Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Enflasyonun Panzehiri

Abuzer PINAR
06 Ekim 2018 14:33

Yıllardır unuttuğumuz çift haneli enflasyon tekrar gündemimize girdi. 2000’li yılların başına kadar bir nesil enflasyonsuz bir hayatı bilmiyordu. Sanki kaderimizdi. Ancak 2001 krizi sonrasında yapılan reformlar ve kararlı uygulamalarla tek haneye düşen enflasyon bunun bir kader olmadığını gösterdi.

1980’li yıllarda üniversite öğrencisiydik. Satın aldığımız bir kitabın üzerinde üst üste yapıştırılmış birkaç fiyat etiketi bulunurdu. Onları söküp kitap üzerindeki basılı fiyata baktığımızda anlayamazdık. Orijinal baskıda 50 kuruş yazdığı halde, yapıştırılan son etiket 20 TL idi örneğin. Daha sonra kitaplara fiyat basılmadı. Duruma göre etiket yapıştırılıyordu artık. Enflasyon tek hanelere düşüp orada bir süre kalınca kitapların arka kapağına yeniden fiyat basılmaya başlandı. Bunu öğrencilerime örnek olarak verirdim. Çünkü artık enflasyonun beli kırılmıştı.

Son bir yıla baktım, kitap baskıları yeniden fiyatsız yapılmaya başlandı. Şu an üniversite öğrencisi olan nesil bunu anlamayacak örneğin. Çünkü çift haneli enflasyon onların doğumunda ortadan kalkmıştı. Umudum odur ki yeni nesil buna alışmasın ve ne yapıp edip tekrar enflasyonu makul düzeylere düşürelim. Zira enflasyon sinyalleri bozar. Parasal illüzyona neden olur. Kimse mal ve hizmetlerin fiyatlarından emin olamaz. Satıcı ne kadar fiyatı arttırırsa arttırsın yarınından emin olamaz. Alıcı fiyatın gerçek olup olmadığını sorgular durur. Hele de bu bir sarmala dönüşürse piyasa döngüsü tümden tahrip olur.

Daha da kötüsü üretim yerine spekülatif faaliyetler daha cazip hale gelmeye başlar. Ekonomik karar alıcılar kazandıklarını zannederler. Ancak bu kazançlar nominaldir. Gerçekten birileri kazanır ama herkes değil. Bu bozuk piyasanın farkında olan ve ellerinde yeterince enstrüman olanlar spekülatif kazanç elde ederler. Lakin çoğunluk ve bir bütün olarak ekonomi kaybeder. Bu yüzden fiyat istikrarı mutlaka yeniden tesis edilmelidir. Peki nasıl?

Kısa dönemli, teknik, “yükte ağır pahada hafif” beylik sözler yazmayacağım buraya. Tam tersine, enflasyonun tek çaresi üretim altyapısının güçlendirilmesidir. Eğer piyasada enflasyonist yönde bir dengesizlik varsa, ya arz yetersizliği ya da talep fazlalığı vardır. Dolayısıyla ya parasal disiplin ve kredi daralması ile talebi kısacaksınız, ya da üretimi arttıracaksınız. Bu önerinin talep enflasyonu durumunda geçerli olduğunun farkındayım. Halen karşı karşıya olduğumuz ise çok yüksek düzeylerdeki maliyet enflasyonudur. %24 civarındaki talep enflasyonunun yaklaşık iki katı maliyet enflasyonu var. Bunu ne yapacağız? Evet, yine üretim altyapısının güçlendirilmesi ile. Nasıl mı? 

Maliyet yoluyla gelen enflasyonun asıl nedeni enerji ithalatı ve ithal girdi ile yapılan üretim. Bu durumda ithal bağımlılığını ortadan kaldıracak yollar arayacağız.

Enerji alanında yapılacak şey açık ve bu konuda son birkaç yılda küçümsenmeyecek adımlar atıldı. Rüzgar enerjisi ve güneş enerjisi. Özellikle güneş enerjisi için ülkemizin iklimi fazlasıyla uygun. Yılın tamamına yakınında güneş gören bir ülkeyiz. Güneş Enerjisi Santralleri (GES) iyi bir seçenek. Halen elektrik üretiminin ancak %6’sına denk düşmektedir. Bunun mutlaka arttırılması gerekir. Ama yetmez. Çünkü GES kurarken kullandığımız girdilerin bir kısmı da ithal. O halde?

İthal girdiye bağımlılığı da azaltacak girişimler gerekli. Otomotiv sektöründe iyiyiz ama ithal girdi oranı yüksek. Bunun bir kısmı hammadde ama fikri mülkiyet haklarına giren yazılım ve mühendislik oranı da oldukça yüksek düzeyde. Bilişim sektöründe hakeza durum benzer. Yerli üretim güçlendirilmek zorunda. Yeter ki kaliteli üretim yapalım. İnsanımız tereddütsüz yerli ürünlere iltifat edecektir. Emin olun başka tedbirlere gerek kalmayacaktır.

Neyimiz eksik? Emin olun tek eksiğimiz üretken işgücü yetiştirecek eğitim. Başka bir şey değil. Katma değeri yüksek üretimi gerçekleştirmenin tek yolu bu. Yüzlerce üniversitemiz var denebilir. Evet, var ama eğitimin içeriğini sorgulamak zorundayız. Tarla görmeyen ziraat mühendisi ile tarım bir adım ileri gidemez. Fabrika görmeyen mühendisle sanayileşme olmaz. Mühendislik belgesi vererek mezun ediyoruz ama deneyimli bir ara elemana verilen ücretin yarısını kabul ettiği halde iş bulamıyor. Çünkü üretime katkı yapacak donanıma sahip değil.

Bu konuda yapılacak şey belli. Mühendislik gibi bir eğitim dört duvar arasında olmaz. Sırf şekil şartları yerine gelsin diye rica minnet bir aylık bir “naylon” staj belgesi ile de olmaz. Eğitimin en az yarısını mezuniyet sonrası çalışacağı muhtemel üretim alanında geçirecek. Ama bir üretim çiftliğinde, ama fabrikada.

Diğer bir şey, bu kadar vasıfsız mühendis mezun etmekten vazgeçip ara eleman yetiştirecek mesleki eğitimi güçlendirmek zorundayız. Gençlerimizin eğitim hayatını da yok etmeyecek şekilde sanayi bölgelerinde, üretim tesislerinde uygulamalı eğitimi güçlendirmek zorundayız. Ama şu eğitimi bir deneme tahtası olmaktan çıkarıp gençlerimizin umudunu kırmamalıyız. Her yeni deneme bir mağdur kitlesi yaratıyor. Bir genç daha 15 yaşında kendisi veya ailesi tarafından yapılan bir seçimin mahkumu olmamalı.

Teknik liseye veya mesleki eğitime yönelen bir genç, orada başarılı olmadığı takdirde veya bir nedenle sevmediği takdirde başka bir alana yönelebilmeli. Bu özgürlüğü olduğu takdirde daha bir özgüven içerisinde işine, mesleğine sarılır. Efendim bu kaynak israfı değil mi? Değil! Mesleki eğitime değil de düz liseye giden ve vasıfsız olarak işgücü piyasasına katılan yüzbinlerce genç kaynak israfı değil mi peki? Düz lise istisnai olması gerekirken meslek liseleri istisnai seçim haline geldi. Sanki yeterince başarı gösteremeyenler meslek lisesine gidermiş gibi bir algı yaratıldı.

Ülkemizde şu zihniyet ortadan kalkmak zorunda. Mühendis olup masa başında birkaç evraka imza atarak bu ülkenin katma değeri arttırılamaz ve dolayısıyla böyle katma değerden pay almak da olmaz. Özel sektör de bu işe para vermez zaten. Kamu sektöründe de olmamalı. Üniversite, sanayici, bürokrat, politikacı, eğitimci bir araya gelerek strateji belirlemek ve uygulamayı da beraber yapmak zorunda. Başka çıkar yolu yok.

Ülkede siyasal istikrar, ekonomik istikrar istiyorsak; güçlü, söz sahibi, müreffeh olmak istiyorsak üretimi güçlendirmek, insanımızı sağlam eğitmek zorundayız. Başka yolu varsa buyurun…

 

06.10.2018