Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Pastör Brunson Olayı Örneğinde ABD, Uluslararası İlişkiler ve Din

Ejder OKUMUŞ
27 Ağustos 2018 15:24

Din, Toplum ve Uluslararası İlişkiler

Din, toplumsal gerçekliğin ayrılmaz, etkili ve çoğu durumlarda belirleyici bir unsuru olmaya devam etmektedir. Birçok toplumsal, kültürel, ekonomik, siyasal vs. işlev ve boyutu bulunan, fakat yapısı gereği işlevlerine indirgenemeyecek olan din, özellikle meşrûlaştırma gücüyle insanların ister samimiyet düzleminde, isterse istismar düzleminde yapıp ettiklerine onay alarak geçerlilik kazandırdıkları bir kurum olarak dikkati çekmektedir.

Esasen din, toplumsal hayattaki belirleyiciliğiyle toplumların kimliği haline gelmektedir. Bu bağlamda denilebilir ki her millet, her toplum, her devlet, kendini diğer millet, toplum ve devlete karşı din üzerinden tanımlayabilmektedir. Her toplum, kendisinin kim olduğunu diniyle veya dinleriyle ile izah etme yoluna gidebilmektedir. Bunu açık veya örtük olarak yapması durumu değiştirmemektedir.

Laik yönetimlerin varlığına rağmen özelde devletlerarası, genelde uluslararası ilişkilerde din, etkili bir unsur olarak devreye sokulmaktadır. Bunu dinin milliyetçilik de dahil diğer pek çok unsura göre insanı yapılan edilenleri anlamlandırması, meşru/geçerli görmesi ve onaylamasında çok daha güçlü bir şekilde etkilemesiyle izah etmek mümkündür. Hıristiyan din adamı Brunson’ın ABD’nin uluslararası ilişkilerinin bir boyutu haline gelmesi de buna örnek olarak alınabilir.

Pastör Brunson Olayı

Özellikle son birkaç aydır adı hep dünya gündeminde olan pastör Andrew Craig Brunson, İzmir’de yaşayan ve göründüğü biçimiyle bir kilisede görev yapan Hıristiyan bir din adamıdır. Bilindiği üzere İzmir'de, terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla 2016’da tutuklanan Brunson’ın tutukluluk hali, kısa bir süre önce sağlık sorunları gerekçe gösterilerek ev hapsine çevrildi.

Görünüşte İzmir’de Diriliş Kilisesi’nde pastör olarak görev yapan Brunson, Amerikan yönetimi tarafından koparılan gürültüye bakılacak olursa, Amerika için din adamı olmanın ötesinde bir anlam ifade ediyor. Muhtemelen Brunson’ın din adamlığı görevinin yanı sıra veya din adamlığı görevi adı altında Amerika için çok daha önemli görevi veya görevleri vardır. Bu görevler ABD hükümeti için çok hayati olsa gerektir ki Brunson olayının peşini bir türlü bırakmamakta ve Brunson olayı üzerinden Türkiye’ye karşıt bir politika izlemeyi sürdürmektedir.     

Brunson’ın Uluslararası İlişkilerin Konusu Haline Gelmesi

Hıristiyan din adamı ve anlaşılan başka görevlerle de muvazzaf Burnson, tutuklandığı günden bugüne kadar Amerika’da en üst düzeyde gündem konusu yapıldı ve serbest bırakılması için Türkiye katında bazı çabalara girişildi. ABD, başkan, başkan yardımcısı, Beyaz Saray sözcüsü, dış işleri bakanlığı sözcüsü vs. düzeylerinde internet üzerinden, basın toplantılarıyla, ikili görüşmelerde Brunson’ı gündem yaptı. Böylece Brunson, Türkiye’nin bir iç hukuk olayı olmaktan çıktı ve ABD ekseninde uluslararası siyasetin bir parçası haline geldi.

Brunson’ın tutukluluğunun ev hapsine çevrilmesi olayıyla birlikte ABD işi daha ileri boyutlara götürmeyi tercih etti. Bu bağlamda Türkiye ve dünya kamuoyu, ABD’den en üst düzeyde Türkiye’yi yaptırımla tehdit eden mesajlara tanıklık etti. Sırayla ABD başkan yardımcısı Evanjelist Pence ile Başkan Trump, Brunson’ın serbest bırakılmaması durumunda Türkiye’ye geniş yaptırımlara yöneleceklerine dair açıklamalar yaptılar. Nitekim ABD, resmen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül'e yönelik yaptırım kararı aldı. Dahası Tükiye aleyhine bazı ekonomik kararlar da aldı.

ABD’nin Uluslararası İlişkiler Boyutunda Dinin Yeri

Dinlerin çeşitliliğiyle dikkati çeken ABD’nin iç politikasında da dış politikasında da öteden beri dinin yeri büyüktür. Kiliseler ABD’de siyaset bağlamında etkili roller üstlenirler. Din ve kiliselerin, uluslararası ilişkiler planında Amerika’nın en belirleyici unsurlarından olduğu söylenebilir. Din ile çeşitli düzey ve düzlemlerde sıkı bir ilişki içinde olduğu anlaşılan bir devlet olarak ABD, kendi toplumu içinde bütün din ve dinî oluşumlara eşit mesafede olmayı anayasal bir zorunluluk olarak görmekteyse de gerek ulusal, gerekse uluslararası siyasette Hıristiyanlıktan gelen bir takım prensip ve inançların etkisi altında hareket edebilmektedir.

Türkiye’nin iç hukuku kapsamında gerçekleşen, fakat ABD’nin dış politikasının bir parçası olarak gördüğü Brunson olayını, bu çerçevede anlamak lazımdır. ABD, Fetö lideri Fethullah Güleni ve üst düzey bağlılarını hukuki prosüdürlere göre istenmelerine rağmen Türkiye’ye verme konusunda hiçbir çaba emaresi göstermezken, Türkiye’de yaşayan ve teröre yardım ve yataklık yapma suçuyla yargılanan Brunson’un serbest bırakılması için en üst düzeyde çaba harcaması, gündem oluşturması, o ülkenin uluslararası ilişkilerde ister samimiyet, ister istismar planında dine ne kadar önem verdiğini gösterir. O halde ABD’nin Burnson olayında Türkiye’ye baskı yapmaya kalkışması, yaptırım tehdidinde bulunması gibi tutumunun arkaplanında bir teolojinin mevcut olduğunu söylemek mümkündür, hatta daha özele inilirse şu noktada bir evangelist siyasetin söz konusu olduğu iddia edilebilir.

Kısaca ve özet olarak ABD’nin dış politikasında, uluslararası ilişkilerinde din değişik boyut, biçim ve içeriklerde en etkili parametrelerdendir; fakat bu olayda bilhassa başkan yardımcısı Pence’in ve Brunson’ın evanjelist kilise mensubiyetleri, durumu daha da hassas hale getirmekte, derinleştirmekte ve genişletmektedir.

Din İstismarı mı?

ABD’nin Brunson olayını sahiplenmesi ve işi Türkiye ile ilişkilerini belli noktalarda bozmaya kadar vardırması, salıverilmemesi halinde durumun daha da ağırlaşacağı ve kötüye gideceği tehdidinde bulunmasının bir yönüyle yukarda izah edilmeye çalışıldığı gibi dinin bir kimlik unsuru olmasıyla ilgili boyutları varken bir yönüyle de din istismarıyla ilgili boyutları da vardır. ABD, diplomatik nezaket kuralları da dâhil müttefik iki ülke arasındaki ilişkileri hiçe sayarcasına Brunson üzerinde aşırı ısrarcı tutuma girmekle insanın aklına “acaba dini kendi siyasal amaçları için istismar mı ediyor?” sorusunu getirtiyor. Konuyu sürekli din üzerinden ve masum din adamı söylemi üzerinden işleyip gündemde tutması, ABD’nin dini istismar yönünde araçsallaştırdığını göstermektedir. Açıkça hukuk üzerinden veya Brunson’ın asıl görevi üzerinden gitmediğine ve hep din üzerinden gittiğine göre dinin meşrûlaştırım boyutuna istismar istikametinde başvurduğunu ortaya koymaktadır.

 

27.08.2018