Batı'nın hizmetindeyiz” dememiş miydi?

Olay, sadece FETÖ olayı olarak görülmemeli. 15 Temmuz, Haçlı-Siyonist ittifakının Türkiye’yi işgal girişimiydi. Tehlike zannedilenden daha büyük. Karşımızda Haçlı-Siyonist ittifakı var. Ama Müslümanlarla güç birliği yaparak bu badireyi rahatlıkla aşabiliriz.

Bu terör değil savaş ama kiminle?

PKK, FETÖ, DHKP-C, YPG, PYD, ve diğerleri. İsimler, gölgeler, resimler, amblemler yani kuklalar bizi yanıltmasın. Bu tam manasıyla bir savaş. Küresel bir savaş. Etnik, ideolojik, politik kavramlarla mantıklı şekilde izah edemeyeceğimiz bir savaş. Biz, adı geçen terör örgütleriyle değil o örgütleri bize karşı kullanan Haçlı-Siyonist ittifakındaki devletlerle savaşıyoruz.

Mertçe karşımıza çıkamadıkları için terör örgütleri vasıtasıyla, kalleşçe yöntemler kullanarak savaşıyorlar. Maske ve kukla kullanıyorlar.

FETÖ'nün, PKK'nın, DHKP-C'nin, YPG'nin ruhani merkezi, azmettiricisi Vatikan'dır, ABD'dir, İsrail'dir. Yılanın başı buralarda aranmalıdır. İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler de işin içindeler.

Müslümanlarla oyun oynadıklarını düşünüyorlar. Çünkü bu numaralarla Müslümanları bir asır uyutmayı başardılar. Yine aynı yöntemleri uyguluyorlar.

Adı geçen örgütlerin hiçbir anlamı yok. Terör örgütlerinin arkasındaki devletler "dur" dediklerinde terör bir saatte durur. Terörü durdurmaları için onlara teslim olmamızı, devletimizi onlara teslim etmemizi, ruhumuzu satmamızı istiyorlar. Biz teslim olmayı değil savaşmayı seçtik. Bu bir savaştır. Artık savaş şartları geçerlidir.

Tek tek geliyorlar, toplu halde saldırıyorlar. Biz de tek tek ve hep birlikte mücadele etmeliyiz.

Türkiye, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim'in Suriye'yi fethettiği Mercidabık zaferinin 500. yıldönümünde Cerablus'a girerek bu küresel saldırıya karşılık verdi. ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, Suriye'ye müdahale etme hakkını kendinde görüyor. Suriye Türkiye'nin o kadar uzağında değil. Suriye bizim iç meselemizdir. Etrafımızdaki Haçlı kuşatmasını yarmadan, maşaları kırmadan iç güvenliğimizi sağlayamayız.

Millet olarak küresel bir savaşın merkezinde olduğumuzun farkında olalım. Savaştayız. Savaş şartları yürürlüktedir. Bir süre böyle yaşamaya, saldırılara karşı mücadele etmeye hazır olalım.

15 Temmuz’un gizemli yönleri..

15 Temmuz’u anlatmaya çalıştık. Ama yine de anlatıl(a)mayan çok boyutları var. Daha iyi anlamak için şu sorulara cevap vermek gerekir:

FETÖ, devlet içinde kadrolaşırken ve kritik yerleri elde ederken devlet gerçekten bu kadar gafil miydi?

15 Temmuz önlenemez miydi yoksa FETÖ’ye öldürücü darbeyi vurmak için belli noktaya kadar gitmesi ve halkın bunu görmesi mi beklendi?

15 Temmuz’u gerçekte önleyen isimsiz kahramanlar kimlerdi?

Bu sorular bir süre daha gizemini koruyacak. Ancak son sözümüz şudur: 15 Temmuz bir darbe teşebbüsü değil işgal girişimiydi. FETÖ-NATO unsurları üzerinden Türkiye’yi tuzağa düşürmek isteyenler, 15 Temmuz gecesi kendileri korkunç bir tuzağa düşürüldüler ve unutamayacakları bir hezimet yaşadılar.

Üzerinden iki sene geçmiş olmasına rağmen 15 Temmuz teşebbüsünün değişik açılardan ve daha farklı yöntemlerle devam ettiğini unutmamak ve rehavete düşmemek gerekir.

Alper TAN

11.07.2018