Adres :
Aşağı Öveçler Çetin Emeç Bul. 1330. Cad. No:12, 06460 Çankaya - Ankara Telefon : +90 312 473 80 41 Faks : +90 312 473 80 46 E-Posta : sde@sde.org.tr

ABD’deki Enflasyonun Bedeli

Abuzer PINAR
18 Haziran 2018 09:53

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde Mayıs ayı enflasyonu %2,8’e çıktı. Nisan ayında bu oran %2,5 idi. Piyasa beklentilerinin üzerinde çıkan bu fiyat artışları son altı yılın en yüksek oranları. En yüksek artışlar akaryakıt ve konut sektöründen geldi. Peki, biz ABD enflasyonu ile neden ilgileniriz?

Önce çok kısa teorik bir bilgi verelim. Mal ve sermaye hareketlerinin serbest olduğu açık ekonomiler birbirlerinden doğrudan etkilenirler. İki ülke düşünelim: ABD ve Türkiye. Bir malın fiyatının Türkiye’de 100 TL, 1TL=1 dolar olduğu için, ABD’de de 100 dolar olduğunu farzedelim. Türkiye’de enflasyon %10 ve ABD’de %2,5 olursa, Türkiye’deki o malın fiyatı 110TL’ye, ABD’de ise aynı malın fiyatı ise 102,5 dolara çıkar. Basit satınalma gücü paritesine göre, 1TL=1 dolar kuru devam ediyorsa, aynı mal Türkiye’de daha pahalı hale gelir. Eğer ihracat yapma derdiniz varsa, diğer koşullarda bir değişme olmazken, aynı ihracatı yapabilmeniz için TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesi lazım. Ne kadar? Yine satınalma gücü paritesine göre, kabaca TL’nin enflasyon farkı kadar, yani %7,5 değer kaybederek intibak etmesi gerekir. Bu durumda Türkiye’de 110 TL olan malın fiyatı 102,5 dolar olmuş olur.

Devamında ne olur? Bunun üzerinde fazla durarak asıl konuyu kaçırmayalım. Konuşulması gereken bir mesele daha var. ABD’de enflasyon yükselme eğilimi gösterince, ABD merkez bankası (FED) bir tedbir olarak faizleri 25 baz puan arttırarak faiz aralığını 1,75-2,00’ye yükseltti. Bunu neden yapar? Çünkü enflasyon paranın mal karşısında değer kaybetmesi demek. Yani aynı tutardaki para ile daha önce aldığınız aynı miktardaki malı artık satın alamazsınız. Faiz arttırarak paranın düşen değerini telafi edersiniz. Bu da daha az kredi ve daha az harcama demek. Ya da daha pahalı kredi demek. Bu tedbirle enflasyonun düşmesi beklenir. Bu anlamda, merkez bankaları bu hareketleri sürekli takip etmek ve tedbir almak zorundadır.

Bir üçüncü mesele daha var. FED faiz artış kararı alırken bir şey daha olur. Dolar diğer paralar karşısında değer kazanır. Aslında, bir anlamda bir merkez bankasının belirlediği faiz o ülkenin parasının fiyatıdır. ABD faiz artışı sonucu AB euro’su, İngiliz sterlin’i, Japon yen’i dahil bütün paralar dolar karşısında az veya çok değer kaybetti. Tabi TL de. Yani ABD’deki bir enflasyon artışı faiz artışlarını, o da kur artışını beraberinde getirdi. Çünkü ABD açık ama büyük bir ekonomi. Belirleyen bir ekonomi. Mevcut uluslararası para ve finans sisteminde bu böyle olacaktır da.

Diğer yandan açık fakat küçük bir ekonomi iseniz, daha edilgen durumdasınız demektir. Küçük veya büyük ekonomiyi ise nüfus veya coğrafya büyüklüğü ile değil, üretkenliği ve gelir düzeyi ile ölçüyoruz. Siz başkalarının vazgeçemediği mal ve hizmet üretiyor ve bu işi de verimli bir şekilde yapıyorsanız büyüksünüz demektir. Buradaki büyüklük ekonomik olarak güçlü olmak anlamındadır.

Peki, bu etkilerden korunmanın yolu var mı? Var elbette. En köklü yolu üretken ve güçlü bir ekonomi olmaktır. Ancak bu, bugün alınacak bir kararla yarın gerçekleşmeyeceğine göre, yani uzun dönemli ve doğru adımlarla gerçekleşecek bir sonuç olduğuna göre, kısa dönemde ne yapılabilir?

Kısa dönemde para ve sermaye piyasası kuralları geçerlidir. Yani başka ülkede enflasyon oluyor ve faiz artışı yaptıkları için kur yükseliyorsa, zarar görmemeniz için sizdeki enflasyon o ülkedekinden düşük olmalıdır. Eğer sizde de enflasyon varsa, siz de benzer tedbirleri almak zorundasınız. Almadığınız takdirde fiyat ve para hareketleriniz olumsuz etkilenir. Ekonominin dengesi bozulur.

Akla şöyle bir soru gelebilir. ABD’nin yaşadığı enflasyonun bedelini biz mi ödüyoruz? Aslında ilk bakışta öyle gibi görünüyor ama değil. Bizde de enflasyon var. AB bölgesinde de var. Herkes kendi enflasyonunun bedelini ödüyor. Ancak ABD gibi parası herkes tarafından kabul gören büyük bir ekonomi, hoşumuza gitmese de hep bir adım önde oluyor. Onlar tedbir aldığı zaman bizi doğrudan etkiliyor ve bizim açımızdan zamanlaması hiç de doğru olmasa bile biz de tedbir almak zorunda kalıyoruz. Yapmadığımız takdirde de biriken bedeli daha ağır bir şekilde, er veya geç, bir gün ödemek durumunda kalabiliyoruz.

Sonuç olarak, orta ve uzun dönemde üretken ve güçlü bir ekonomi inşa etmek için adımlar atarken, kısa dönemde fiyat istikrarı ve finansal istikrarı koruyacak tedbirleri de almak zorundayız. Kısa dönemde alınan bu tedbirler bazen acı reçete anlamına gelse de…   

 

17.06.2018