Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Haftalık Küresel Değerlendirme

Erkin EKREM
04 Haziran 2018 13:27

2002 yılından buyana her yıl düzenlenen Asya Güvenlik Zirvesi 1-3 Haziran tarihleri arasında Singapur’un Shangri-La Hotelinde gerçekleşti. İngiltere’nin Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) ile Singapur Savunma Bakanlığı Asya Güvenlik Zirvesi Ofisi’nin birlikte düzenlediği 17’ninci zirvede, Asya Pasifik bölgeleri ve Hint-Pasifik bölgesinin güvenlik sorunları ve çözümleri görüşüldü. Bu zirveye katılımcı ülkenin savunma bakanları, askerî yetkililer ve güvenlik uzmanları iştirak etmişlerdir. Son zirvede birçok sorunla ile birlikte yine daha önce ön plana çıkan Güney Çin Denizi sorunu ve ABD-Çin arasındaki birbirine yöneltilen eleştirmeler olmuştur. Sıcak nokta ise Kuzey Kore nükleer tartışmasıdır. ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, Çin’in Güney Çin Denizi adalarında silahlı sistemleri konuşlandırarak bölgedeki diğer ülkelere gözdağı vermeyi amaçladığını  “navigasyon özgürlüğü”nü (Freedom of navigation) engellediğini ve bütün bu gelişmeler Çin’in bölgede ne yapacağına dair şüpheleri artırdığını belirtmiştir. Bakan Mattis Çin’in bölgedeki askerî faaliyetlerinin Tayvan’ı tehdit ettiğini ve ABD’nin mevcut yasalar çerçevesinde Tayvan’ın güvenliğini koruyacağına beyan etmiştir. Bu eleştirmeler doğal olarak Güney Çin Denizi’nde (Spratly ve Paracell adaları) Çin ile egemenlik ihtilafı olan Filipinler, Malaysiya, Endonezya, Bruney ve Vietnam ülkeleri de kapsamaktadır. Ancak bölge ülkeleri ekonomik çıkarları alanında Çin, güvenlik çıkarları alanında ABD ile işbirliğini devam ettirdiği için bu ülkeler ABD-Çin arasındaki çatışma arasında sıkışıp kalmış durumdadır. Bakan Mattis bölgenin güvenliği ve istikrarı için Çin ile işbirliği yolunu bulmaya çalışacağını da dile getirmiştir.

Her zaman olduğun gibi Çin, ABD’nin eleştirilerine karşı kendi eleştirmeleri yapmıştır. Çin Askerî Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı Korgeneral He Lei, bütün eleştirmeleri ret etmiş ve Tayvan meselesi Çin’in temel çıkarı ve kırmızıçizgisi olduğunu ileri sürerek Tayvan’ın Çin toprağından kopartılmasına izin vermeyeceğini ve Çin Kurtuluş Ordusu ülkenin egemenliği, bütünlüğü ve kalkınma çıkarlarını koruması konusunda kararlı, özgüvenli ve kabiliyetli olduğunu da belirtmiştir. Bugüne kadar Güney Çin Denizinde Çin ile bölge ülkeler arasında çatışmalar yaşanmadığını ileri süren Korgeneral He Lei, aksine ABD’nin savaş uçakları ve savaş gemileri Çin’e ait adalar üzerinde keşif yaptığını ve Çin’e ait adalara 12 mil yakın gelerek Çin’in güvenliğini tehdit ettiğini ve Çin’in egemenliğine meydan okuduğunu iddia etmiştir. Korgeneral He Lei’ye göre Güney Çin Denizi’nin militarizasyonunun kaynağı ABD’dir. Çin tarafına göre ABD’nin eleştirmeleri sanki “hırsız, hırsızı yakalayın” gibidir.  Geçmişe göre bu sefer Çin düşük sayıda bir heyet ile Asya Güvenlik Zirvesi’ne katılmıştır, zirvede Çin’in devamlı eleştirmeye maruz kalması ve Çin’in zirvede başrol alamamasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak her alanda ve platformda ABD-Çin arasında Güney Çin Denizi üzerindeki karşılıklı eleştirmeler devam edeceği muhtemel olacaktır. ABD-Çin arasında yaşanan ticaret savaşı 19 Mayıs’taki görüşmeden sonra askıya alınmış ve detaylı görüşmelerin bundan sonraki zamanlarda devam edeceğine dair karar almıştır. ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross’un başkanlığındaki bir müzakere heyeti 2-4 Haziran’da Pekin’e gelerek ticaret alanındaki anlaşmazlıkları görüşmüştür.

12 Haziran’da yapılması planlanan diğer bir zirve için hazırlıkları yapamaya çalışan Singapur, Başkan Donald Trump ile Başkan Kim Jong-un görüşmelerine ev sahibi yapacaktır.  ABD’nin talebi Kore Yarımadasının nükleer silahlardan arındırılması olup Kuzey Kore’den uzmanların gözetiminde ilgili tesisleri imha etmesini istemektedir. Bunun karşılığında iki ülke arasında Barış Antlaşması yapılacaktır. Kuzey Kore’nin talebi ise önce Barış Antlaşması’nın yapılması ve nükleer tesislerin imhası ve nükleer silahlar denemesinin aşamalı sona ermesidir. Budan önce birkaç kez karşılıklı görüşme askıya alınmıştı, ancak her iki ülkenin sorunların çözülmesi konusunda istekli olduğu için iki düşman ülke arasında zorunlu görüşme gündeme gelmiştir. Eğer görüşmelerde olumlu sonuçlara varılırsa Doğu Asya’da barış rüzgârı esecektir, bölgenin dengeleri değişecek ve iki Kore’nin bütünleşmesi de söz konuş olacaktır. Aynı zamanda Kuzey Kore nükleer sorununu işaret ederek bölgede muazzam güç bulunduran ABD’nin bölgede askerî gücün konuşlandırması tartışmaya açılacaktır. ABD 2030 yılına kadar askerî gücünün %60’ını Asya Pasifik bölgesine taşıma süreci devam ederken Kore Yarımadasındaki barış rüzgarı ABD’nin bu kararını değiştirebilir mi? Yoksa bu kuvvetler Çin için mi hazırlanmıştı. Aslında son yıllarda ABD’de yayımlanan birçok raporlarda ve ulusal güvenlik belgelerde ABD’nin küresel ve bölgesel çıkarlara meydan okuyabilecek ülkenin Çin olduğu vurgusu yapılmadadır. ABD Ulusal Savunma Strateji Belgesi’ne göre ABD ulusal güvenliği tehdit eden terörizm değil daha çok büyük güçlerin arasındaki rekabetler öncelikli kaygıdır.

Kuzey Kore nükleer sorunu ile yakından ilgisi olan Güney Kore ve Japonya da söz konusu Trump-Kim görüşmesine katılmak istiyor, özellikle Barış Antlaşma imzalanırsa orada bulunmasını arzu etmektedir. Ancak beklenmediği bir sonucun çıkmasına karşın 13 Haziran’da gelmeleri söylenmiştir.

Kuzey Kore nükleer sorunu tartışmalarından uzak duran Rusya da gelişmelerle direkt ilgilenmeye başlamıştır.  31 Mayıs’ta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Pyongyang’da mevkidaşı Ri Yong Ho ile bir görüşme yapılmıştır. Rusya, Kuzey Kore dâhil tüm tarafların çıkarlarını karşılayacak somut anlaşmalara destek vermeye hazır olduğunu beyan etmişti. Bakan Lavrov Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’u de ziyaret ederek kendisine Başkan Vladimir Putin’in iyi dileklerini iletip Başkan Kim Jong-un’u Moskova’ya davet etmişti. Putin-Kim iki başkan arasında bir görüşmenin söz konusu olabilir. Bu görüşme Rusya’nın Kuzey Kore sorunu üzerindeki etkisi tesis edebileceği gibi Kuzey Kore’nin ABD ile müzakere görüşmelerinde etkin konumda olmasına yardımcı olur. Rusya lideri Putin 9-10 Haziran’da Çin’in Qingdao şehrinde düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü başkanlar zirvesine katılmak üzere Çin’i ziyaret edecektir. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün yeni üyeleri olan Hindistan ve Pakistan dâhil Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan devlet liderleri ile görüşme fırsatı bulacak olan Başkan Putin, Kuzey Kore meselesi ile ilgili müzakereleri yapması muhtemeldir. Ayrıca Başkan Putin ile Başkan Trump arasındaki görüşme de hazırlanmaktadır.  Bundan önce Alman Başbakanı Angela Merkel ile Soçi’de bir araya gelmişti. Rusya’yı en çok ilgilendiren diğer bir konu ise FIFA 2018 Dünya Kupası, 14 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında Rusya’nın 11 farklı kentinde düzenlenmesidir. Söz konusu Dünya Kupası, siyasî anlamda Başkan Putin’in etkisini sağlayacak bir fırsat olacaktır.

ABD’nin nazarında Kuzey Kore ve İran gibi nükleer silahlar peşinde olan ve terörizme sponsorluk yapan ülkeler serseri ülkelerdir, ancak ABD’nin Kuzey Kore’ye olan ilgisi ve İran’a olan baskısı farklıdır. Bunun altında yatan sebepler muhtemelle ABD’nin Ortadoğu çıkarlarıdır. Bölgenin en önemli çıkarından biri İsrail devletinin güvenliğidir. İran, doğusundaki düşman Taliban hükümeti ve batısındaki düşman Saddam hükümetinden kurtulduktan sonra Ortadoğu bölgesinde yayılmaya başlamıştır, özellikle 2015’te dünyanın önde gelen altı devleti arasında imzalanan ambargoyu kaldırması karşılığında nükleer çalışmasını durdurmasına ilişkin kararından sonra İran bu adımları hızlandırmıştır. Bu girişimler İsrail’i ve Suudi Arabistan’ı rahatsız etmiştir. ABD söz konusu anlaşmadan çekilmiş, büyükelçiliği Kudüs’e taşımış, son model savaş uçağı olan F35’i İsrail’e göndermiş ve bu tür uçağın ilk defa savaşa girmesi Suriye’deki İran üsleri ve diğer askerî yapıtlara saldırması olmuştur. Rusya da geri planda kalmadığı gibi kendisinin ürettiği son beşinci nesil uçağı olan Su 57 ve taşıdığı füzelerle Suriye’de denemeye başlamıştır.

Başkan Trump’ın ithal edilen çeliğe %25 ve alüminyuma %10 ek gümrük vergisi uygulamasının 1 Haziran’dan itibaren yürürlüğe girmesiyle karardan etkilenen ülkeler tepkisini göstermiştir. Özellikle Avrupa ülkeleri Başkan Trump’ın kural tanımaz tutumu karşısında daha fazla ittifak olmasına ve ABD’nin çelik ve alüminyum üzerinde yapmış olan ticaret savaşına karşı çıkacağını iddia etmektedir. ABD sadece müttefik olan Avrupa ülkelere değil, en uyumlu olan iki komşusu Kanada ve Meksika’ya da çelik-alüminyum için ek gümrük vergisi almaktadır. Söz konusu ülkeler 2017 yılında ABD’ye 23 milyar dolar değerinde çelik ve alüminyum ihraç etmişti. Bu da, ABD’ye geçen yıl ihraç edilen toplam 48 milyar dolar çelik ve alüminyumun neredeyse yarısına denk geliyor. 3 Haziran’da G7 üyesi altı ülkenin maliye bakanları ile Avrupa Birliği Kanada’da bir araya geldikleri üç günlük zirvenin ardından ABD’nin bu tutumunu eleştirmiştir. ABD’nin bu uygulamadan rahatsız olan Avrupa ülkeler ABD’ye karşı da ticaret savaşını başlatabileceğini ileri sürmektedir. Çin ile başlayan ABD’nin ticaret savaşı şimdi büyük güçlere de kapsamaya başlamıştır. Yorumlara göre Başkan Trump müttefiklerini kaybediyor. Batı ülkeleri, ABD’nin belirsizlik politikası ve yükselen Çin’in meydan okumasına karşına karşı daha sıkı bir ittifakın oluşturmasına çağrıda bulunmaktadır.

İtalya’da aşırı sağcı Lig partisi ile sistem karşıtı M5S’nin oluşturduğu ve Başbakan Giuseppe Conte’nin liderliğindeki yeni koalisyon hükümeti 1 Haziran’da oluşmuştur. Böylece üç aydan beri devam gelen siyasî huzursuzluğa son vermiştir. Harcamaları artırma, AB mali düzenlemelerine karşı çıkma, Müslümanlara yönelik sert politika uygulama ve göçü kontrol etme taahhüdü veren bu hükümet, AB’nin içinde de huzursuzluğu yaratacağı gibi iktisadi politikaları yar verdiği takdirde istikrarsızlık da yaratılacağı aşikârdır. İspanya’da yolsuzluk davası ve ana muhalefet partisinin verdiği gensorunun kabul edilmesiyle birlikte Mariano Rajoy hükümeti düşmüştü. Yeni başbakanı İspanya Sosyalist İşçi Partisinin (PSOE) lideri Pedro Sanchez’in oluşturduğu hükümeti de mevcut ekonomik ve finansal krizi aşmak için uygun bir politika oluşturması beklenmektedir. Her iki yeni hükümetin başarısı bu politikalarına bağlıdır.

 

04.06.2018