Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

Enflasyon ve Göreli Fiyatlar

Abuzer PINAR
04 Temmuz 2018 21:16

Enflasyon neyi bozar? Ya da şöyle soralım. Enflasyon oranı %10 ise ve bütün mal ve hizmetlerin fiyatı aynı oranda ve %10 artmış ise sorun nedir? Aslında böyleyse sorun yok. Daha doğrusu bütün malların fiyatının aynı oranda artması anlamsız. Bir denklemin her iki tarafını aynı sayıyla çarpmak gibidir ki denklik değişmez. Eğer bir çalışanın aylık ücreti %10 artıyorsa, satın aldığı ekmek, zeytin, otomobil, cep telefonu, patates, konut veya ödediği kira aynı oranda artıyorsa zaten sorun yoktur. Ancak sorun başka.

Enflasyon fiyat yapısını bozar. Göreli fiyatları değiştirir. Haziran ayında olduğu gibi ülkedeki genel fiyat artışı son altı ayda %9,17 iken, bu artışın gıda ve alkolsüz içeceklerde %13,8 ve giyim-ayakkabıda %4,58 olmasıdır. Diğer mal gruplarının detaylarına girmeyelim. Yani aynı miktardaki gıdaya harcadığımız para 100 TL’den 113,8 TL’ye çıkarken, aynı giyim ve ayakkabıya harcadığımız para 100 TL’den 104,6 TL’ye çıkmıştır. Peki, burada sorun nedir?

Bütün mal ve hizmetleri düşündüğümüzde, göreli fiyatlarda gözardı edilemeyecek bozulmalar varsa, bunu ciddiye almak gerekir. Fiyat yapısındaki bozulmalar üç nedenle istenmez.

Birincisi para illüzyonudur. Fiyat artışları ile nominal bir zenginleşme olur olacağına ama kimin kazanıp kimin kaybettiği detaylarda gizlidir ve zaman içerisinde anlaşılır. Özellikle 1990’ları hatırlayalım. Bir otomobil alıp bir yıl sonra “karlı” bir şekilde sattığını düşünen çokça insan vardı. Belki de 100 TL’ye alıp bir yıl sonra 120 TL’ye satmıştır. Peki, on yıldır kullanılan bir otomobil, siz de alıp bir yıl kullandıktan sonra neden değerlensin? Tam tersine daha da eskimiş ve daha fazla tamirat ve bakım gerektirmektedir. Burada kastedilen nominal artış olabilir. Ayrıca yukarıda Haziran enflasyonu örneğinde olduğu gibi genel fiyat düzeyi %10 artarken, otomobil fiyatları %20 oranında artmış ise, gerçekten de kişi göreli olarak daha fazla kazanç elde etmiştir.

İkinci sorun, yüksek fiyat artışları ve göreli fiyat bozulmalarının yarattığı spekülatif davranışlardaki artıştır. Yüksek düzeyde ve sürekli fiyat artışları varsa, tasarruf ve servet sahipleri, ellerindeki varlıkları korumak için değişik araçlara yönelirler. Gayrimenkul, altın, döviz, otomobil vs. Normalde tasarruf sahiplerinin bunu finans kuruluşlarında biriktirmesi veya devlet kağıtlarına yatırması beklenir. Ancak güvensiz bir ortamda tamamen getirisiz bir şekilde yastık altına da atabilir. Bu durumda kaynak israfı çıkar ortaya. Tasarruftan yatırıma veya yatırıma aracılık yapan kuruluşlara yönelmesi gereken para piyasadan çekilince kaynaklar israf edilmiş olur. Aslında piyasadan parasını çeken de kaybetmektedir. Ancak en azından daha fazla kaybetme riskinden kaçındığını düşünmektedir.

Üçüncü sorun ise harcama dağılımındaki bozulmadır. Enflasyon herkesi simetrik olarak etkilemez. Gıda fiyatları daha fazla yükselirken, harcamasının çoğu gıdadan oluşan düşük gelirliler daha fazla kaybeder. Değişik mal gruplarındaki fiyat artışları nispetince, kim hangi gruba ne kadar para harcıyorsa, ona göre daha fazla veya az etkilenecektir.

Peki, göreli fiyat değişimlerinin tek nedeni enflasyon mudur? Elbette değil. Herhangi bir mallın üretiminde daha fazla ithal girdi kullanılıyorsa ve döviz kuru fazla artmışsa, o malın fiyatı da ortalamadan daha fazla artacaktır. Bu reel ve her zaman var olabilecek bir değişimdir. Ancak genel fiyat düzeyi yüksek boyutlarda iken, bu bozulma daha fazla olur. Para illüzyonu ve spekülatif davranışlar nedeniyle bir sarmala dönüşür. Bu yüzden de gerçek nedenlere dayalı ve makul düzeydeki genel veya göreli fiyat artışları mutlak anlamda bir sorun sayılmaz. Hatta bazen siyasal otorite bilinçli olarak özel tüketim vergisi gibi araçları kullanarak bazı malların tüketimini azaltmak isteyebilir. Sigara ve alkolde olduğu gibi.

Yüksek enflasyondaki diğer bir sorun da uzun süre yüksek düzeyde kalması halinde fiyatlamalarda alışkanlığa dönüşmesidir. Para ve maliye politikası gibi standart önlemlerle enflasyon bir ölçüde düşürülebildiği halde bu alışkanlık bir süre daha devam edebilmektedir. 2001 sonrasında enflasyon tek hanelere düştüğü halde kira artışları yüksek kalmaya devam etmiştir. Çünkü kira sözleşmeleri bir yıl önceden yapılmakta ve müteakip yılın kira artışı daha oniki ay önceden belirlenmiş olmaktadır. Enflasyon inandırıcı bir süre tek hanede kaldıktan sonra nihayet konut sahipleri de enflasyon oranında kira artışını kabul eder hale gelmişlerdir.

Sonuç olarak, yeni ekonomi yönetiminin en önemli gündem maddelerinden birisi enflasyon olacaktır. Makul düzeydeki bir enflasyon büyümeye, kaynak etkinliğine ve istihdama zarar vermezken, uzun süre yüksek oranlarda takılı kalan bir enflasyonu düşürmek maalesef zaman almaktadır. Bu yüzden de mümkün olan en kısa sürede enflasyonun yeniden tek hanelere düşürülmesi, sürdürülebilir bir büyüme ve istihdamın ön şartı gibi düşünülmesi gerekir. Aynen ilk evrelerde daha kolay ve düşük maliyetle tedavi edilebilen hastalıklar gibi…

 

04.07.2018