Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Marshall - NATO- İsmet İnönü - ABD Projeleri

Bülent ERANDAÇ
10 Ekim 2018 17:45

AK Parti’nin 5-7 Ekim tarihlerinde Kızılcahamam’da gerçekleştirdiği toplantıda Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmalar, tarihsel çağrışımlar bağlamında ilginç tartışmalara damga vurdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sadece bugün değil, gelecekte de çok konuşulacak konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye IMF defterini tekrar açmamak üzere kapatmıştır. Bu açık gerçeklere rağmen, IMF konusunun gündeme getirilmesinin gerisindeki hesapları gayet iyi biliyoruz. Ülkemizin başına IMF musibetini saran CHP'nin geçmişi daha vahim siyasi ve ekonomik sabıkalarla doludur. Hani meşhur Marshall Yardımı meselesi var. Bu yardımın öncülerinden bir tanesi de İnönü'dür.  İsmet İnönü'nün ülkenin başında olduğu dönemde Amerikan yardımları bahane edilerek tüm stratejik savunma sanayi projelerinin iptal Araştırma geliştirme ve üretim faaliyetleri durduruldu. Uçak yapımına ABD yardımı sonrasında son verildi. Hürkuş olsun gerek diğerleri olsun hepsi böyle durduruldu. Eğer o gün bunlar yapılmış olsaydı, bugün biz çok olurduk. İşte bu utanç verici mirasın sahibi CHP, bugün çıkmış bizi IMF ile şununla bununla suçluyor. Önce siz kendi geçmişinizdeki lekeleri temizleyin”

Cumhurbaşkanımızın tarihsel çağrışımlar yapan bu sözlerinin üzerinde dikkatle durmak yararlı olacaktır.

Dünya Savaşı tamamlandıktan sonra Yalta Konferansı, 4 Şubat 1945’de Kırım’ın Yalta şehrinde Lavidia Sarayı’nda yapıldı. Konferans’ta ABD’yi Roosevelt, İngiltere’yi Churchill ve SSCB’yi Stalin temsil ediyordu. Konferans’ta Almanya’nın savaş sonrasında silahsızlandırılması, Avrupa’nın etki alanlarının taraflarca belirlenmesi gibi hususların yanı sıra, BM’nin kurulması da teklif edilmişti.

1945’de Türkiye BM’ye katıldı. 1947’de Truman Doktrini kabul edildi. İSMET İNÖNÜ döneminde ABD ile bir dizi ikili antlaşmalar imzalandı. Bu antlaşmalar Türkiye’yi ağır sorumluluklar altına soktu. Bu maddelerden birinde: T.C. Hükümeti sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD’ne sağlayacaktı.” Bu antlaşmanın sınırı da belirsizdi… Eğitim Antlaşması 27-Aralık 1949 yılında imzalandı. İmzalanan antlaşmaya göre Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu kurulacak, parasını Türk Devleti verecekti. Komisyon üyeleri dördü ABD, dördü Türk olmak üzere 8 kişiden teşekkül edecek, oylar eşit olduğu takdirde kararı komisyon başkanı verecekti. Komisyon başkanı ABD’nin diplomatik misyon şefi idi.

Avrupa’da yükselen sol dalga ve ABD’ye karşı Sovyetler Birliği’nin yükselmesi ABD’yi Avrupa’yı ekonomik olarak destekleme projelerine yöneltti. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, 5 Haziran 1947'de Harvard Üniversitesinde verdiği bir nutukta "Marshall Planı"nı sundu. Plana göre; Avrupa ülkeleri her şeyden önce kendi aralarında bir ekonomik işbirliğine girişmelilerdi ve birbirlerinin eksikliklerini kendileri tamamlamalılardı. Bu genel işbirliği sonunda bir açık ortaya çıktığında Amerika, bu açığın kapatılması için yardım etmeliydi. Marshall Planı, 11 Eylül 1947'de ABD kongresi tarafından onaylandı. İsmet İnönü’nün tek parti yönetimi1948’de Marshall yardımı planını imzaladı.

Marshall Planı, yardımın kullanım alanlarının ve genel olarak Türk ekonomisinin temel hedeflerinin Amerikalılarca belirlenmesi sonucunda, Truman Doktrini ile gelen yardımlar Türkiye’nin dışa bağımlı hale gelmesine yol açıyordu.

Bundan altı ay sonra 1948'in Haziran ayında ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Siyaset Planlama Müdürü ve aynı zamanda Marshall Planı'nın da mimarı olan George Kennan’ın hazırladığı NSC-10/2 kodlu başka bir kararname ise CIA’ın örtülü savaş yöntemlerini sınırsız hale getiriyordu.

“Washington tarafından var sayılan Komünizm tehlikesine karşı çıkarılan bu son kararname; ABD hükümetlerine ahlak kurallarını ortadan kaldıran her türlü gizli harekâtı meşru kabul eden” bir yetki veriyordu. ABD gizli belgesinde CIA’e verilen yetkileri özetleyen şu paragraf her şeyi anlatıyor.

ABD’nin gizli harekât yöntemleri: “Doğrudan önleyici eylemlerde bulunma; bu amaçla propaganda, ekonomik savaş, sabotaj, anti sabotaj, tahrip, tahliye gibi tedbirlere başvurmak; düşman yönetimleri devirmek; bu amaç doğrultusunda teröristlere, direniş hareketlerine, sığınmacı gruplara destek vermek!”

NSC-10/2 kodlu bu gizli belgede, örtülü casusluk faaliyetlerinin deşifre olması halinde nasıl davranılması gerektiği de tedbiren belirlenmiş ve şu yöntemler kayda geçirilmişti. “Bütün bu eylemler öyle bir şekilde planlanmalıdır ve uygulamaya konmalıdır ki; Amerikan hükümetinin bu eylemlerdeki sorumluluğunu yetkisiz kişiler açıkça göremesin; gören olursa da ABD hükümeti bunu inandırıcı bir şekilde reddedebilsin…”

Gizli kararnamede “gizli eylem” de şöyle tanımlanmıştı: “ABD'nin dış politikası doğrultusunda hükümetleri, olayları, örgütleri ya da kişileri etkilemek üzere yapılan ama Birleşik Amerika hükümetinin ilişkisinin belli olmayacağı örtülü eylem.”

Washington, kendine bağladığı zayıf ve çaresiz ülkeleri havuç ve sopayla ABD çizgisinde hizaya getiriyordu. Marshall Planı’yla da CIA operasyonları örtülü yürütülüyordu.

İsmet İnönü’den sonra Türkiye-ABD ilişkileri:

1945’lerden başlayan ABD kementleri süreci,1960 darbesiyle, Nato’nun Türkiye hegemonyasını sağladı. Sovyetler Birliği’nin, 1979’dan itibaren Müslüman Afganistan’ı işgale başlaması, ABD(CIA-Pentagon)Müslüman dünyaya yönelmesi, Türkiye’nin daha çok kıskaca alınması söz konusu oldu. Nitekim1980 Kenan Evren darbesi, bir ABD-CIA-Pentagon planıyla Türkiye’nin boğazına kement atılmasında büyük rol oynadı.

Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal ettiğinde Afgan halkı zayıf ve çaresizdi. Sovyet işgaline karşı çeşitli direniş örgütleri kuruldu. Kurulan örgütlerin önderi El Kaide, CIA-Pentagon planı ile geliştirildi.  Para ve silah gücü ABD ve Suudi Arabistan desteğinden kaynaklanıyordu. Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgal edilmesi karşısında ABD yönetimi El Kaide’yi “Komünizmin yayılmasını durdurmak’ gerekçesiyle desteklediğini söylüyordu.

Afganistan’da aldığı hezimet Sovyetlerin sonunu getirdi. Varşova Paktı dağıldı. Washington, ABD liderliğinde tek kutuplu bir dünya hayali kurmaya başladı. Hedefe bu defa Müslümanlar ve İslam ülkeleri konuldu.

Dünyayı ikna edecek “meşru” bir gerekçe CIA tarafından bulundu. Derin ABD o güne kadar destekleyip büyüttüğü El Kaide’ye son bir iş daha verdi. 11 Eylül 2001’de yaptırılan ÇAKMA CIA-MOSSAD OPERASYONLARIYLA İslam ülkelerinin işgaline sebep bulundu. CIA’nin planıyla El Kaide tarafından uygulanan kurgu saldırı, bir NSC-10/2 kodlu belgeye uygun eylemdi.

TRUMP-DERİN AMERİKA-YENİ PROJELER

Amerika Birleşik Devletler (ABD) Başkanı Donald Trump, kendi döneminin ilk Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi‘ni 18 Aralık 2017 ‘te açıkladı. Trump’ın açıklamalarında dikkat çeken vurgu, Amerikan milliyetçiliğinin yükselişini yansıtan Önce Amerika sloganıydı. Amerikan gücünün yeniden inşasını belirten açıklamalarıyla Trump, önümüzdeki dönemde uluslararası zeminde belirleyici unsurun güç endeksli ilişkiler olacağını ortaya koymuştu.

Hatırlayalım. Trump’ın bu açıklamaları New York Times tarafından Soğuk Savaş’a dönüşün başlangıcı olarak yorumlanmıştı.

Trump üzerinden CIA-Pentagon-Savaş baronları,1980’lerde Komünizme karşı Müslüman El Kaide’yi destekleyen ve büyüten ABD, şimdilerde ise yine NSC-10/2 kodlu belgeye uygun olarak Suriye ve Irak’ı parçalıyor, Türkiye’de islama karşı İslam için geliştirilen FETÖ, Marksist-Komünist PKK ve türevleri değişik taktiklerle kullanıyor.

ABD gizli belgeleri, Trump’ın göreve geldiği günden beri uygulanmakta ve Ortadoğu siyasetini şekillendiren temel unsur olan ve kriz yaratma stratejisi  yürütülmektedir.

 Son aylara dikkatle bakılırsa, Suriye, Yemen ve Lübnan’da artan İran etkisinin ABD yönetiminde ciddi bir rahatsızlık yarattığı, Trump belgeyle birlikte Amerikan stratejisinin hedefteki ülke tahtasına yeniden İran adını yazdığı ve bir kez daha Haydut Devlet olarak ilan edildiği görülmektedir.

CIA-Pentagon, İran’ı yalnızlaştırmaya yönelik girişimler, Türkiye-Rusya-İran mihverini bozma taktikleriyle yürütülen Amerikan politikasından dikkatlerimizi hiç ayırmamamız gerekiyor.

Amerikan siyasetinin büyük ölçüde İsrail’in güvenliğini sağlama hassasiyetiyle şekillenmeye devam edeceğinin ve evanjelik aklın belirleyici olacağını da sık sık görmekteyiz. Trump döneminde müttefik olarak İsrail-Mısır-Suudi Arabistan üçlüsünün değerlendirildiği meydandadır.

Trump’ın Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi içerisinde tıpkı Bush döneminde olduğu gibi, cihatçı terör vurgusu, ABD’nin nasıl bir Ortadoğu politikası uygulayacağı hakkında fikir vermektedir.

Kuşkusuz cihatçı terör vurgusu, Irak Şam İslâm Devleti (IŞİD) ve El-Kaide gibi radikal terör örgütlerini akla getirse de, bu kavramın tüm İslâmi yapıları potansiyel terörist ilan eden bir İslamofobi barındırdığı gerçeği karşımızdadır.

Trump Belgesinde ifade edilen tüm cümlelere bakıldığında, ABD’nin müttefik ve düşman algısında ciddi bir değişim bulunmadığı ve İslam dünyasını yeniden tasarımlamak, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) haritalarını gerçekleştirmek, DERİN ABD (CIA-PENTAGON) için öncelikli hedefti. Trump Doktrini’nin ABD’nin Ortadoğu politikasında Bush Doktrini’nden farkı yoktu.

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan liderliğinde Bağımsız ülke olma çizgisini koruyan Türkiyemiz, Derin ABD planlarını akamete uğrattığı için hedeftedir.

Nitekim Son dönemde Türk-Amerikan ilişkilerine bakıldığında, zaten bir tehdit diplomasisi yürütüldüğünü görmek mümkündür.

Islama karşı İslam projesi yürütmekte olan DERİN ABD’ye karşı, inşa edilen Ankara-Tahran-Moskova ittifakı, Kuzey Irak-Kuzey Suriye-Akdeniz arasındaki KORIDORU, içeriğinde, İKİNCİ İSRAİL VE UYDU PKK DEVLETÇİKLERİ enerji güzergâhı oluşturmayı durduran bir pozisyon yaratmıştır.

Ancak, Irak ve Suriye’de oluşacak iki  Koridoru’nun zaman içerisinde birleştirilmek isteyen DERİN ABD’nin, PKK’nın Suriye kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile ittifakını sürdürmesi, PYD’yi Amerikan ordusunun kara gücü haline dönüştürmesi, Türkiye’nin bugün en hassas olduğu bir durumdur.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan-Türkiye, koridorun Suriye parçasının oluşturulmasını ne pahasına olursa olsun önlemeye kararlıdır. Amerikan saldırganlığının Türkiye’yi güneyden kuşatma girişimi gerekirse, savaşarak önlenecektir. Amerikan saldırganlığı karşısında bölgedeki devletlerin egemen politik varlıklarını koruma hassasiyetiyle geliştirdiği ittifaklar, bölge halklarının bölgenin geleceğini kendi iradesiyle belirleme talepleri de, inşallah DERİN ABD planlarını paçavraya çevirmekle sonuçlanacaktır.

 

10.10.2018