Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
NATO’nun Füze Kalkanı Türkiye’yi Korumuyor!
SDE’de ‘‘NATO Füze Kalkanı ve Türkiye’’ konulu beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi. SDE Uzmanı Doç. Dr. Aytekin Geleri’nin yönettiği toplantıda NATO İttifakının yeni stratejik konsepti, kurulacak olan füze savunma sisteminin Türkiye iç siyasetine etkileri ve diğer üye ülkeler açısından olası sonuçları değerlendirildi.
07 Ocak 2011 18:34

 

 

 

Toplantıda şu isimler hazır bulundu: SDE Uluslararası İlişkiler Programı Koordinatörü Prof. Dr. Birol Akgün, Polis Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İdris Bal, TÜRKSAM Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Celalettin Yavuz, TÜRKSAM Silahsızlanma ve Silahların Kontrolü Enstitüsü Başkanı Dr. Serdar Erdurmaz, Taraf Gazetesi’nden Gazeteci-Yazar Lale Kemal, Yeni Şafak Gazetesi’nden Gazeteci- Yazar Tamer Korkmaz, SDE Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Aydın Bolat, Yazar -E. Yarbay Şenol Özbek.

İlk olarak sözü alan Prof. Dr. Birol Akgün, öncelikle NATO’nun amaç ve işleyiş mekanizmasına değindi. Akgün, SSCB’nin ortadan kalkmasının ardından bir tehdit unsuru olmadığı halde NATO’nun neden hala ortadan kalkmadığı konusunu açıklarken NATO’nun değişen dış şartlara cevap olarak dönüşüme uğradığını belirtti. 19-20 Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon’da düzenlenen Zirve’den de söz eden Akgün, Füze Kalkanı Projesinin neyi amaçladığını “Füze Kalkanı, balistik füze saldırılarına karşı NATO üyelerinin tamamına güvenlik şemsiyesi sağlayacak” diyerek açıklarken nasıl okunması gerektiğini ise şu şekilde ifade etti:
 
“Füze Kalkanı Projesi ile beraber ABD’nin transatlantik ittifak içindeki liderlik rolü pekiştiriliyor. Bu proje dünyadaki belirsiz tehditlere karşı ABD’nin elini güçlendiriyor (herkes düşman görülebilir).Türkiye gibi ülkeler Batı ile birlikte hareket etmeye zorlanıyor. İsrail’e de İran füzelerine karşı bir güvenlik şemsiyesi sağlanıyor. Obama güvenlik konularında yetersiz olduğuna ilişkin Neo-Con eleştirilerini bertaraf ediyor. Bush döneminden kalma bir projeye sahip çıkılarak, Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu yeni kongreye zeytin dalı uzatılıyor. İsrail’in İran’a saldırarak ABD’yi bir oldubitti ile karşı karşıya bırakma kozunu elinden alıyor”
 
Gazeteci Tamer Korkmaz ise, Füze Kalkanı Projesi’nin Reagan dönemindeki Yıldız savaşları projesinin aynısı olduğunu ve Füze kalkanı projesinin son derece akıllıca bir manevra ile NATO şemsiyesi altında gerçekleştirildiğini vurguladı. Korkmaz, “NATO, ABD’nin kontrolünde olması açısından önemli bir enstrümandır. ABD’nin savunma harcamaları son derece yüksek rakamları ihtiva ederken ABD, bu projeyi NATO üzerinden yaparak ülke içinde kendisine yöneltilebilecek olası eleştirileri azaltmış oldu. Türkiye açısından konuya bakacak olursak da gündemdeki en önemli meselenin İran olduğunu görürüz. Türkiye, bölgede herkesten faklı bir konumdadır ve ABD’ye hayır diyebilen tek ülke Türkiye’dir. Bana kalırsa Füze Kalkanı Projesi Türkiye’nin test edilmesi anlamına geliyor. Bu durumu, Türkiye’nin son dönemde benimsemiş olduğu “Sıfır sorun politikası” ve bölgesinde giderek yaygınlaşan ekonomik entegrasyon, vizelerin kalkması gibi konularda yaptığı çalışmalara karşı tepki ölçmek için kullanılan bir tür araç olarak da görmemiz mümkündür.” diyen Korkmaz, şunları da ilave etti:
 
“Bu proje Türkiye’yi sıkıştırmaya ve komşularıyla kurgulanmış çatışmaya ayarlı bir projedir. ABD, Türkiye’yi NATO ile birlikte hareket etmeye zorluyor. İran’la ilişkilerimizin iyi bir noktada olduğu sırada bu pozisyonu tamamen farklı bir noktaya çekmeye çalışıyor. İran’ın bizi vuracağı gibi varsayımlara dayalı politikalar yürütülürse şayet ilişkiler bozulur. Bu durum Türkiye’nin bölgesel güç olma yolundaki çabalarını sekteye uğratacaktır.”
 
SDE Yüksek İstişare Kurulu üyesi Aydın Bolat, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bu durumu bir ikilem olarak değerlendirirken NATO içinde yer alan Türkiye’nin bir çeşit baskıya maruz kaldığını, 1952 yılından itibaren yaşanan siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, ülkede yaşanan darbelerin NATO faktöründen ayrı düşünülemeyeceğinin altını çizdi. Bolat, “NATO’nun Türkiye’ye kattığı birtakım iyi şeyler muhakkak vardır ancak vebali ve sorumlulukları da vardır. Bu açıdan bakınca Bugün eğer “sıfır problem” çerçevesinde ilişkiler kurabildiysek NATO’nun dayatmalarını gözden geçirmemiz gerekir. Türkiye’nin bölgesel güç olma ihtimali yanında küresel oyuncu olma ihtimali ABD’yi endişelendirmektedir ve Füze Kalkanı Projesi bu düşüncenin bir ürünüdür.” diye konuştu. Bolat, Türkiye’nin Füze Kalkanı Projesine bir gün takoz koyacağını ve bunu gerekirse NATO üyeliğinden ayrılma pahasına gerçekleştireceğini de ifade etti.
 
Ardından sözü alan E. Dnz. Kur. Alb. Doç. Dr. Celalettin Yavuz, tarihi hafızanın gözden geçirilmesi gerektiğini NATO’nun Türkiye’yi üyeliğe çağırmadığını Türkiye’nin üyelik istediğini ve bu sayede Sovyet tehdidinin Türkiye’de hissedilmediğini ifade etti. Çevre ülkelerinden bize yönelik tehditlerin inkar edilmeyeceğini de belirten Yavuz şunları ekledi: “Türkiye şu anda NATO’dan ayrılabilir ancak ayrılırsak bugün aldığımız silahların yedek parçasını bile almamız mümkün olmayabilir. Türkiye’nin tek başına bir caydırıcılığı olmaz.”
 
Prof. Dr. İdris Bal ise ABD’de Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında sadece metodolojik olarak fark bulunduğunu belirterek Füze Kalkanı’nın ABD’nin dünyadaki etkinliğini pekiştirdiğini kaydetti. ABD’nin 500 milyar dolarlık savunma harcaması ile dünyadaki toplam harcamanın yüzde 52’sini yaptığını hatırlattı. Bal, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde “kazan-kazan” yerine “sıfır toplamlı oyun” stratejisinin benimsendiğini belirterek son zamanlarda daha farklı bir politika izlendiğini, ilişki kurulurken karşılıklı ticareti geliştirme yolunun tercih edildiğini belirtti.
 
Kalkan Ankara’yı Korumuyor!
 
Dr. Serdar Erdurmaz, Belçika’da askeri ateşe olarak görev yaptığını kaydederek NATO’nun Türkiye’nin ağırlığını koyabildiği tek platform olduğuna dikkat çekti. NATO’nun konseptinin hala savuma odaklı olduğunu siyasi herhangi bir yönünün bulunmadığını belirtti. NATO’nun içinde akredite olmuş bütün orduların terörü yok etmek üzere çalıştığını dile getiren Erdurmaz, NATO’nun Türkiye’ye hiçbir şey dikte etmediğini ittifakta kararların oybirliği ile alındığını vurguladı. “Füze Kalkanı Projesi’nde Türkiye’nin gündeme gelmesi “Sıfır Sorun Politikası”ndan kaynaklanmaktadır. Türkiye bu projeye “Hayır” deseydi. Proje gündeme gelmeyebilirdi. İran’a baktığımızda çok ciddi nükleer faaliyetler yürüttüğünü görüyoruz. İran tehdit unsuru olmasa bile bir tehdit ortaya konulmalı ki savunma sistemi oluşturulabilsin. Askeri açıdan bakınca şunu düşünebiliriz; Askerler ilişkilere günün koşulları içinde bakmazlar. Savunma sistemi açısından bakarlar. Böyle düşündüğümüz zaman ülkeler silahlanmaya giderken biz de bir savunma sistemi geliştirmek durumundayız. Ve Türkiye bu derece maliyetli bir sisteme kendisi sahip olamaz ancak ABD’nin sahip olduğu sistem esas alınarak NATO içinde bir entegrasyona gidilebilir. ABD, İsrail’in koruması için bu ülkeyle ayrı bir anlaşma yaptı ve istihbarat paylaşımı garantisini verdi.”
 
Füze Kalkanı konusunda teknik bilgiler de veren Erdurmaz, Gazeteci Yazar Alper Tan’ın sorusu üzerine mevcut Füze Kalkanı projesinin Türkiye’yi korumadığını ifade etti. Erdurmaz, “Uzun menzilli füzeler 20 dakika içinde atmosferin dışına çıkıyor. Bu süre içinde imha edilebilmesi için 500 kilometre geride olunması lazım. Bu durumda İran Ankara’ya füze fırlatırsa bunun havada imhası teknik olarak mümkün değil. Hedef İstanbul olduğu takdirde ise belki önlenebilir” şeklinde bilgi verdi.
 
“Üçüncü Dünya Savaşının Altyapısı Oluşturuluyor”
 
Şenol Özbek, Füze Kalkanı Projesi’nin sadece teknik bir konu olarak ele alınamayacağını belirtirken şunları dile getirdi: “Savunma harcamaları son derece yüksek maliyetli olan ABD gibi bir ülke için füze kalkanının bütçesi bir şey ifade etmez. Bu proje Üçüncü Dünya Savaşını’nın altyapısını oluşturacak bir projedir. ABD, bir bloklaşmanın önünü açıyor ve askeri bir mantığı yerleştirmeye çalışıyor. Bu biçimde keskin kutuplaşmalar da kaçınılmaz olmaktadır. Böyle bir denklem içinde siz karar verici konumdasınız. Aslında karar vermemiz gereken şey Türkiye’nin gücünün ne olduğu sorusudur. Bu sorunun cevabını ise Türkiye’nin iç ve dış çekişmelerini göz önünde bulundurarak verebiliriz. Bu karar sizin hangi blok içinde yer almanız kararıyla da yakından ilgilidir.”
 
Son olarak sözü alan Gazeteci Lale Kemal, Türkiye’nin 19-20 Kasım tarihlerinde Lizbon’da gerçekleşen zirveye giden süreçteki durumunun uluslararası alanda ülkenin hangi konumda olduğuna ilişkin soruya yanıt verdiğini belirtti. Türkiye’nin doğru bir politika izlediğinin altını çizen Kemal, herkesin tehdidin İran olduğu konusunda hemfikir olduğunu ifade etti. Kemal, “Asker ile hükümetin konumuna baktığımız zaman sivil iradenin daha ön planda olduğunu görüyoruz. Söz konusu durum göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun, dengeli bir siyaset izlediğini söylememiz yanlış olmaz.” 
 
Haber: Yasemin Küçer
Foto: Feyzan Ece Çapa