Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
Kıbrıs Rum Yönetiminin Döneminde Türkiye-AB İlişkileri
Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde 11 Haziran 2012 tarihinde “Kıbrıs Rum Yönetiminin AB Dönem Başkanlığı ve Türkiye-AB İlişkileri” başlıklı bir yuvarlak masa toplantısı düzenlendi. SDE Uluslararası ilişkiler Koordinatörlüğü tarafından organize edilen toplantının moderatörlüğünü Uluslararası ilişkiler Koordinatör Yardımcısı Doç. Dr. Murat Erdoğan yaptı. Toplantıya konuşmacı olarak TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı ve İzmir Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Tekelioğlu, ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Polis Akademisi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yılmaz Çolak, KKTC Cumhurbaşkanı Danışmanı Doç. Dr. Mehmet Hasgüler ve Gazeteci Nur Batur katıldı.
12 Haziran 2012 11:09
Toplantı SDE Başkanı Prof. Dr. Yasin Aktay’ın açılış konuşmasıyla başladı. Aktay, konuşmasına Kıbrıs Rum kesiminin AB kriterlerini yerine getirmediği halde üye yapılmasının AB için bir çelişki olduğunu vurgulayarak başladı. Bununla birlikte AB’nin Türkiye için önemli bir birlik olduğunu ve Türkiye’ye epeyce bir şeyler kazandırdığını belirten Aktay, Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğine ilişkin iki yaklaşım olduğunu bunlardan birinin “Türkiye’nin üyeliğine karşı direnç gösterirken diğerinin ise AB’nin geleceği açısından Türkiye’nin AB üyeliğini önemsediğini ve dolaysıyla AB’nin yekpare olarak değerlendirilmesinin siyaseten doğru olmayacağı” değerlendirmesinde bulundu. Aktay’dan sonra sözü alan Doç. Dr. Murat Erdoğan konukları tanıtarak toplantının içeriğine ilişkin kısa bir değerlendirme yaptı. Daha sonra sözü Mehmet Tekelioğlu’na bıraktı.
 
Tekelioğlu: Dönem Başkanlığı ile İlişkiler Dondurulacak
 
Konuşmasına AB’nin hedeflerine değinerek başlayan Tekelioğlu, AB’nin Türkiye için önemli bir birlik olduğunu vurgulayarak “AB’nin standartlarını evrensel değerlerin süzülmüş biçimi olarak görüyorum. Bu standartlara ulaşmak için AB ile ilişkilerin devam etmesi gerekir” açıklamasında bulundu. Rum Yönetiminin dönem başkanlığı konusunda ise “Rumların dönem başkanlığını çok fazla ciddiye almamak gerekir. Reform paketlerini hayata geçirmek gerekir” diyen Tekelioğlu, dönem başkanlığının AB’nin unsurlarından sadece biri olduğunu, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini devam ettireceğini fakat dönem başkanlığı ile olan ilişkilerin dondurulacağı değerlendirmesinde bulundu. Ayrıca Tekelioğlu, bu dönemin daha çok AB Parlamentosu ve üye ülkelerle olan ilişkilere ağırlık verilerek geçirileceğini belirtti.
 
Bağcı: Türkiye’ye Eskisi Gibi Davranılmayacak
 
Tekelioğlu’ndan sonra sözü alan Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda başının ağrıdığını ve ağrımaya devam edeceğini ayrıca Kıbrıs Sorunu’nun çözülmesi konusunda pek umutlu olmadığını, Kıbrıs’ın İsrail veya Keşmir gibi olacağını dolayısıyla bu çözümsüzlüğü idare edebilecek bir politikanın gerekli olduğunu belirten Bağcı, iki halkın bir arada yaşamasının pek mümkün olmadığını, ancak AB evrensel değerleri kapsamında yan yana yaşayabileceklerine ilişkin değerlendirmede bulundu.  
 
Kıbrıs bağlamında Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini değerlendiren Bağcı, Türkiye’nin bundan sonra daha güçlü bir pozisyonda olacağını, “bu dönemde meclisin ve hükümetin hem Rum tarafını hem de AB tarafını iyi idare edebilecek bir politikaya ihtiyacı olduğunu” belirtti. Ayrıca Avrupa’daki krizin derinleşmesi ve “Türkiye’nin güçlenmesi nedeniyle ortaya çıkan yeni yapı içinde Türkiye’ye eskisi gibi davranılmayacak. Özellikle Almanya ve İngiltere ile birlikte hareket eden bir Türkiye ve ayrıca ekonomik ve siyasi istikrarın devam etmesi Rum ve Yunanistan karşısında Türkiye’yi güçlendirecektir” açıklamasında bulundu. Bağcı’dan sonra sözü Nur Batur aldı.
 
Batur: Kıbrıs Enerji Açısından Stratejik Bir Yer
 
AB projesinin hedeflerinden biri olan kalkınmanın başarıldığını fakat Soğuk Savaş sonrası AB’nin çok fazla genişlediğini ve bugün yönetilemez bir durumda olduğuna değinen Batur, AB’nin bugün siyasi mekanizmasını ve karar mekanizmasını aktifleştirmeye çalıştığını belirtti. AB’nin Kıbrıs’a ilişkin yaklaşımı konusunda ise “herhangi bir AB üyesinin uçaklarını doğrudan Ercan Havaalanı’na yöneltmesiyle mesele biter” açıklamasını yapan Batur, Kıbrıs’ın stratejik bir bölge olması dolayısıyla Türkiye, Amerika ve AB için önemli hale geldiğini belirterek Kıbrıs Sorunu’nu enerji kaynakları üzerindeki güç mücadelesi bağlamında değerlendirdi.
 
Kıbrıs’ta çıkan petrol ve doğalgazın Kıbrıs’ın ve Doğu Akdeniz’in ekonomik olarak önem kazanmasına neden olduğunu bununda AB ve ABD’nin ilgisini buraya yoğunlaştıracağına değinen Batur, “bu, hem Türkiye-AB ilişkilerini hem de Türkiye-İsrail ilişkilerini etkileyecektir” açıklamasında bulundu. İsrail ve Rum Yönetimi arasında son zamanlardaki yakın ilişkilere de değinen Batur, “bugün İsrail, Yunanistan ve Rum Yönetimi arasında ekonomik bir ittifak oluştu” ayrıca “Kıbrıs’ta çıkan gazın Yunanistan’ı nasıl kurtaracağı konuşulmaya başlandı”ğını ifade ederek enerji açısından Kıbrıs’ın stratejik bir konuma sahip olduğu açıklamasında bulundu. Kıbrıs’ın ekonomik değerinin denklemi değiştirdiğini ve bundan sonraki süreçte “ekonomik ve siyasi olarak yeni bir tablo” ortaya çıktığına değinen Batur, Türkiye’nin bunu fırsata çevirmesi için çatışmalardan uzak durması ve güçlü kalmasıyla bu sürece ayak uydurabileceğini belirtti.
 
Hasgüler: İsrail Kıbrıs Konusunda Yeni Bir Aktör
 
Batur’dan sonra sözü alan Mehmet Hasgüler konuyu sadece Güney Kıbrıs ve Türkiye ile sınırlandırmanın büyük fotoğrafı görmemizi engellediğini ifade ederek “bence Güney Kıbrıs üzerinden Almanya ve Fransa’nın Türkiye’nin AB sürecini yönettiği” şeklinde açıklamada bulunarak Almanya ve Fransa’nın bu konudaki politikalarına değindi.
 
“20. yüzyılda savaşların nedeni enerji idi 21. yüzyılda savaşların nedeni enerji nakil hattı üzerinde olacak” değerlendirmesini yapan Hasgüler, Kıbrıs konusunda yeni bir aktörün, İsrail’in ortaya çıktığını vurguladı. “İsrail’in Kıbrıs’a ilgisinin ekonomik mi yoksa siyasi mi? ve Kıbrıs İsrail’in dış politikasında nerede olacak?” gibi soruların önem kazandığını belirten Hasgüler, İsrail’in Kıbrıs konusunda son dönemdeki ilgisine dikkatleri çekti. Daha sonra sözü Yılmaz Çolak aldı.
 
Çolak: Türkiye Yeni Bir Strateji İzlemekte
 
“Rum yönetimi politikasının başından beri AB içinde Türkiye’yi sıkıştırmak ve kendi taleplerini dayatmak olduğunu” ifade eden Çolak, bu stratejinin aşırı sağcı veya solcu partiler döneminde bile değişmediğini belirterek Rum tarafının AB’yi kullanarak Türkiye’ye karşı yürüttüğü politikalarına değindi. Ayrıca Avrupa Birliği’nde vatandaşlık konusunda iki eğilimin var olduğuna değinen Çolak bunlardan birisi Avrupalı olmanın tanımını “anayasal vatandaşlık” kapsamında değerlendirirken diğer eğilimin ise Avrupalı olmayı “kültürel bir kimlik” olarak gördüğünü ve Türkiye’yi Avrupa’nın dışında bıraktığını ifade etti. Türkiye’deki müesses nizam için Kıbrıs sorununun 1974’ten beri merkezi bir konu olduğunu ve Türkiye’nin iç meselesi gibi değerlendirildiğini belirten Çolak, 2002 yılında hükümetin değişmesiyle yeni bir stratejinin benimsendiğini ayrıca 2005’te Rauf Denktaş’ın gitmesi ve Mehmet Ali Talat’ın gelmesi ile de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde müesses nizamın değiştiğine değinerek Kıbrıs konusunda ve sorunun çözümünde yeni bir dönemin başladığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
Toplantı soru cevap kısmıyla son buldu. 
 
Haber: Bedir Sala
 
 
 


[i] SDE tarafından daha önce “KKTC Siyaseti ve Kıbrıs Sorunu” başlıklı bir analiz yayınlanmıştı. Analize ulaşmak için:  http://www.sde.org.tr/tr/haberler/1045/kktc-siyaseti-ve-kibris-sorunu-analizi.aspx