Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : info@sde.org.tr
“Kamusal Alan ve Başörtüsü” Yeniden Tanımlandı
Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) “Kamusal Alan ve Başörtüsü” konulu beyin fırtınası gerçekleştirdi. Toplantının moderatörlüğünü SDE Uzmanı Dr. Murat Yılmaz yaparken, programın konuşmacısı Ahmet Demirhan oldu. Toplantıya katılanlara, Demirhan tarafından hazırlanan ve Aralık ayında SDE yayınlarından çıkmış “Kamusal Alan ve Başörtüsü” analizi dağıtıldı. Programda; kamusal alan nedir, alternatif kamusal alan tezleri nelerdir, Türkiye’de kamusal alan tartışmaları, temsili kamu, başörtüsü sorunu, kamusal din, demokratikleşme konuları ele alındı.
19 Ocak 2011 17:45
Toplantıda son yıllarda “başörtüsü” ile ilişkilendirilmeye çalışılan “kamusal alan” kavramının, ortaya çıktığı dönemden itibaren ne anlama geldiği, nasıl tanımlandığı, eleştirilerle birlikte nasıl bir dönüşüm geçirdiği tartışılırken, Türkiye’de “kamusal alan” kavramının kullanım tarzları değerlendirildi ve 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, AK Parti’nin iktidara gelmesinin hemen akabinde, “kamusal alan”ı “başörtüsü” ekseninde tanımlayarak, bunu devlet otoritesinin temsil edildiği bir alana çevirme girişiminin anlamları üzerinde duruldu.
 
Başörtüsü-Kamusal Alan İlişkilendirmesi
 
“Sezer’e kadar başörtüsü yasağının öğrenciler dışında doğrudan muhatabı olmamıştı” diyen Demirhan, Türkiye’de başörtüsünün kamusal alan ile nasıl ilişkilendirildiğini ise şu şekilde açıkladı: “Türkiye’de kamusal alan kavramının tarihi incelenecek olursa her halde 24 Kasım 2004 tarihini bir dönüm noktası olarak almak gerekir. Bu tarihte, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, “Anayasa’yı resmen yorumlamaya yetkili tek organ olan Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararları”na atıfta bulunarak, “Özel alanda özgürlük kapsamına girdiğinde kuşku bulunmayan başörtüsünün, kamusal alanda kabul edilip edilemeyeceği sorunu Anayasa Mahkemesi kararlarıyla çözülmüştür” dedi. Sezer, “Toplumun gündeminden çıkmış bulunan başörtüsünün yeniden sorun durumuna getirilmesinin kimseye yararı yoktur” cümlesiyle sorunun sadece “resmen” değil, “toplumsal” olarak da çözüldüğünü ifade etti. Böylece özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra YÖK’ün kurulmasıyla başlayan üniversitelerde başörtüsünün yasaklanması, Ahmet Necdet Sezer’in müdahalesiyle, kamusal alanla ilişkilendirmiş oldu. Sezer, başörtüsünü kamusal alan ile ilişkilendirirken, daha çok öğrencilerin bir sorunu olarak görülen “başörtüsü yasağı”, kamu görevlilerini ve siyasetçileri de ilgilendirir bir hal aldı.”
 
Demirhan, kamusal alanın ne olduğu sorusuna Jürgen Habermas ve Nilüfer Göle’nin argümanlarına eleştirel yaklaşarak cevap verdi: “Türkiye’de kamusal alana dair tartışmalara bakıldığında onun “ne” olduğundan çok “neresi” olduğu sorusunun daha çok önplana çıktığını müşahede ediyoruz. Elbette kamusal alan bir “alan”; ancak “alan” ifadesi, sınırları belirli “mekânsal” bir içerikten ziyade bir “vasat”ı; kamunun etkileşim içinde olduğu bir “vasıta”yı işaret ediyor. Kamusal alanın tarihsel olarak ortaya çıkışına vesile olan “vasat” da, öncelikle, fikirlerin değiş-tokuş edildiği ortamlar oldu. Kavramın fikir babası olan Jürgen Habermas’ın bundan 40 yıl kadar önce yayınladığı Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü adlı kitabı, öncelikle böyle bir “vasat”ın hangi koşullarda ve nasıl ortaya çıktığını ve hangi “yapısal” dönüşümlerden geçtiğini analiz eden bir çalışma. Yine de “kamusal alan” medyanın sunduğu imkânlardan daha fazlasını işaret eden bir “vasat” olarak kullanılan bir terim.”
 
Demirhan, “Kamusal alanda başörtüsünün hiç bir yeri yoktur. Kamusal alan, Habermasçı tanımıyla olsun, bu tanımı eleştirerek kamusal alanı genişleten ya da çoğullaştıran diğer tanımlar açısından olsun, bir “yer” ya da “mekân”ı işaret etmez. “Görünür” olmaya, dolayısıyla bir “yerde” bulunuyor olmaya değil, bir “vasat”a göndermede bulunur” derken şöyle devam etti: “kamusal alan hiç bir kimliğin ya da hayat tarzının tasarrufuna sunulamaz. Başörtüsünün kamusal alanda “yer”inin olmaması, başörtülülerin ya da başkalarının, kamusal alanda başörtüsünü tartışmasına, başka sorunlu alanlarda olduğu gibi bu sorun için de bir uzlaşma ve çözüm arayışına girmelerine engel teşkil etmez. Aksine, gittikçe daraltılan ve Çankaya Köşkü gibi alanlarda, protokol uğurlamalarında ya da resmi resepsiyonlarda sergilendiği gibi onu “temsili bir kamusal alan”a dönüştürerek Habermas’ın çözümlemesinde vurgulandığı üzere, toplumun yeniden feodalleşmesinin (ya da ülkemizde devletçi otoriterliğe yönelmesinin) önüne geçeceği gibi, kamusal alan meselesini bir “hukuk meselesi” haline dönüştürerek bir “gösteri” ve “merasim” alanına çevirecek bir mecradan da çıkaracaktır.”
 
“Türkiye’de, sorunun en şiddetli bir biçimde tartışıldığı Avrupa ülkelerinde dahi yasaklanmayan bir şekilde üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağının çözümü kamusal alanda değil, Anayasal bir düzlemde bulunacak “hukuki” yollarla olacaktır. Ancak bu hukuki yolların bulunması her şeyden çok “kamusal alan”ın canlılık kazanmasına bağlıdır.”
 
Demirhan’ın sunumunun ardından toplantı soru cevap bölümü ile son buldu.